Türkiye kökenli göçmenler Almanya hakkında ne düşünüyor?

Münster Westfälische Wilhelm Üniversitesi tarafından hazırlanan “Almanya’daki Türkiye kökenlilerin bakışıyla entegrasyon ve din” başlıklı araştırma, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin pek çok alanda ne düşündüğünü ve nasıl tutum aldığını araştırdı. Sonuç: Tablo yansıtıldığı gibi olumsuz değil.

Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin yaşadıkları ülkeyle ve geldikleri Türkiye ile ilişkileri uzun zamandan beri değişik vesilelerle tartışılıyor. Bu tartışmaların önemli bir bölümü somut olgulara dayanmadan, daha çok varsayımlar üzerinden yürütülüyor. Her kesim kendi politik görüşüne göre, olması gerekenlerden yola çıkarak tanımlamalarda bulunuyor. Bu nedenle söylenenlerin çoğu subjektif değerlendirmeleri yansıtıyor. Ancak, Münster Westfälische Wilhelm Üniversitesi tarafından “Almanya’daki Türkiye kökenlilerin bakışıyla entegrasyon ve din” başlıklı araştırma bazı konularda daha somut veriler sunuyor.

Almanya’nın en önemli kamuoyu araştırma şirketlerinden biri olan Emnid ile işbirliği içerisinde Aralık 2015-Şubat 2016 arasında telefonla Almanca ve Türkçe olarak 16 yaşından büyük 1201 Türkiye kökenli ile yapılan araştırma, Almanya ve Türkiye ile ilişkilerden, dini yaşam biçimine kadar değişik konuları kapsıyor.

Araştırma sonuçlarında ilk dikkat çekenlerden biri, Türkiye kökenli göçmenlerin yüzde 90’ının Almanya’da olmaktan çok ya iyi derecede memnun oldukları. Ama buna rağmen Türkiye kökenli göçmenlerin yarısı ayrımcı uygulamalardan ötürü kendisini “ikinci sınıf vatandaş” olarak görmeye de devam ediyor. Bu oran Doğu Almanya ise yüzde 60’ın üzerinde.

Burada dikkat çeken başka bir nokta ise, yüzde 54’lük bir bölümün “Ne yaparsam yapayım Alman toplumunun bir parası olamam” görüşünü taşıması. Bu da gerek anlamda Alman toplumun parçası olma yönündeki çabayı doğal olarak zayıflatan bir etken.

 

HEM ALMANYA HEM TÜRKİYE BAĞLANTILI

“Almanya’ya/Türkiye’ye bağlarınız hangi düzeyde” şeklinde yöneltilen sorulara verilen yanıtlarda yüzde 87’si Almanya, yüzde 85’i “Türkiye ile çok güçlü olduğunu söylüyor. Bu da Türkiye kökenlilerin her iki ülkeyle de güçlü bağları ve bağlantılarının olduğunu gösteriyor. Her iki ülkeyle bağların neredeyse aynı oranda olması dikkat çekici. Bu dengenin zamanla Almanya’ya doğru ağırlık kazanacağı tahmin ediliyor.

Benzer şekilde Türkiye kökenlilerin yüzde 70’i uyuma istekli olduğunu belirtiyor. Bu da kimi zamanda siyasetçiler tarafından dile getirilen, “uyum göstermek istemiyorlar” görüşünün aslında klişeden ibaret olduğunu gösteriyor.

Araştırmanın ortaya koyduğu bir diğer önemli nokta ise, Türkiye kökenli göçmenlerin çoğunluk Alman toplumu hakkında ne düşündüğü. Araştırmaya katılanların yüzde 86’sı Alman halkı hakkında çok ya da iyi derecede olumlu görüşe sahip. Sadece yüzde 4’lük bir bölüm “çok olumsuz” düşünüyor. Türkiye kökenlilerin yüzde 80’i Hıristiyanlara, yüzde 49’u ateistlere, yine yüzde 49’u Yahudilere olumlu bakıyor.

 

ENTEGRASYON NEDİR?

Araştırmada Türkiye kökenlilerin entegrasyondan ne anladıkları konusunda da ilginç veriler bulunuyor. Araştırmaya göre Türkiye kökenlilerin yüzde 91’ine göre entegrasyon, “İyi derecede Almanca öğrenmek” iken, yüzde 84’ü “Alman yasalarına saygılı olmayı” entegrasyonun bir göstergesi sayıyor. “Yasalara saygılı olmanın” entegrasyonun bir göstergesi olarak görülmesi dikkat çekici. Ankete katılanların yüzde 74’ü ise entegrasyonu “Almanlarla iyi ilişki içinde olma” olarak görüyor. Entegrasyonu Alman kültüründen bir şeyler alma (yüzde 39), kılık kıyafetine dikkat etme (yüzde 33) olarak görenlerin oranı düşük. Ama en düşük olan ise aslında entegrasyonun önemli bir göstergesi olan Alman vatandaşlığına geçme. Ankete katılanların sadece yüzde 32’si Alman vatandaşlığına geçmeyi yaşadığı ülkeye uyumun bir göstergesi olarak görüyor. Resmi kayıtlara göre her iki Türkiye kökenliden birisi Alman vatandaşı.

