Linç politikası Almanya’ya ulaştı

Almanya parlamentosunun Ermeni Soykırımı konulu kararının ardından iktidar ve yandaş medyasının başlattığı linç kampanyası, son aylarda AKP’nin Türkiye dışındaki siyasete, medyaya ve vatandaşlara ayar verme, dayatmada bulunma konusunda gösterdiği pervasızlığın da bir devamı oldu. 

 

Almanya’da Federal Meclis’in 1915-16 tarihinde Osmanlı yönetimi tarafından Ermenilere yapılanları soykırım olarak kabul etmesi, beklendiği gibi Türkiye’de hükümet ve medya tarafından ‘gözü dönmüş’ bir tepki seline neden oldu.

Kararın ardından çıkan gazete başlıkları tabloyu özetliyor aslında: “Dummkopf!”(Akşam), “Bu karar kalkacak” (Aydınlık), Hitler’in çocukları (Milat), Utanç verici karar (Milliyet), Her şey PKK için (Star), “Hitler’in torunları Türkiye’yi soykırım yapmakla suçladı- Schämmen Sie sich” (Sözcü), “Nazi ürür, kervan yürür” (Akit), “Hitler’in torunlarından soykırım kararı” (Zaman), “Yazıklar olsun” (Hürriyet), “Türkiye bunu unutmaz” (Yeni Şafak)

Kabul edilen tasarı yüzünden Alman hükümetine, parlamentosuna, buradaki Türkiye kökenli vekillere ve Alman halkına demedik laf, kusmadık öfke, etmedik hakaret bırakmayan koronun şefliğini ise tabii ki başkomutan sıfatının hakkını veren cumhurbaşkanı Erdoğan yaptı.

Büyük bölümü mahalle kavgasında söylenecek hakaret ve tehditlerden oluşan bu ‘yerli ve milli saldırı” kampanyasında medya ve Erdoğan, birdenbire Almanların ne kadar “soykırımcı, küstah, utanmaz, namert ve Hitler’in torunu” olduğunu hatırladı. Sanki bir süredir sıkı fıkı olduğu Merkel’e övgüler dizen, sarayda taht koltuğuna oturtulacak kadar yakınlık gösteren onlar değildi!

Gerek siyasiler gerekse medyanın bu yüksek tempolu ‘vatan savunması’nın bir yönü hiç kuşku yok ki, politika ve diplomasinin rutin gerekleri olarak görülebilir. Osmanlı politikasının revaçta olduğu bu dönem iç politikada prim yapsa da, birkaç hafta sonra bu edilen küfürlerin, tehditlerin dozunun düşüp, meselenin fazla bir kıymeti harbiyesi kalmayacağı muhtemeldir.

Ama, güya ‘vatan millet’ adına girişilen bu kampanya, şu anda Türkiye’yi yönetenlerin izlediği politikanın iç yüzünü bir kez daha ortaya koymakta; ve aslında, hem Türkiye hem de Türkiye halklarına büyük zararlar vermekte.

 

TÜRKİYE KÖKENLİ VEKİLLERE İHANET SUÇLAMASI

Erdoğan’ın önderliğinde yürütülen tepki kampanyasının dikkat çeken yanlarından biri, Almanya parlamentosundaki Türkiye kökenli milletvekillere yönelik tehdit ve suçlamalar oldu.

Başta Cem Özdemir olmak üzere, Alman parlamentosundaki Türkiye kökenli vekilllerin ne teröristlerle işbirliği, ne sütü-kanı bozukluğu, ne cahillikleri, ne hainlikleri kaldı. Bu konularda hayli başarılı olan yandaş basın bile Erdoğan’ın hızına yetişmede zorlandı. Erdoğan işi vekillerin Türk kanı taşımadığını ispatlamak için kan testi yapmayı önermeye kadar vardırdı işi! Öyle ki iş, vekillere ölüm tehditlerine ve güvenlik güçlerinin özel önlem almak durumunda kaldıklarını açıklamaya kadar ulaştı.

Peki neydi bu vekilleri suçu? Hükümetle, Erdoğan’la ya da geleneksel devlet politikası ile aynı görüşte olmamaları. Kararın içeriğiyle ilgili tartışma bir yana, şurası açık olarak anlaşılmalı ki, bu vekiller, kökenleri Türk, Kürt veya belki de Laz, Arap olsalar da Alman halkının meclisteki temsilcileri olarak seçilmişlerdir. Türk hükümeti veya devleti ile hiçbir bağları yoktur, olsa olsa Türkiye halkıyla kültürel, politik ve sosyal bağlarından söz edilebilir. Her bri kendi üyesi oldukları parti ve meclis gruplarının görüşleri doğrultusunda hareket etmektedirler.

