Ermeni Soykırımı kararı Almanya’yı akladı

2 Haziran’da Federal Parlamento 1915-16 yıllarında Ermeni halkına yapılanları soykırım olarak tanımlayan kararı onayladı. Osmanlı imparatorluğunun soykırımda asıl rolü oynadığı biliniyor. Peki ya Almanya?

 

Federal Parlamentosu (Bundestag), 2 Haziran’da 1915-16 yıllarında Osmanlı topraklarında Ermeni halkına yapılanları, tarihinde ilk kez, “soykırım” olarak tanımlayan bir karar tasarısını kabul etti. Türkiye tarafından sert tepkilerle karşılanan dört sayfalık tasarı, hükümet partileri CDU/CSU, SPD ve muhalefetteki Yeşiller tarafından hazırlandı. Oylamada bir milletvekili karşı oy verirken bir milletvekili de çekimser kaldı.
Mecliste grubu bulunan bütün partiler tarafından ortaklaşa alınan bu karar tasarısının Alman devletinin güncel çıkarları ve görüşlerine göre hazırlandığı söylenebilir. Buna rağmen karar, sembolik önemin dışında, aslında çok fazla bir anlam taşımıyor. Bunu hem Almanya hem de Türkiye yönetenleri de iyi biliyor.
Bu nedenle, Türkiye tarafından yapılan tehdit ve protestoları daha çok iç politikaya yönelik atraksiyonlar olarak okumak gerekiyor. Daha önce benzer atraksiyonlar “soykırım” diyen Fransa, İsviçre… gibi ülkelere karşı da yapılmıştı. Ancak bir süre sonra sular duruldu, her şeye kaldığı yerden devam edildi. Bugün Ankara-Berlin hattındaki gerilim de zamanla dinecek.

 

ALMANYA NEDEN GECİKTİ?
Açıktır ki; Almanya çok geç “soykırım” diyen bir ülke. Bütün komşuları daha önce bu yönde kararlar almasına rağmen Almanya’nın gecikmeli hareket etmesinin arkasında elbette önemli tarihsel ve güncel nedenler bulunuyor.
Bu nedenlerin başında Ermeni halkına yönelik yapılan soykırımda Alman devletinin sorumluluğunun çok fazla olmasıdır. Belgeler ve dönemin siyasal gelişmeleri, Ermeni Soykırımı’nda Alman ordusu ve sermayesinin sorumluluğunun öyle basit, sıradan bir sorumluluk olmadığını ortaya koyuyor.
Mecliste kabul edilen kararda ise Alman sorumluluğu tam olarak şöyle tanımlanıyor: “Alman Meclisi, Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri baş müttefiki Alman İmparatorluğu’nun Alman diplomatları ve misyonerlerinin Ermenilerin organize şekilde yerinden sürme ve imha edildikleri konusunda verdiği net bilgilere rağmen, insanlığa karşı yapılan bu katliamı durdurmamasından üzüntü duyuyor. Federal Meclisindeki bu anma aynı zamanda yeryüzünün en eski Hristiyan ulusuna özel saygının ifadesidir.”
Önergenin sonunda 9 madde halinde meclis önümüzdeki dönem hükümetin yapması gerekenler sıralanıyor. Bu maddeler arasında Almanya’nın işlediği suç ortaklığı nedeniyle neler yapılması gerekenler yok. Mesele bütünüyle Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi ve buna yardımcı olmaya sıkıştırılmış.
Bu aynı zamanda, dolaylı olarak Almanya’nın soykırımda suçunun olmadığını, dolayısıyla tarihi ağır bir yükten kolayca kurtulma anlamına geliyor.
Peki gerçek bu mu?
Az çok tarih bilenler Ermeni Soykırımı’nın Almanya’nın Orta Doğu’daki çıkarları, Osmanlı üzerinde kurduğu egemenliğin pekişmesi, Rusya diğer ülkelerle girdiği paylaşım savaşıyla bağlantılı olduğunu biliyordur. Bu nedenle Almanya’nın sorumluluğu, soykırımı görmezlikten gelmenin ötesinde Osmanlı yönetimi ile birlikte suç ortaklığı şeklinde görülmelidir.

