İngiltere’de emek örgütleri referanduma ne diyor?

 

İngiltere’nin Avrupa Birliği’nde (AB) içinde kalıp kalmayacağına karar vermek için referandum yapılacak. 23 Haziran’da gerçekleştirilecek referandum öncesi çeşitli tartışmalar devam ediyor. Geçtiğimiz yıl yapılan genel seçimler öncesi Başbakan David Cameron’ın vaadi olarak gündeme gelen referandumda “evet” ya da “hayır” denecek. Birçok kesim “evet” kampanyası yürütürken, bazı sendikalar ve siyasi oluşumlar da “hayır” kampanyası yürütüyor. İki kampanyada yer alan sendikacılarla  referandum sürecini konuştuk.

 

‘AB, NEOLİBERAL BİR SERBEST PAZARDIR’

Eddie Dempsy (RMT Ulaşım Sendikası Merkez Yürütme Kurulu Üyesi):

RMT neden Avrupa Birliği’nden çıkmak için yürütülen kampanyada yer alıyor?
RMT, her zaman AB’ye karşı çıktı. Bu kararımızı son kongremizde de yineledik. Ayrılma kampanyası safında yer almamız, üyelerimiz tarafından alınan demokratik bir karar. Biz yönetmeliğimiz gereği sosyalizme bağlıyız. Yönetmeliğimizin 4. maddesinin B şıkkı, sosyalist bir düzen için kapitalist sistemin süper devletine karşı mücadele edilmesini içeriyor. Bu hedefimizi Avrupa Birliği içinde kalarak yerine getiremeyiz. Avrupa Birliği, neo-liberal bir serbest pazar. Avrupa Birliği’nin temelini oluşturan Lizbon Anlaşması, sermaye, meta ve emek gücünün serbest dolaşımını şart koşuyor ki; bu aynı zamanda kapitalist serbest pazarın kuralları. Kapitalizmin serbest pazar kuralına bağlı kaldığı sürece, Avrupa Birliği içinde solcu ya da herhangi bir hükümet için oy kullanmanız bir şey değiştirmeyecek. Biz buna karşıyız ve sosyalizmi talep ediyoruz.

 

Avrupa Birliği’ni işçi hakları ve ABD ile yapılan TTIP gibi anlaşmalar bağlamında nasıl değerlendiriyorsunuz?
Avrupa Birliği, Britanya Hükümeti’nin çelik endüstrisini kurtarmak için devlet yardımı sunmasını engelledi. Bizim örgütlendiğimiz sektör olan ulaşım, AB’nin 91/440 nolu düzenlemesi uyarınca özelleştirildi. Avrupa dördüncü demir yolu paketi adındaki mevcut yasaya göre, şirketlere servisleri devretmek için tüm Avrupa çapındaki demiryolu işletmeleri ihaleye açılmak zorunda. Bu nedenle AB içindeki düzenlemelerden dolayı kendi ülkemizde demiryollarını kamulaştıramayız. AB içerisinde işlere zarar veren bir çok yasa ve düzenleme var. Mesela Avrupa Adalet Mahkemesi sürekli olarak büyük şirketlerin lehine, işçilerin ve sendikaların ise aleyhine kararlar verdi.
Son olarak Almanya, diğer üye ülkelerin vatandaşları da dahil kendi sınırları içinde taşımacılık sektöründe çalışan şoförler için ulusal bir ücret belirlemek istedi. Ama Avrupa Adalet Mahkemesi bunu kabul etmedi, şirketlerin Alman vatandaşı olmayan üye ülke şoförlerine düşük ücret ödeyebileceğine hükmetti. Bu da, Almanya’daki sendikaların toplu sözleşme hakkını ihlal eden bir durum. Benzeri çok sayıda karar var.
Hem TTIP’ye karşı çıkıp hem de AB’den yana olamazsınız. (Eski Başbakan Margaret) Thatcher’cı serbest neoliberal pazarı AB’ye taşınmasının mimarlarından biri, kendilerini Avrupa Yuvarlak Masa Endüstricileri olarak tanımlayan gruptu. Sadece davet edilenlerin katılabildiği ve üyeleri Avrupa merkezli çokuluslu şirketlerin yöneticilerinden oluşan bir grup. Avrupa pazarı ve yasasını şirketler yararına bunlar oluşturdu. TTIP olarak bilinen Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması’nın arkasında da bunlar var. Tüm yetkiler, Brüksel’deki seçilmemiş olan bürokratlarda ve tüm hakları şirketlere devredilecek. Avrupa çapında demokratik olarak seçilmiş ulusal parlamentoların ekonomik konularda karar alması ortadan kaldırılacak. TTIP bunun bir uzantısı. Daha fazla kar hedefiyle yeni yatırım fırsatı kollayan şirketler yararına tüm demokratik hakların ortadan kaldırılması girişimidir.