Kaldı ki, Tayyip Erdoğan ve ondan önceki bütün hükümet, devlet yetkilileri, Almanya’ya her geldiklerinde buradaki Türkiye kökenli vatandaşlara, Alman siyasetine aktif katılmalarını, parlamento, belediye vb. gibi bütün kurumlarda yükselmelerini önermiş, teşvik etmişlerdir. Şimdi bir kez daha anlaşılıyor ki, asıl kastettikleri mesele, buralarda kendilerinin politika ve görüşlerini temsil etmeleri, Türkiye’deki hükümet ve devletin birer memuru gibi davranmalarıymış… Yani hükümetin işine gelince kahraman, gelmeyince vatan haini-kansız! İyi de bu vekiller, AKP, MHP veya CHP’den mi seçildiler de şimdi onlara hesap verecekler. Her birinin seçim bölgesi belli, Bochum, Berlin, Hamburg…

Kan testinden ne sonuç çıkar bilinmez ama onları bu seçim bölgelerinde kimlerin seçip görev verdiği açık olsa gerek.

Alman meclisinde Alman vatandaşı olarak siyaset yapan vekillere yönelik bu baskıcı ve cüretkar tutum, yürekli bir Türkiye sevdası gibi gösterilmek istense de, Türkiye hükümetlerinin Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli insanlara hangi mantıkla baktığını ortaya koyuyor aslında. Vatandaşı devletin, iktidarın kulu gibi gören bu anlayış, o kadar izandan uzaklaşmış ki, başka bir ülkede başka bir uyrukla yaşasa bile onları kendi malı olarak görebilmek de. Onların sahibi, efendisi olarak da ‘yeri gelir döver, yeri gelir severim’ deniyor yani.

Ama unutulan şu ki, 60 yıl geçmişi olan göç tarihi, kökenleri Türkiye’de olsa ve Türkiye ile elbette daha özel ve özgün bağları bulunsa da, doğup büyüdükleri Almanya’nın bir parçası haline gelmiş yeni kuşaklar ortaya çıkarmıştır. Ve bu kuşaklar acısı tatlısıyla, sorunlarını, özlemlerini, hayatlarını bu ülkede, bu ülke halkıyla birlikte yaşamaktadırlar. Onların hayatlarını yönlendiren Türkiye’deki iktidarın, siyasetçilerin istekleri ve politikaları değil, bu ülkede yaşamaktan kaynaklı sorunlar ve ihtiyaçlardır. Burada işçi, öğrenci, ev kadını veya politikacı, akademisyen, sanatçı vb. olarak yaşadıkları sorunlara çözümü de Türkiye’deki iktidarlar ve siyasetçiler değil kendileri ve beraber yaşadığı toplumda bulacaklardır. Bu ne Türkiye’ye, Türkiye’de yaşayan halka sırt çevirmek anamına gelir, ne de Türkiye’deki iktidarın hoşuna gitmiyor diye vatan hainliği le damgalanabilir!

 

‘ HİTLER’İN TORUNLARI’

Soykırım kararı ardından başlatılan linç kampanyasının iz bırakacak yanlarından biri de, karar nedeniyle bütün Alman halkının “Hitler’in torunları” olarak damgalanması oldu. Almanya’nın faşizm ve soykırımlar kadar, faşizme direniş ve hatalarıyla yüzleşme tarihi olduğu gerçeği bir yana bütün halkı Hitlerci faşizmle eş tutmak, gözü dönmüş bir densizliktir elbette. Ama sadece bu da değil, bu suçlama Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli insanları Alman halkıyla karşı karşıya getirme, önyargıları ve düşmanlığı körüklemeye hizmet etmektedir aynı zamanda. Aynı işyerini, aynı okulu, mahalleyi paylaştıkları insanlara “Hitlerin torunu” gözüyle bakmalarını istemek, zaten var olan kimi sorunları daha da azdırmak, Türkiyelilerin daha da yalnızlaşıp kendi gettosuna hapsolmasını istemek demektir. Eğer, Ermenilere yapılanın soykırım olarak adlandırıldığı karar, Türkiye’deki halkı “Osmanlı torunları”, “soykırm yapanların devamı vb.”  olarak suçlamış olsaydı, bu da alçakça ve densizce bir şey olurdu. Kaldı ki, Almanya parlamentosunda alınan karar, dönemin Alman imparatorluğunun da (yüzeysel ve göstermelik olsa bile) bu soykırım suçundan sorumlu olduğunu teslim etmektedir. Eğer illa da bir torun aranacaksa, Ermenilere yapılan zulmün, insanlıkla bağdaşmadığı gerçeğini görmek ve bunu lanetlemek yerine, işlenen bu tarihi suça sahip çıkmayı tercih edenlerin, Ermeni soykırımını organize eden İttihat ve Terakki Cemiyeti yöneticileri ile aralarında bir bağ kurabilirler. Kaldı ki onlar bu bağı kurmakta sakınca görmek bir yana gurur duyacak kadar pervasız bir ruh halindeler.