Kolombiya barış süreci: Umutlu başlangıç, liderlik, kısıtlar

Yrd. Doç. Dr. Nükhet A. SANDAL*

52 senelik çatışmanın ve dört yıllık barış görüşmelerinin ardından Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (Fuerzas Armadas Revolucionarias de Colombia – FARC) ile Kolombiya devleti, 23 Haziran’da anlaşmaya vararak çift taraflı ateşkes ilan etti ve dünyanın en uzun süren iç savaşı sonlanma aşamasına geldi. Her ne kadar bu ateşkes ve anlaşmanın sürekliliği ile güvenilirliği konusunda haklı kaygılar bulunsa da, iki tarafın çeşitli engelleri aşıp ortaklaşma denemesi, dünyada çatışma çözümleri üzerine çalışan araştırmacıların ilgisini çekmeye devam ediyor. Peki kimdir bu Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri? Kolombiya devleti ile ilişkileri ne olmuştur ve bu noktaya nasıl gelinmiştir? Bu süreçten Türkiye veya başka coğrafyalar için çıkarılabilecek dersler var mıdır?
FARC, ilhamını 1959 Küba devriminden alarak Kolombiya devletinin şiddet ve baskı politikalarına karşı kurulmuş, kendini anti-emperyalist olarak da tanımlayan bir gerilla hareketidir. Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nin yanı sıra birçok ülke tarafından “terörist” olarak tanınan FARC’ın temel talepleri arasında adil toprak dağıtımı ve kırsal alanlarda devletin yürüttüğü ayrımcı politikaların sonlanması bulunmaktadır. Barış sürecinde, FARC’ın silahsızlandırılması planı eşliğinde Kolombiya devleti bu ayrımcı politikaların sonlandırılacağı ve kırsal alanlarda gelişim odaklı politikaların yürütüleceği taahhüdünü vermiştir. Ayrıca Kolombiya vakasında merkezi bir etnik veya dinsel boyut bulunmasa da, şu ana kadar başarıyla sürmekte olan Kuzey İrlanda sürecine benzer şekilde sistematik ayrımcılığın sorgulanması ve barış sürecine dahil edilmesi dikkat çekicidir. Nitekim siyasi talepleri ve halk tabanı olan gerilla hareketlerini salt güvenlik ekseninde değerlendirmek kısa vadede işlevsel görünse de, çatışma çözümü açısından bu bakışın bir karşılığı olmadığı deneyimlerle sabittir.
Kolombiya’da FARC dışında başka muhalif gruplar da bulunmaktadır ve bu grupların birbirleriyle ilişkilerini göz önünde bulundurmak gerekir. Kolombiya’da ELN (Ejército de Liberación Nacional – ELN) olarak bilinen, kendisini Marksist ve devrimci olarak tanımlayan grup, 1964’ten bu yana FARC’tan sonra en büyük silahlı siyasi örgüt olarak faaliyet göstermektedir. Bu güçlerin yanı sıra devletten destek alan sağcı paramiliter gruplar mevcuttur. Bütün bu grupların dahil olduğu savaş, 200 binden fazla can kaybına ve neredeyse 7 milyon insanın yerinden edilmesine yol açmıştır.