 

İngiltere Sendikalar Konfederasyonu’nun (TUC) hükümet ile aynı safta yer almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Evet, bir skandal. Tek bir pazarın oluşturulması sürecinin başlangıcında, tüm emek hareketi, tüm solcular İşçi Partisi’nin sol kanadı ve tüm sendikalar AB’ye karşıydı. Ta ki 1988’e kadar. Bir efsaneden ibaret “Sosyal Avrupa” fikri ile işçilerin gözlerini kapattılar. Britanya’da, Muhafazakarlar’ın saldırılarını durduracağını; herkese iş imkanı ve yüksek maaş vaat ettiler. O zamandan bugüne, Sosyal Avrupa fikrinin şekere bulanmış bir acı hap olduğu ortaya çıktı. Üzerindeki şekeri gidince altında neo-liberalizm çıktı.
AB’nin, Yunan işçi sınıfına yaptıklarına bakın, İspanya’da genç işsizlerin oranı yüzde 50’yi buldu, İrlanda’da göç yine başladı. AB işte bu. Sosyal Avrupa fikri, İngiltere işçi sınıfı ve sendikaların geri çekildiği bir dönemde  piyasaya sürüldü. Madenciler yenilmişti ve Thatcher iktidardaydı. Yenilgi ve karamsarlık dönemiydi. Bu nedenle sendikal hareketin büyük kısmı Sosyal Avrupa fikrine sarıldı. Bir çıkış bulabileceklerini ve Avrupa’dan iyi bir sonuç alabileceklerini düşündüler. Avrupa solu ve işçi hareketi hâlâ orada takılı kaldı. Bu sahte bir düşünce. RMT olarak hep karşı çıktık. Bankacıların klübü, şirketlerin karı ve sömürüsü için ve ulusal demokrasiyi yok etmeyi hedefleyen bir birlik.

 

‘AB İLE KAZANILAN HAKLAR GERİYE GİDER’

 

Kam Gill (İngiltere Sendikalar Konfederasyonu-TUC Politika ve Kampanyalar Sözcüsü):

23 Haziran’da yapılacak olan referandumda TUC neden evet kampanyası yürütenlerin safında yer alıyor?
TUC, Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği içinde kalması için kampanya yürütüyor. Çünkü ayrılığın, Birleşik Krallık ekonomisi ve istihdam konusunda büyük derecede riskler taşıdığını düşünüyoruz. Aynı zamanda Avrupa Birliği çalışanların bir çok hakkını güvenceye aldı. Ayrılık için oy kullanırlarsa iş ve günlük hayatları olumsuz etkilenecek.

 

Sizce, Avrupa Birliği’nin görüşmeler yürüttüğü Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması TTIP, Ulusal Sağlık Servisi NHS için bir tehdit oluşturmuyor mu?
Şimdilik TTIP’nin NHS için bir tehdit olduğunu düşünmüyoruz. Ama Avrupa Birliği’nden ayrılmanın çok daha büyük risk taşıdığını düşünüyoruz. Ayrılıp çok kötü bir duruma düşmektense, Avrupa Birliği içinde kalarak TTIP’nin en yıkıcı kısımlarının kaldırılması için mücadele etmenin daha doğru olduğunu düşünüyoruz.

 

Özelleştirmenin işçiler için her zaman kötü olduğunu biliyoruz. Eğer NHS, TTIP’den dolayı özelleştirilirse TUC nasıl bir tepki gösterir?
Özelleştirmeyi özellikle de NHS’in özelleştirilmesini desteklemiyoruz. Ama üyelerimizle birlikte etkisini en aza indirmek için çalışır ve destek sunarız.

 

Şu anda çelik işçileri büyük sorun yaşıyor ve Avrupa Birliği, işçilere destek sunulmasını engelliyor…
Yakın zamanda iyi bir haber aldık, çelik işçilerinin bir çoğunun işi güvenceye alınacak, ve diğerleri hâlâ sendikaları ile birlikte kampanya yürütüyor. Ama “Avrupa Birliği’nin bir yardımı dokunmuyor” gibi doğrudan bir değerlendirme yapmak doğru değil. Çünkü Avrupa Birliği çelik işlerinin güvenceye alınması için mevcut hükümetten daha fazlasını yaptı. Mevcut çelik krizini Avrupa Birliği’ne yıkmak doğru olmaz.

 

TUC’nin hükümet ile birlikte aynı safta yer almasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Genellikle karşı taraflarda yer alırlar?
Hükümetle benzeri bir kampanya yürüttüğümüzden emin değilim. Bizim yürüttüğümüz kampanyanın hedefi çalışanların sesini referandumda duyulmasını sağlamak. Hükümet daha çok işverenlerin sesi olmaya odaklanmış durumda, biz ise referandumda çalışanların, düşük gelirlilerin ve kadınların sesinin duyulmasını istiyoruz. Çünkü ayrılmak çok etkili olacak.