 

NESİLDEN NESİLE FARKLI ÖZELLİKLER

Ancak özellikle uyum konusunda Türkiye kökenliler arasında, Türkiye doğumlular (1. Nesil) ile Almanya’da doğan ya da 8 yaşından küçükken Almanya’ya gelenler (2./3. Nesil) arasında önemli farklılıklar bulunuyor. Örneğin 2./3. neslin yüzde 94’ü iyi derecede Almanca konuşurken bu, 1. nesilde yüzde 47. Diğer taraftan, 2./3. nesilde olanların yüzde 74’ü Almanlarla sıkça ilişki içinde olduğunu ifade ederken, 1. nesilde bu oran yüzde 47.

 

TABLO GÖSTERİLDİĞİ KADAR KARAMSAR DEĞİL

Araştırmanın sonuçlarını Berlin’de bir basın toplantısıyla kamuoyuna duyuran  Münster Westfälische Wilhelm Üniversitesi öğretim üyesi Din Sosyoloğu Prof. Dr. Detlef Pollach, tablonun ileri sürüldüğü kadar kötü olmadığını belirterek, “Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin kişisel yaşam standardı tablosu entegrasyon dolayısıyla yapılan tartışmalarda gösterilenden daha olumlu. En büyük eksiklik burada oldukları gerçeğinin görülmesi ve tanınmalarıdır. Almanya’ya karşı olumlu duygular içerisinde olan bu insanların yarısının kendisini ikinci sınıf olarak görmeye devam etmesi dikkat çekici bir durumdur” dedi.

Veriler Türkiye kökenli göçmenlerin ezici bir bölümünün artık kendisini Almanyalı olarak gördüğünü, birlikte yaşadığı Alman halkına iyi duygular beslediğini, ancak hem Almanya hem de Türkiye tarafından izlenen politikalarının bu olumlu tabloyu olumsuzlaştırdığını gösteriyor.

Araştırma, Türkiye kökenli göçmenlerin eşit haklardan mahrum bırakılmasının, onların kendilerini bu ülkenin parçası olma sürecini zayıflattığını açık bir şekilde gösteriyor. Bu nedenle her alanda eşit hakların sağlanması, birlikte yaşamı, entegrasyon sürecini olumlu yönde etkileyecek temel etkenlerden biri olarak görülüyor. Nitekim bu, aynı zamanda farklı inançlardan ve uluslardan emekçilerin bir arada, önyargısız yaşamasının zemini olacaktır. (YH)

 

 

Aidiyet olarak din

 

Münster Westfälische Wilhelm Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada basında daha çok Türkiye kökenli 2./3. kuşağın kendisini dini değerler üzerinde tanımladığı şeklinde yansıdı.

İkinci sınıf vatandaş olarak görülmek, dini ve milli kimliğe daha fazla sarılma şeklinde sonuçlanıyor. Araştırmaya göre Türkiye kökenlilerin yüzde 28’i düzenli olarak camiye giderken, bu oran birinci kuşakta yüzde 32, 2./3. kuşakta ise yüzde 23. Camiye gitmese de düzenli kişisel ibadetini yapanlar genel ortalamada yüzde 45 iken, bu, 2. kuşakta yüzde 55, 2-3 kuşakta ise yüzde 35 olarak saptanmış.

Her iki veri, 2-3 kuşağın önemli bir bölümünün camiye gitmediğini ve ibadet etmediğini ortaya koyuyor. Ancak, dini kimlik olarak kendini tanımlama 2-3 kuşakta yüzde 72 ile, 1. kuşaktan (yüzde 62) ve genel ortalamadan (yüzde 67) yüksek.

Bu da Türkiye kökenli genç nesillerde dini kendilerine aidiyet olarak seçtiğini ve bununla kendilerini tanımladıklarını gösteriyor.

Ve bu genç kesimler arasında İslam diğer dinlerden üstün tutuluyor. Özellikle her terör saldırısından sonra Müslümanların zanlı ilan edilmesi öfkeyle (yüzde 83) karşılanıyor. Yine yüzde 47, İslam’a göre hareket etmenin Alman yasalarına uymaktan daha önemli olduğunu düşünüyor.

Prof. Pollack, Türkiye kökenli göçmenler arasında aşırı dinci dünya görüşünü savunanların oranın yüzde 13 olduğunu belirterek, 2.-3. kuşak arasında dinin bu kadar fazla olmasının, kökenlerini gösterme ihtiyacından kaynaklandığın dile getirdi. (YH)