AB: Kimden yana, kime karşı?

Birleşik Kralık’ta (İngiltere, Kuzey İrlanda, Galler, İskoçya) 23 Haziran’da yapılan referandumda Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılma (Brexit) kararı çıkmasının ardından, AB’nin “karar merkezi” sayılan Berlin-Paris-Brüksel hattında yapılan açıklamalar dikkat çekiyor. İngiltere’nin bir an önce ayrılma başvurusunda bulunmasını isteyen Almanya, AB’yi bundan sonra kendi çıkarlarına göre şekillendirmenin derdinde.

Birleşik Kralık’ta (İngiltere, Kuzey İrlanda, Galler, İskoçya) 23 Haziran’da yapılan referandumdan Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılma (Brexit) kararı çıkmasının ardından, AB’nin “karar merkezi” sayılan Berlin-Paris-Brüksel hattında yapılan diplomasi traifinde sürecin bundan sonra nasıl ilerleyeceği konusunda dikkat çekici açıklamalar yapıldı. Özellikle Berlin’den yapılan açıklamalarda her ne kadar sonuçtan “derin üzüntü duyulduğu“ndan söz edilse de gerçekte alttan alta bir memnuniyetin olduğu görülüyor. Federal Hükümeti’in önemli isimleri tarafından yapılan açıklamalarda, İngiltere Başbakanı David Cameron’dan “halkın kararına saygı göstererek” bir an önce Lizbon Anlaşması’nın 50. Maddesi gereğinince AB’den ayrılmak için resmi başvuruyu zaman geçirmeden yapması istendi.

Brexit’ten sonra “diplomasi trafiği”nin merkezi hiç şüphesiz Brüksel değil Berlin’di. Çünkü, İngiltere’siz bir AB’nin asıl karar verici gücünün Almanya olacağı artık daha belirginleşmiş durumda. Bu nedenle referandumun hemen ardından asıl olarak Brüksel’de Komisyon Başkanı Donald Tusk ya da Konsey Başkanı Jean Claude Junker’in ne söyleyeceğinden çok Almanya Başbakanı Angela Merkel’in ne diyeceğindeydi.

Hem ülke hem de AB içinde gerekli görüşmeleri yaptıktan sonra kameraların karşısında çıkan Merkel, sonucun ‘AB’ye vurulmuş önemli bir darbe” olduğunu söylerken, buna rağmen “AB’nin hedeflerine varmak için kararlı bir şekilde yoluna devam edeceğinin” mesajını verdi.

Bu mesajın aynısı 25 Haziran’da AB’nin kurucusu olan altı ülkenin dışışleri bakanlarının Berlin’de buluşmasından sonra da verildi. 27 Haziran’da ise Merkel’in Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, İtalya Başbakanı Matteo Renzi ve AB Konsey Başkanı Tusk ile Berlin’de yaptığı durum değerlendirmesinde de “ekonomik ve siyasi entegrasyon sürecinin kesintiye uğramadan devam edeceği”nin altı çizildi. Önemli bir dönemeci ifade eden Brexit kararından sonra bütün bu görüşme trafiğinin Berlin’de olması elbette süreci etkili şekilde yönetenin Almanya olduğunu gösteriyor.

İNGİLTERE’NİN AYRICALIKLARI BİTİRİLEBİLECEK Mİ?

Berlin’de yapılan açıklamaların benzerleri 28 Haziran’da Brüksel’de düzenlenen “AB Brexit Zirvesi”nde de verildi. Cameron’un da katıldığı toplantıda referandum sonrasında neler yapılabileceği ile alındı. Cameron, AB liderlerine İngiltere’nin referandum gereği AB’den ayrılacağını söylerken resmi bir başvurunun kendisinden sonra atanacak başbakan tarafından yapılacağını ifade etti. Bu da ekim ayından önce 50. Madde çerçevesinde bir başvurunun yapılmayacağı, çıkış sürecini mümkün olduğu kadar ağırdan anlamına geliyor.

Resmi başvuru yapılmadıkça, İngiltere için çıkış müzakerelerine geçilmeyeceğini söyleyen AB Konseyi Başkanı Donad Tusk, süreci kısa sürede başlatmaya hazır olduklarını söyledi. Tusk ayrıca AB üyesi devlet ve hükümet başkanlarının eylül ayında İngiltere’nin bulunmadığı bir gayri resmi zirvede daha bir araya gelmeleri önerisinde bulundu. Zirvenin büyük bir olasılıkla AB Dönem Başkanı Slovakya’nın başkenti Bratislava yapılması söz konusu. AB Dışişleri Komiseri Frederica Mogherini ise İngiltere’nin ayrılma müzakerelerinde yeni ayrıcalık şartlarıyla masaya gelme hazırlığı içinde olduğunu ileri sürdü.

29 Haziran sabahı AB ilk kez ‘İngiltere’siz toplanarak bir durum değerlendirmesi yaptı. Cameron’un katılamadığı toplantıdan sonra bir açıklama yapan Tusk, 27 üye ülke lideri arasında yararlı tartışmaların olduğunu, İngiltere’nin ayrılma sürecinin tahmin edilen de uzun süreceğini söylemekle yetindi. Ayrılmanın ayrıntıları Eylül ayındaki zirvede ele alınacak. AB Zirvesi’nden sonra bir açıklama yapan Almanya Başbakanı Angela Merkel, İngiltere’de bazı politikacıların AB’de kalınması yönünde yaptığı açıklamalara rağmen sürecin artık geri döndürülemez olduğunu açık bir dille ifade etti.

