Almanya’daki Erdoğan nefreti

Almanya’da şu sıralar bir anket yapılsa, en nefret ettiğiniz kişi kim diye sorulsa ve alternatif olarak da Erdoğan, Putin ve Trump verilse, birinci çıkacak kişi büyük ihtimalle Erdoğan olacaktır.

Geçen hafta Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Alman basının özgür olmadığını, bir yerden yönetildiğini, yoksa bu kadar Erdoğan ve Türkiye karşıtı haberin tesadüf olamayacağını söyledi. Çavuşoğlu’yu iki sebepten iyi anlıyorum. Birincisi medya konusunda Türkiye’deki koşullardan yola çıkıyor. İkincisi de Almanya‘daki Erdoğan nefretinin tavan yaptığının o ve partililer de farkında. Yalnız bunun örgütlü olduğu konusunda Çavuşoğlu ile hemfikir değilim, zira 17 yıllık gazetecilik hayatımda Almanya’da medyanın örgütlü hareket ettiği bir konuya rastlamadım. Yapılamaz, zira birileri hep çıkar ve şeytanın avukatlığına soyunur, nihayetinde kafaları karıştırmayı da başarır.

Kuzey Kore hariç, Almanya’da liderlerinden nefret edilen ülkelerin siyasi düzeyde de savunucuları vardır. Mesela Alman Sol Parti içindeki geleneksel kanatta, hatta SPD içinde de Rusya’ya sahip çıkanlar olur. Kasım ayından bu yana Türkiye ve Erdoğan’ın savunuculuğunu ise Merkel ve hükümet ortakları CDU, CSU ve SPD üstlenmişti. Ancak Erdoğan elinde tuttuğu ipleri gereceğini sanıp, tehdit ve blöflerin dozunu kaçırınca Almanya’daki savunucuları da susmaya başladı, zira devam etmeleri onlara da tepki, nefret ve sempati kaybı olarak geri dönmeye başladı. Hatta kendi partilerinin üyelerini bile susturamaz oldular. En açık örneği, CDU’lu bir vekille Almanya kökenli AKP’li bir vekil arasında Twitter’da yaşanan ve seviye, terbiye derken hakaret sınırlarında dolaşan 24 Mayıs 2016 tarihli uzun atışmadır.

Almanya’da son aylarda gerçekten de feci bir Erdoğan ve Türkiye nefreti oluştu. Alman Kamu Radyo Televizyonu ARD’nin siyasi havayı ölçtürdüğü, en ciddiye alınan anketlerden, ARD Deutschland-Trend’in haziran ayı araştırmasına göre Almanların yüzde 91’i Türkiye’yi güvenilir bir partner olarak görmüyor. Bu rakam, mülteci anlaşmasının imzalanması sonrasında yapıldığında yüzde 79’du. İki aydan kısa sürede Almanların Türkiye’ye güvensizliği yüzde 12 oranında artarak tavan yaptı. Sadece yüzde 7’si Ankara için “güvenilir“ diyor.

 

ALMANLARIN GÜVENI ÖNEMLİ Mİ?

Almanya, AB’ye en fazla ödeme yapan, AB’yi ve AP’yi yönlendiren ülke. Ayrıca AP Başkanı Schulz Alman, AB’nin Türkiye büyükelçisi, hafta başında istifa eden Alman Dışişleri Bakanı Steinmeier’in adamı Hansjörg Haber de Alman. Avrupa Konseyi Başkanı Tusk’u Merkel aday gösterdi. Başta yolunu tıkamaya çalıştıysa da, daha sonra ikna turları atarak, AB Komisyonu Başkanlığına Juncker’i getiren de yine Merkel’dir. AP’deki en büyük gruba sahip Halk Partileri Grubu Başkanı Manfred Weber de Alman Hristiyan Birlik’ten. Özetle Almanya’nın Avrupa’daki ağırlığı büyük. Seneye Almanya’da federal parlamento seçimleri yapılacak. Bu nedenle halkın güveni, siyasileri baskı altına alan önemli bir faktör.

 