 

TUC, içinde bazı sendikaların farklı taraflarda yer almalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sendikal hareket demokratik bir harekttir, bu nedenle bir çok farklı görüş var. Özellikle TUC’ye üye olan sendikalar oylamaya gitti ve çoğunluğu TUC gibi Avrupa Birliği’nde kalmayı destekleme kararı aldı.

 

Büyük şirketler de, TUC gibi Avrupa Birliği’nden yana. Bu nasıl mümkün?
Avrupa Birliği’nde kalınmasında yana olan büyük firmalar var ve bunların kendi nedenleri var. Biz Avrupa Birliği’nin yıllarca mücadele ile kazanılmış hakları koruyan bir yapıya sahip olduğunu düşünüyoruz. Doğum izni, annelik hakkı, ayrımcılığa karşı mücadele, ücretli tatil hakkı, Avrupa Birliği tarafından güvenceye alınmadan önce zayıflatılan haklardı. Bu nedenle aynı tarafta yer alıyoruz ve Avrupa Birliği’nde yer almanın faydalı olacağını düşünüyoruz.

Irlanda, Portekiz ve Yunanistan Avrupa Birliği’nin baskılarından dolayı toplu sözleşme haklarını kaybettiler, Birleşik Krallık’da bu haklarını kaybetmeyecek mi?
Elbette Avrupa Birliği mükemmel değil ve iyileştirilmesi için çalışmalarımız devam edecek. Toplu sözleşme hakkımızı kaybedeceğimizi düşünmüyorum. David Cameron’un yaptığı müzakere sürecinde bazı kısıtlamalar kaldırıldı. Bu hakkı koruma şansımız Avrupa Birliği içinde kaldığımızda daha fazla olacak.

 

Kadınların mücadele ile elde ettiği eşit ücret hakkının Avrupa Birliği’ne rağmen uygulanmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Evet haklısınız, eşit ücret meselesi hâlâ bir problem ve biz bunu sona erdirmek için çalışmalarımızı ve kampanyamızı devam ettireceğiz. Eğer tarihe bakarsanız eşit ücret hakkı kısmi olarak sendikaların mücadelesi, kısmı olarak da Avrupa Ekonomik Topluluğu’na üyelik sonucuna bağlı olarak elde edildi. Hala yapılması gereken çok iş var ve biz de çalışmalarımızı devam ettireceğiz.

 

 

AB ücretleri aşağı çekiyor

 

Sayın Gordon, referandumda ayrılık yanlısı iki kampanyaya rağmen neden yeni bir kampanya kurma ihtiyacı duydunuz?
Bu yıl 23 Haziran’da yapılacak olan referandumun ilginç yanı, tartışmalara büyük işverenlerin ve sağcıların görüşlerinin hakim olması. Bu her iki taraf açısından da böyle. Avrupa Birliği’nden yana olan David Cameron’dan Peter Mandelson’a, Avrupa Birliği’nden ayrılmak isteyenlere kadar… Sosyalistlerin ve solun sesi büyük oranda yok sayıldı. 1975 yılındaki referandumdan çok farklı. 1975 yılında Britanya’da gerçekleşen referandumda, Avrupa Ekonomik Topluluğu’ndan çıkma kampanyasına sol öncülük etti. İşçi Partisi sol kanat milletvekilleri ve işçi sınıfı hareketi öncülük etti. Ayrılık kampanyası yürütenler açısından, sosyalistlerin, solcuların ve işçi sınıfı hareketinin tarihi görüşlerinin duyulur olması gerektiğini düşündük.

 