Dönemin Alman Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşleri Başdanışmanı A. M. von Schwarzenstein’in hazırlandığı 12 sayfalık rapordaki şu cümle o dönem Alman devletinin görüşünü özetliyor: “Türkiye’deki çok sayıdaki Alman’ın ekonomik çıkarları düşünülürse, ne kadar üzücü olursa olsun, Ermenistan’daki kıyımlar genel tablo içinde küçük kötülükler olarak görülmelidir.”
Keza dönemin Alman Başbakanı Bethmann-Hollweg de şunları söylüyor: “Yegane gayemiz, sonuç olarak Ermenilerin mahvolup olmadıklarına bakmadan, Türkiye’yi harbin sonuna kadar yanımızda tutmaktır.” (1)
Osmanlı’daki “Almanların ekonomik çıkarları” ve “savaşın sonuna kadar yanımızda tutuma” adına izlenen politika, “küçük kötülükler”e değil 1.5 milyon insanın katledilmesine neden oldu.
Bu durum uzunca bir süre Alman sermayesi tarafından “tarihteki bir ayrıntı” olarak görüldü. Keza Alman sorumluluğunun, sadece “bilip de durdurmamak” olmadığını gösteren bir diğer önemli kanıt da Osmanlı ordusunun aslında Alman ya da Almanların etkisindeki generaller tarafından yönetilmesiydi. Çünkü başta Osmanlı Genelkurmay Başkanı (Friedrich Bronsart von Schellendorf)  dahil olmak üzere komuta kademesinin bir bölümü Alman generallerden oluşuyordu… Ve bu Alman generaller, Ermenilerin yerinden sürülmesi ve katledilmesi konusundaki kararların altına imza attı. Dönemin en güçlü ismi Talat Paşa bir Alman işbirlikçiydi ve savaş bittikten sonra kaçıp Almanya’ya sığındı. Sonra bir Ermeni tarafından öldürüldü.
Almanya’nın sorumluluğu elbette bunlarla bitmiyor. Sol Parti tarafından geçen yıl verilen önergede (18/4335) Alman sermayesinin Ermeni soykırımdaki rolü şu şekilde ifade ediyordu: “Bağdat Demiryolu’nu yapan Philipp Holzmann AG on binlerce Ermeni’yi Osmanlı ordusundan ‘ödünç’ alarak parasız, köle gibi çalıştırdı, sonra da ölüme gönderdi. Deutsche Bank ve Victoria Sigorta, Ermeni halkının mal varlığından ve sigorta poliçelerinden çıkar sağladı.”
Bütün bunlar, dönemin Alman İmparatorluğu’nun Ermeni soykırımındaki rolünüm basit bir şekilde “bilip de önlemek” değil, doğrudan suç ortağı olduğunu, siyasi ve ekonomik sonuçlarından nemalandığını gösteriyor.
Bu nedenle, Almanya’nın tarihsel yükü bu kadar ağır olan bir soykırımdan, basit şekilde kurtulması kabullenmemeli, tam anlamıyla sorumluluğunu üstlenmesi, yaptıklarının karşılığında gerekli tazminatları ödemesi gerekiyor.

 

(1) Alıntılar, Erdoğan Aydın, Onur ve Utanç, Evrensel Basım Yayın, sf. 25

 

 

Soykırım diyen ülke sayısı 29’a çıktı

Almanya Federal Meclisi’nde, Ermeni Soykırımını tanıyan kararın onaylanmasının ardından, soykırımı tanıyan ülkelerin sayısı 29’a çıktı. Soykırımı tanıyan ülkeler şunlar: Almanya, Kıbrıs Cumhuriyeti, Arjantin, Litvanya, Avusturya, Lübnan, Belçika, Lüksemburg, Bolivya, Paraguay, Brezilya, Polonya, Bulgaristan, Rusya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Ermenistan, Suriye, Fransa, Şili, Hollanda, Uruguay, İsveç, Vatikan, İsviçre, Venezuela, İtalya, Yunanistan ve Kanada.

 

 

Meclis Ermeni soykırımını resmen kabul etti

1915-16 yılları arasında Türkiye’de Ermeni halkına soykırımının 100. yılında gündeme gelen ancak muhtemel tepkiler nedeniyle ertelenen karar tasarısı, 2 Haziran’da Federal Parlamentoda kabul edildi. Osmanlı döneminde Ermeni halkına yapılanların açık olarak “soykırım” olarak adlandırıldığı tasarıda Holokost ile paralellik kuruldu.

Oturumun başında konuşan Federal Parlamento Başkanı Norbert Lammert, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin soykırımdan sorumluğu olmadığını, amaçlarının burada Türkiye’yi sanık sandalyesine oturtup yargılamak olmadığını ifade ederek, amaçlarının geçmişte yapılanlarla hesaplaşma olduğunu söyledi.

Oturumda SPD adına Meclis Grup Başkan Yardımcısı Rolf Mützenich, Sol Parti adına Meclis Grubu Eski Başkanı Gregor Gysi, CDU/CSU adına Meclis Grubu Başkan Yardımcısı Franz-Josef Jung, Yeşiller adına Eş Başkan Cem Özdemir bir konuşma yaptı. Yakasına Ermeni Soykırımının simgesi “Unutma Beni” çiçeğini takan Özdemir, ziyaretçi tribünlerinde bulunan azınlıkların temsilcilerini selamladı.

 

MERKEL, GABRİEL, STEİNMEİER OYLAMAYA KATILMADI

Mecliste Ermeni Soykırımı konuşulduğu sırada hükümetin en önemli temsilcileri Başbakan Angela Merkel, Başbakan Yardımcısı ve SPD Genel Başkanı Sigmar Gabriel ve Federal Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier oylamaya katılmadı. Merkel, NATO Genel Sekreteri Stoltenberg ile buluşmasını gerekçe göstererek oylamaya katılmazken, Gabriel inşaat işverenleri toplantısına katılmayı tercih etti. Dışişleri Bakanı Steienmeier ise Arjantin’de olduğu için oylama sırasında hazır bulunmadı. Merkel, meclis grubunda yapılan prova oylamasında tasarıdan yana oy vermişti. Hükümetin üç isminin de oylama sırasında hazır bulunmaması, Almanya’nın Türkiye ile ilişkilerini daha fazla germeyi engellemek için yapıldığı yorumu yapıldı.