NASIL BİR AB OLACAK?

Brexit kararından sonra AB’nin bazı değişikliklerle entegrasyon sürecine devam etmek istediği anlaşılıyor. Bugüne kadar ortak para birimi, serbest dolaşım, ortak dış politika gibi pek çok konuda Almanya-Fransa ekseninden farklı hareket eden, karşı tutum alan İngiltere’nin referandumla AB’den ayrılması, aynı zamanda Berlin-Paris ittifakının istediği yönde bir AB’nin oluşturulması sürecini de hızlandıracaktır. Bugün, Brexit’ten duşulan memnuniyetin altında aslında bu siyasi hesap yatıyor.

AB’nin gelecek tasarımı konusunda tamamen farklı bir yaklaşım içinde olan İngiltere’nin ayrılması, aynı zamanda Avrupa kıtasında Alman-Fransız eksenin İngiltere’ye karşı ittifakını da pekiştirecektir.

Ancak, bütün bunlar sürecin bundan sonra kesintisiz ve sorunsuz şekilde Almanya ve Fransa’nın istediği anlamına gelmeyecektir. Çünkü, Almanya-Fransa ekseni tarafından üye ülkelere dayatılan planlar ve politikalar daha fazla tepki çekecek ve yeni ayrılmaların önünü açacak gibi görünüyor. Bir sonraki hamlede ayrılacak ülkelerin başında Danimarka ve Hollanda’nın olacağı şimdiden ifade ediliyor. Bu da genişleyen AB’nin sundan sonra küçülme sürecine girebileceği anlamına geliyor.

HALKLARIN TEPKİSİ YÜKSELECEK

Alman-Fransız eksenin kıta üzerinde kurmaya çalıştığı egemenlik ve buna bağlı olarak dünyadaki paylaşım sürecinde yer almak istedikleri rol, önümüzdeki süreçte AB’nin çok daha militarist, otoriter, dayatmacı ve kazanılmış ekonomik ve demokratik hakları ortadan kaldırma yönünde hızlı adımlar atacağını gösteriyor. Bu nedenle de, “refah ve demokrasinin beşiği” olarak sunulan AB’nin gerçekte öyle olmadığı geniş kesimler tarafından çok daha açık olarak görülecek. Bu da halklar arasında uzunca bir süredir mayanan tepki ve öftenin yükseleceği anlamına geliyor. Gönümüzün en önemli sorusu, bu tepki ve öfkenin milliyetçi-şoven bir kanala mı yoksa Avrupa’nın enternasyonalist temelde yeniden inşa edilmesini savunun ilerici bir kanala mı akacağıdır. AB’nin ve Avrupa’nın geleceğini asıl bu soruya verilecek yanıtta yatıyor. Bu nedenle, bütün ilerici güçlerin tekellerin ve emperyalist ülkelerin çıkarlarını esas alan bir birlik değil, emekçilerin çıkarlarına göre bir Avrupa’yı daha yüksek sesle ifade etmenin zamanıdır. (YH)


Militarist AB için hızlı adımlar planlanıyor

Brexit’i fırsata çevirmek isteyen Almanya-Fransa ekseni bundan sonraki AB’nin nasıl olacağına çoktan karar vermiş görünüyor. Bu konuda bir hafta içinde arka arkaya iki yeni önemli belge yayınlandı.
Birincisi, Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Marc Ayrault’in ortak imzasını taşıyan 10 sayfalık açıklama, ikincisi de AB Dışişleri Komiseri Federica Mogherini’nin üye ülkelere gönderdiği 32 sayfalık “genelge”. Her iki belgede asıl olarak İngiltere’siz AB’nin izleyeceği yeni dış ve güvenlik politikasının çerçevesi çiziliyor.

Küresel AB stratejisi” olarak tanımlanan Mogherini’nin belgesinde dünyanın durumu anlatıldıktan sonra, bu sorunların aşılması için AB’nin güçlü bir aktör olabilmesi için silahlanmayı artırması ve savaşa hazır olmasından söz ediliyor. Her ne kadar AB ile NATO arasında yakın işbirliğinden söz edilse de AB’nin kendi savunma gücünün oluşturulması isteniyor. Die Welt gazetesi, Mogherini’nin “genelge”sini, “AB ve Almanya askeri birliği ilerletiyor” başlığıyla duyurdu.
Steinmeier-Ayrault açıklamasında da bu yönde vurgular var: “Bir AB ülkesine yapılan tehdit bütün AB ülkelerine yapılmış bir tehdittir. Bu nedenle güvenliğimiz bir bütündür. AB ve Avrupa güvenlik düzeni bizim temel stratejik çıkarımızdır. Bütün koşullarda bunu koruyacağız.” (www.auswaertiges-amt.de)
Bu cümleler neredeyse NATO’nun 5. Maddesi’den kopyalanmış. Öyle görünüyor ki, bu üçüncü evrede AB bugünkünden daha fazla gerici, militarist ve dayatmacı bir karekter kazanacak.
Bu da Avrupa halkları arasında AB’ye karşı biriken tepkiyi daha da büyütecek. Bu nedenle, Avrupa’da AB’ye karşı mücadele bu dönemde öncesine göre çok daha büyük bir önem taşıyor. (YH)