AB yanlıları, eğer ayrılırsak hane başına 4 bin 300 sterlin kayıp yaşanacağını, işçi sınıfı ve sendikal yasaların iyleşmeyeceğini ve bu yasaların AB’nin korumasında olduğu iddialarına katılıyor musunuz?
Açıkça hayır. İki farklı iddiayı dile getirdiniz. İlki, hükümet tarafından dile getirilen hane başına 4 bin 300 sterline mal olacağı iddiası. Bu sahte ve çok süpekülatif bir iddia. Bir çok varsayıma dayanan bir iddia. Sendikal hareket içerisinde olan ve ayrılmanın savunanlar olarak, AB üyeliğinin Britanya ve Avrupa çapında işçi sınıfının ücretleri konusunda zararlı olduğunu söylüyoruz. Serbest dolaşım hakkına uygulanan neoliberal politikalardan kaynaklı olarak, üretim Avrupa’nın en düşük ücretli yerlerine devredilmiştir. Yoksulların yararlanacağı sosyal güvenlik, ve ücretler sürekli olarak aşağıya çekilmiştir.
Mevcut sistem hem Britanya, hem de başka Avrupa ülkelerindeki işçilerin dezavantajına. Bu nedenden dolayı hane başına giderlerin 4 bin 300 sterlin artacağı sahte bir iddia. Eğer ayrılıktan yana oy kullanırsak bu iddianın gerçeklik karşısında bir hükmü kalmayacak, çünkü ücretler artacak. Bu gerçeklik iş ve politik çevreler tarafından kabul edildi ve Financial Times’da buna ilişkin yorumlar çıktı. Şu çok açık; AB üyeliği maaşları aşağıya çeken fiili bir sistem işlevi görüyor. AB’den ayrılınca çalışanlar daha iyi durumda olacak.
Dile getirdiğin ikinci iddia ki; yeniden ifade edeceğim için kusura bakma. AB’nin işçi haklarını koruduğu iddiası. Bu iddia gerçekten gülünç. Gerçeklik şu ki; AB üyeliği için söz verilen sosyal yasalar ya da soyal bölümün kağıttan kaplan olduğu ortaya çıktı. Britanya yasalarında var olan çok sayıdaki sosyal koruma, AB’den değil Britanya hükümetleri ve çoğunlukla İşçi Partisi tarafından kabul edilen ilerici yasalardan kaynaklanıyor.
Eşit ücret hakkı; çoğunlukla Avrupa yanlıları tarafından AB yasalarına dayandırılır ama bu doğru değil. Kadınlar eşit ücret için bu ülkede ve başkaca yerlerde mücadele etti. 1972 yılında, AB’ye üye olmadan önce eşit ücret yasallaştırıldı. Dikkat çekmek isterim ki eşit ücret hâlâ başarılabilmiş değil, kadınlar hâlâ erkeklerden daha az ücret alıyor. Eğer AB işçi haklarını koruyorsa eşit ücret yasası neden etkili olmadı? Gerçeklik şu ki; AB işçi haklarını törpülüyor, ucuz işgücü yaratıyor ve emeği buna uymak zorunda bırakıyor.
Sosyalistler ve sendikacılar olarak yapmamız gereken,  bu ülkede ve başka yerlerde hükümetler üzerinde baskı kurarak, Uluslararası Çalışma Örgütü standartlarına ve imzaladığı uluslararası anlaşmalara uymalarını sağlamak. Yıllarca bu anlaşmalar yok sayılması kabul edilemez. Bu hakların hiç biri Britanya’nın AB üyeliği ile güvenceye alınmayacak. Serbest dolaşım yasasına dayanak oluşturan bu yasalarla ancak  AB’den ayrılırsak mücadele edebiliriz.

 

Seçmenler, neden Avrupa Birliği’nden ayrılmak için oy kullanmalı, temel iddianız nedir?
Biraz önce konuştuğumuz ücretler, ve çalışma hakları çok önemli, ama asıl argümanımız demokrasi. Her ne kadar seçilmemiş Lordlar Kamarası ve monarşiden kaynaklı olarak tam demokratik olmayan bir ülkede yaşıyor olsak da, mevcut demokratik hakları 200 yıllık mücadele ile kazandık. Okurlarınızın da bir çoklarının bildiği gibi 19. ve 20. yüzyıllarda işçiler seçilme, kadınların oy hakkı için mücadele etti.
Şimdi tanıklık ettiğimiz AB’ye dahil olan 28-29 ülke ile kurulan süper bir devlet. Bu süper devlet denen AB hiç bir demokratik içeriğe sahip değil. Bu, işçi sınıfının son 200 yıldan beri mücadele ettiği her şeyden uzaklaşması demek. İktidarın halka karşı sorumlu olması gerekir. AB’de iktidar, seçilmeden atananlardan oluşan Avrupa Komisyonu’nda. Komisyon üyelerinin parlamentoya karşı bir sorumluluğu yok. Parlamento ise bir aldatmaca ki, parlamento olarak adlandırılmaması gerekir. Çünkü hiç bir yasa yapma yetkisi yok. Hatta öneri yapma hakkı bile yok. Tek yaptığı diğer yapılardan gelen önerilerde değişiklikler yapmak. Gerçeklikte AB, büyük işverenlerin Avrupa’yı yönetmesi için  kurulmuş olan katı bir sistemdir.
Seçmenler sandık başına gittiğinde; gelecekte demokraside mi yaşamak istediklerine, yoksa şirket oligarşisinin hakimiyetinde mi yaşamak istediklerine karar verecekler. AB’de kalmanın size vereceği budur.

Alex Gordon (LEXIT* Sözcüsü)

*Lexit; İngilizce ‘left/sol’ ve ‘exit/çıkış’ kelimelerinin birleştirilmesinden türetilmiş ve AB’den çıkışı isteyen sol siyasetci ve sendikacıların oluşumunun kullandığı kavram.

Arif BEKTAŞ / Orhan DİL (Londra)