KAN İÇEN ERDOĞAN KARİKATÜRÜ

Almanya’da hava öyle bir dereceye ulaştı ki siyasi karikatürün büyük isimlerinden Klaus Stuttmann geçen hafta kan içen, vampir bir Erdoğan çizdi. Karikatürde Erdoğan, ”Bakalım bu kan Türk kanı mı, yoksa bozuk mu?“ diyerek test ediyor. Ardından da ”İnsan tadından anlıyor“ diyor.
Kan testi meselesi sadece Almanya’da değil, 2.Dünya Savaşı’nı müfredatına almış bütün Avrupa ülkelerinde bir eşikti ve Erdoğan bu eşiği aştı, zira insanların kanının temiz, saf olup olmaması, kanın soy ile ilişkilendirilmesinde Avrupa’da akla gelen ilk isim, nazi doktoru Josef Mengele’dir. Zaten AP Başkanı Schulz’un açıklaması da bunu ortaya koydu. ”Neyse ki Erdoğan şimdilik kafatası ölçümleri düşünmüyor“ espirileri yapılması da bundan.
Alman ve Avrupalı liderler geçen aylara kadar Erdoğan’ın bu tür sözlerini iç politikaya oynadığı gerekçesiyle görmezden geliyordu, ancak Erdoğan ipleri çekip, gereyim derken kopardı. Savunanlara savunacak şey bırakmayınca da Erdoğan eleştirel haberlerin, karikatürlerin, aksiyonların daha da çok hedefi olmaya başladı.

 

ERDOĞAN’A DELİ GÖMLEĞİ GİYDİRİLDİ

Sert siyasi karikatürleri ile tanınan Marian Kamensky, Erdoğan’a deli gömleği giydirdi ve ”Korkmayın Sultan Erdoğan, sadece kan testi yapıyoruz“ görselli bir çizim ile dikkat çekti.

 

‚DEMOKRASİNİN SAVUNUCUSU‘ ERDOĞAN

Mart ayında yaptığı Erdoğan şarkısı ile tanınan NDR’in extra3 kabare programı ise bir Erdoğan Actionfigur kolajı yayınladı. Görselleriyle ünlü Snickers für Linkshänder’in dizaynı olan oyuncakta, Erdoğan ile ”Demokrasinin Savunucusu“ diye dalga geçiliyor ve popülaritesi yüksek, tarzı kötü, kendisiyle dalga geçme yeteneği ve müşteri sempatisi sıfıra yakın, megalomanlığı ise paketi aşar seviyedeki biri olarak sunuluyor.

Figürde yer alan kırmızı telefonun üzerinde ”Alman Büyükelçiliği doğrudan telefon hattı“ deniyor. Onun üzerinde de Türkiye-AB mülteci anlaşmasının bir nüshası, yanında da yine Erdoğan için “Hayali: AB” deniyor.
Bu sonuncusu çok mühim, zira Erdoğan’a yönelik siyasette, kamuoyunda, sanatta, kültürde, medyada ve günlük yaşamdaki sert eleştiri, Erdoğan’a saygının sıfırlanması ile oldu. Erdoğan, bir yandan Batı’yı kötüleyip, Avrupa’ya tehditler savururken diğer yandan da uluslararası A ligi liderler arasına girme ve kabul görme için çırpınıyor. Vize muafiyeti için gerekli 72 şartın yer aldığı anlaşmayı onun bizzat kabul ettiğini Merkel İstanbul’da söylerken, o hala bu şartların sonradan çıkarıldığını tekrarlıyor. Bir gün ”Vize varsın, orda dursun“ denirken, ertesi gün ”vize serbestisi konusunda umutluyuz“ açıklaması geliyor. AB’nin Türkiye Büyükelçisi Haber’in görevden uzaklaştırılması üzerine ”onunla yürümüyordu“ diye özetlenebilecek laflar da sözde istemediği Avrupa kapısı önünde tur atmak olarak algılanıyor. Ve uzmanlar, aylardır izlediği dış ve iç politikayla Erdoğan’ın Türkiye’yi izolasyona sürüklediği görüşünde. Bu da hiç bir liderin karnesinde başarı performansı olarak yer alacak bir icraat değil. Daha bu hafta başında Türkiye’nin dünya çapındaki en önemli tıcari partnerinin Almanya olduğu açıklandı. Türkiye ise Almanya için önemli tıcari partnerler sıralamasında 17.sırada. O vakit ‚Erdoğan en önemli ticari partneri ile ne yapmaya çalışıyor‘ sorusu soruluyor.
Erdoğan’ın aylardır kükrediği ve tehditler savurduğu Rusya ile yakınlaşma çabası, Putin’e mektup da yine tutarsızlık olarak hanesine işleniyor.

 

‚DİPLOMA‘ DA TARTIŞILIYOR

Bu hafta diploma meselesi de Avrupa ve Almanya’ya ulaştı. Ankara’dan ‚Bir dünya lideri‘ olduğu iddiasıyla kükrerken, cumhurbaşkanı olabilmek için gerekli 4 yıllık bir diplomasinin olup olmadığının tartışılması bile acizlik göstergesi diye algılanıyor. Sadece doktorasındaki alıntıları yeterince belirgin vurgulamadığı için titri, bakanlığı ve vekilliği elinden alınan politikacıların olduğu ülkede elbette basın „44 fahri diplomasi var ama bir tane gerçeği yok mu?“ şeklinde manşet atar. Ve bu, basının bir yerden yönetildiğine de işaret değildir.

ELMAS TOPÇU