BARIŞ SÜRECİ VE LİDERLİK İLİŞKİSİ

Kolombiya’daki barış sürecinde elbette birçok etken rol oynamıştır ve bu etkenleri ele almak detaylı çalışmaları zorunlu kılmaktadır. Bu etkenlerin belki de en önemlilerinden biri, aktif barış siyaseti yürütebilecek liderliktir. Etkili bir barış süreci için güçlü, iradeli ve istikrarlı bir liderin önemi çeşitli örneklerde karşımıza çıkmaktadır ve Kolombiya devlet başkanı Juan Manuel Santos’un aktif barış siyaseti bu bağlamda dikkate değerdir. Nitekim dünya örneklerine baktığımızda hiçbir barış sürecinin rahat, akışkan ve sorunsuz olmadığı, adalet ve uzun süreli çözümlerin sağlanması için hem devlet temsilcilerinin hem de müdahil grupların feragat etmesi gereken noktalar olduğu görülebilir. Salt askeri güçle kazanılan hiçbir “zafer” uzun süreli çözüm getirmemekle beraber, gelecekte karşılaşılacak şiddet seviyesinin de artmasına neden olmaktadır. Santos’dan önceki devlet başkanı Álvaro Uribe, FARC’la mücadelede Amerika Birleşik Devletleri’nin de verdiği lojistik destek ile askeri güce dayanmış, Kolombiya ordusunu muhalif silahlı gruplar karşısında güçlendirmek üzerine çalışmıştı. Kimi çevreler FARC’ın militer gücünün zayıfladığı yönündeki inancın grubun barış sürecine sıcak bakmasına neden olduğunu ileri sürse de, FARC da Kolombiya devletinin kontrolüne uzun süre meydan okumuş ve askeri çözümü işe koşan devletin ciddi kayıplar vermesine yol açmıştır. Bu durumun ülkenin uzun süreli ekonomik ve siyasi çıkarlarını tehdit ettiğine inanan Santos, barış sürecine giden yolda Uribe’nin sert eleştirilerine rağmen kararlıkla ilerlemiştir. Barış süreci siyasi bir zafer olarak görülse de, uzun süren süreç ve sıkça karşılaşılan engeller Santos’un kamuoyu gözündeki imajını zedelemiştir. Bu zorluklara rağmen barış sürecinde ısrarcı olması ise çatışma çözümlemelerinde net duruşun önemine işaret etmektedir.
Kısacası, barış süreci istikrarlı bir gelecek ve taraflar için de ciddi siyasi ve ekonomik kazanımlar vaat etse de kısa süreli popülerlik amacında olan ve acil siyasi ajandalar dayatan liderlerin harcı değildir. Şüphesiz bu durum, bütün müdahil gruplar için de geçerlidir. FARC’ın anlaşmak için masaya oturması FARC içerisindeki belli alt grupları rahatsız etmiş ve kimi FARC liderlerinin “meşruiyetini” zedelemiştir.

SÜREÇLERDE ‘BARIŞ BOZAN’ (PEACESPOILER) TEHDİTLERİ

Yukarıda bahsedilen, barış sürecinin çıkarlarına ters düştüğüne inanan gruplar bu süreci zedelemek için çeşitli şekillerde şiddete başvurabilirler. Dünyadaki barış süreçlerine baktığımızda bu eğilimin neredeyse istisnasız olduğunu görüyoruz. Örneğin Kuzey İrlanda’da 1998 Belfast Anlaşması’na karşı olan Cumhuriyetçi gruplar, anlaşma masasına oturan Geçici İrlanda Cumhuriyet Ordusu (ProvisionalIrishRepublicanArmy) ile yollarını ayırıp Gerçek İrlanda Cumhuriyet Ordusu (Real IrishRepublicanArmy) adında bir grup kurmuş ve 31 kişiyi öldürüp yüzlerce kişiyi yaralayan Omagh bombalamasını gerçekleştirmiştir. Benzer olaylar Kolombiya’da da yaşanmış, kamuoyunun FARC’ın niyetlerini sorgulamasına ve barış sürecine olan güvenin düşmesine yol açmıştır. Kalıcı barış isteyen siyasi aktörlerin, benzer şiddet biçimlerine hazırlıklı olmaları ve bu “alt grupların” / paramiliter yapılanmaların meşruiyetini ortak bir dille reddetme yoluna gitmeleri, devam eden barış süreçlerinde önem teşkil etmektedir.
Kolombiya’daki gelişmeler azımsanacak türden değil. İmzalanan anlaşma ve yapılan görüşmeler, hem Kolombiya devletinin eşitsizliklere karşı yeni bir tavır alacağına hem de FARC’ın silah bırakıp ana akım siyasete dahil olacağına dair güçlü sinyaller veren çok taraflı ve ayrıntılı bir plan ortaya koymuştur. Ancak durgunlaşmakta olan Kolombiya ekonomisi, kurulması beklenen “Hakikat ve Uzlaşma Komisyonları”nın hassas dengeleri ve barış sürecinden dolayı kendini huzursuz hisseden kamuoyu, bu süreci olumsuz etkileyebilir, yavaşlatabilir. Bu bakımdan ihtiyatlı bir iyimserlikle Kolombiya sürecini takip etmenin ve bu sürecin ayrıntılarını incelemenin diğer çatışma çözümleme örneklerine katkıda bulunacağı açıktır.

*Ohio Üniversitesi, Savaş ve Barış Çalışmaları Direktörü