Avrupa Birliği ve Sol

Arnold Schölzel *

Avrupa Birliği nedir? Emperyalist programlı bir devletler tekeli mekanizmasıdır. Öncül organizasyonlarının kuruluşunda Avrupa’nın sosyalist ülkeleriyle çatışmayı esas almıştı. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra ABD ile birlikte dünyada giderek artan agresif bir rol oynuyor. Alman emperyalizmi AB içinde düzeni sağlayan ve liderlik yapan bir güç oldu. Doğu Avrupa ülkelerini arka bahçesi yaptı, güneydeki üye ülkelere diktasının önünde boyun eğdirdi ve AB’yi dünya çapında etki alanlarını, yeraltı kaynaklarına sahip olmasını arttırmak için kullanıyor. Böylece Almanya tarihinde Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana egemen sınıfın sürekli olarak tekrarladığı bir programı Avrupa programı olarak gerçekleştiriyor.

Fransa ve Büyük Britanya, Almanya’nın önderlik pozisyonunu püskürtmek için devamlı çaba harcadılar. Diğer taraftan AB, kuruluşundan bu yana AB içindeki emperyalistler arası çelişkilerin düzenlenmesi mekanizmasıydı. Büyük Britanya’nın ayrılmasıyla AB, bu fonksiyonunu yitirdi. Fransa’da da Birleşik Krallık’daki gibi bir referandum yapılsa, ülkelerinin AB’den ayrılmasını isteyenlerin oranı daha fazla olurdu. AB, temel fonksiyonlarından birini kaybetti. Bu, Alman emperyalizmi açısından da geçerli.

AB’nin krizi 2008 ekonomik krizinden çok önce başladı. Almanya, bu krizi önderlik rolünü güçlendirmek için kullandı. Fransa‘yı ekonomik olarak çok gerisinde bıraktı, İngiltere’yle karşılaştırıldığında da güçlendi. Bu nedenle Birleşik Krallık’ta ortaya çıkan AB’ye karşı tavır aslında Berlin’e de karşı.

AB’nin krizi ve krizin şimdiki artışı uluslararası güçler dengesinde çok kutupluluk olarak nitelendirilebilecek bir değişimin gözlendiği koşullarda gerçekleşiyor. Küresel kapitalizmin ağırlık noktaları Asya’ya kayıyor. Şimdiki kapitalizmin belirleyici gidişatı olarak yeni bloklar ortaya çıkıyor.

Bunların içinde en önemlisi kendilerini BRICS-Devletleri olarak niteleyen Brezilya, Rusya, Çin, Hindistan ve Güney Afrika’dan oluşan birliktir. Eğer AB parçalanırsa büyük ekonomik bloklardan biri yarıştan ayrılacak. Bu Avrupalı emperyalistler arasında rekabeti arttıracaktır. Bu, bu ülkelerin veya devlet gruplarının tekellerinin dünyanın yani için verdikleri mücadelenin hızlanması anlamına geliyor. Savaş tehlikesi yükseliyor.

AB içindeki sol partilerin bu konudaki yaklaşımları farklı farklı. Örneğin Almanya’daki Sol Parti 2 Temmuz’da bir yönetim kurulu ‘Krizden çıkmak için altı madde- Kısıtlama dayatma politikasına hayır ve Avrupa’nın sosyal ve demokratik olarak yeniden kurulması‘ başlıklı bir açıklama yayınladı. Açıklamada AB’nin ekonomik temelleri ve savaş sürdürülmesi (şu sıralar dünya çapında 17 askeri ve polisiye misyonlarda aktif.) konusunda birşey söylenmiyor. Tekellerin ve onların egemenliklerinin alt edilmesinden de söz edilmiyor. Talepler sosyal liberalizm çerçevesinde kalıyor ve hayalci görünüyor.

AB içindeki bazı ülkelerin komünist partileri, analizlerinde birliğin emperyalist karakterine dikkat çekerek ayrılmayı talep ediyorlar. DKP Başkan Yardımcısı Hans-Peter Brenner, Şubat ayındaki bir parti konferansında AB’nin, emperyalizmin doğurduğu bir hilkat garibesi olduğunu söyleyerek; AB’nin reforme edilebileceği hayallerine son vermeliyiz.” dedi. Bu isabetli bir açıklama. Gerçekçi olan, AB konusunun kısa sürede güncel hale gelmeyeceği ya da başka bir deyişle tamamen farklı bir Alman karakteri alacağıdır. İşte o zaman soruların yeniden sorulması gerekecek.

* Junge Welt Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni