Darbe girişiminin Almanya’daki yankıları

Türkiye’deki 15 Temmuz darbe girişimi ve ardından başlayan olağanüstü hal dönemi, Türkiye’de yaşanan siyasi gelişmelerin çok yakından izlenip, etki yarattığı Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli emekçiler arasında da haliyle ciddi yankı yarattı. Almanya ve Türkiye hükümetleri arasındaki ilişkilerin gerilimli bir dönemden geçiyor olması, ve her iki hükümetin de, Almanya’daki Türkiyeli emekçiler üzerinde ‘hak iddia etmesi’, bu etkiyi daha da büyüttü.

Almanya’da yaşayan Türkiyeli göçmenlerin son yılarda Türkiye’de yaşanan politik gelişmeleri daha yakından izleyip, etkilendiği hemen herkesin gördüğü bir gerçek. Almanya’da yaşıyor olsalar da, Türkiye’yle olan doğal-sosyolojik bağların ve artan iletişim teknolojisinin yarattığı olanakların yanı sıra, Türkiye merkezli politik akım ve örgütlerin Almanya’daki örgütlenmeleri, Türkiye’de yaşanan siyasi çatışma ve gerilimlerin yoğunluğu, Alman devletinin kucaklayıcılıktan çok dışlanmışlık hissini büyüten politika ve uygulamaları, AKP hükümetinin daha fazla nüfuz etme konusundaki çabaları vb. gibi etkenler, 1,5 milyonu Türk vatandaşı, bir o kadarı da Alman veya çifte vatandaş statüsündeki Türkiye kökenlileri süreç içerisinde Türkiye’de yaşanan siyasi gerilimin bir parçası haline getirdi.

Bu nedenle, 15 Temmuz’daki darbe girişimi ve ardından yaşananların Almanya’da yaşayan Türkiye kökenlileri yakından etkilemesi sürpriz olmadı.

Almanya’daki Türkiyelilerin günlük yaşamlarına Türkiye’deki olduğu ölçüde etkisi olmasa da, olan biteni algılama, yorumlama ve tavır takınma konusunda Türkiye’deki ortamla benzerlikler taşıdığı söylenebilir. “Fetullah Cemaati’nin meğer ne kadar vatan haini olduğu”, “bir zamanlar beraber .alıştıkları hükümeti, Erdoğan’ı nasıl kandırdığı”, “dış güçlerin Türkiye’yi bölüp parçalamak istediği”, “Bu olağanüstü durum nedeniyle vatandaşların devlete, Erdoğan’a daha fazla destek vermesi gerektiği” vb. propagandalar burada yaşayan Türkiyelilerin bir bölümü açısından da etki yarattı. Diğer taraftan Erdoğan ve AKP’ye mesafeli duran kesimler arasında da kaygı ve tepkilerin daha da arttığı gözlenmekte.

Darbe girişimi ve ardından hükümetin başlattığı olağanüstü halin Almanya’da yaşamakta olan Türkiye kökenliler tarafından nasıl görülüp algılandığı, önümüzdeki dönem açısından ne gibi etkilere gebe olduğu konusu, gerek Ankara gerek Berlin hükümetlerinin ve gerekse de bu süreçte rol oynayan politik güçlerin izlediği-izleyeceği tutumlarla yakından ilgili görünüyor. Bu nedenle darbe girişimi sonrası farklı güçlerin politika ve tutumlarına daha yakından bakmakta yarar var.

AKP VE ERDOĞAN AÇISINDAN

Darbe girişiminin ardından, planlaması Ankara’dan yapılan ve Almanya’da AKP’nin uzantısı örgüt ve dernekleri tarafından Köln’de organize edilen “darbe karşıtı demokrasi mitingi”, AKP ve Erdoğan’ın Almanya’da yaşayan Türkiye kökenlileri kendi politik hesapları için daha pervasız ve yoğun olarak kullanacağının işaretini verdi: Sadece seçimlerde yüzde 60-65’lik oy desteğiyle yetinilmeyeceği, Ankara’nın ve Erdoğan’ın beklentileri, ihtiyaçları doğrultusunda daha fazla harekete geçirilen, ‘lobi yapan’, gerektiğinde Alman hükümetine yönelik baskı oluşturan bir Türkiyeliler topluluğu görülmek isteniyor yani.

AKP hükümeti, darbe girişimi dolayısıyla meşru bir halka yakaladığını düşünerek, Almanya’daki Türkiyelileri kendi politikalarına daha sıkı bağlamak üzere, daha önce başlattığı hamlelere yenilerini eklemekten geri durmayacak görünüyor. Nitekim seçimden seçime aldığı yüzde 60-65lik oy, politika ve planları açısından yeterli gelmiyor. Üstelik Almanya’da, gerek Alman makamları gerekse çeşitli rakip dini örgütler, cemaatler ve Kürt, Alevi, demokratik muhalif güçlerin etkinliği nedeniyle Türkiye’de olduğu gibi rahat manevra yapamıyor. Bu açıdan darbeyi burada da bir fırsata çevirerek, bir yandan buradaki “FETÖ’cü çevreleri” baskılamaya, bir yandan da Milli Görüş, Süleymancılar, MHP, BBP vb. gibi dinci, milliyetçi örgütlenmeler üzerindeki etkinliğini daha da arttırmayı düşünüyor.

Bu planın burada yaşayan Türkiye kökenlilere faturası ise, yaşadıkları ülkenin halkına karşı önyargıların artması, Kürt-Türk veya Alevi-Sünni kutuplaşmasının keskinleşmesi biçiminde kendini göstermekte.

AKP ve Erdoğan, burada yaşamakta olan yaklaşık 3 milyon Türkiyeliyi Alman hükümetine, medyasına ve halkına karşı siyasi bir koz ve baskı aracı olarak kullanmaktan geri durmuyordu; ilişkilerin sancılı bir dönemden geçtiği bu dönem, bu yöndeki çabalara daha da hız verilmesi muhtemel görünüyor. Nitekim 3 milyonluk vatandaş topluluğunun hangi devlete bağlı olduğuna dair iki hükümetten yapılan açıklama ve tartışmalara bakıldığında, Türkiye kökenliler üzerindeki sahiplik kavgasının daha da alevleneceği söylenebilir.

ALMANYA HÜKÜMETİ AÇISINDAN

Darbe girişimine karşı AKP tarafından Köln’de düzenlenen miting, Alman basın ve siyaset çevrelerinde de büyük yankı yarattı: “Türkiye’deki siyasi kutuplaşma ve çatışmanın Almanya’ya taşındığı, Erdoğan’ın Almanya’daki Türkleri kullanarak Almanya’yı istikrarsızlaştırmak istediği, Almanyalı Türklerin öncelikle yaşadığı ülkedeki devlete sadakat göstermesi gerektiği” vb. gibi birçok önemli değerlendirme ve uyarı gündeme geldi. Son döneme kadar aralarından su sızmıyor görüntüsü veren Ankara ve Berlin arasında başlayan sancılı süreç, Almanya’da Erdoğan’a yönelik tepki ve eleştirilerin artmasına, AKP’nin Almanya’daki Türkiyeliler üzerinde nüfuzunu arttırma çabasını frenlemeye sahne oluyor.

Ancak Merkel hükümeti de bunu yaparken, burada yaşayan Türkiye kökenlileri AKP ve Erdoğan gibi politik bir malzeme olarak görmekte, “çifte vatandaşlığın alınması”, “burka yasağı”, “uyum sorunu” vb. birçok nazik konuyu tehdit veya tartışma konusu yaparak mesajlar vermeye çalışıyor. Darbe olayının arkasından AKP’nin Almanya’daki Türkiyeliler üzerinde daha etkin olma çabaları, Alman makamlarını da karşı yönde daha fazla çaba içinde olmaya itecektir.

Ne var ki, yıllardır göçmenleri kucaklayan değil dışlayan, dışlanmışlık hissini güçlendiren politikalara ağırlık veren hükümetin, “öncelikli sadakat göstermeniz gereken Alman devletidir” mesajı ile sonuç alması bir yana, Türkiyelilerin önemli bölümü arasındaki tepki ve önyargıları arttırması daha olası görünüyor..

Ankara’nın FETÖ konusunda Alman hükümetine yönelik talepleri ve mülteci sorunundaki tehditkar tavrı, ilişkilerin tansiyonu yüksek tutmaya, dolayısıyla Türkiyelilere yansıyan sorunları da sıcak tutmaya aday görünüyor.

Diğer taraftan darbe girişiminin ardından AKP’nin gerek ülke içinde gerekse de Suriye’de Kürt halkına yönelik baskıları ve savaşı tırmandırma konusundaki ısrarı, Almanya’da hem Kürt vatandaşları ve örgütleri hem de Türk milliyetçiliğinin etkisindeki kesimleri daha hareketli hale getirecek, dolayısıyla Türkiye kökenliler arasında etnik ve mezhebe dayalı kutuplaşmayı derinleştirecek görünmektedir.

EMEKÇİLER AÇISINDAN

Sonuçta gelişmelerin seyri şunu gösteriyor ki, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenliler, gerek Türkiye gerekse Almanya (vd. Avrupa) hükümetlerinin çıkar hesaplarına daha fazla maruz kalacak. Hükümetlerin kendi dış ve iç politikalarının ihtiyaçları, çıkarları uğruna sıkışan, itilip kakılan, üzerinde hakimiyet kavgası verilen, kutuplaştırılan vatandaş olacak.

Bu gidişatı değiştirebilecek olansa, Türkiye kökenli emekçilerin, şu ya da bu hükümetin değil emekçi sınıfın bir parçası olarak tutum gösterebilmesinden; Müslüman-Hıristiyan, Kürt-Türk, Alevi-Sünni vb. ayrımlar üzerinden kutuplaşmak yerine, hangi etnik, dinsel kökenden olursa olsun emekçiler olarak kenetlenebilmesinden geçmektedir.

Çünkü, bugün savaşın daha da tırmandırıldığı Türkiye ve Ortadoğu için barış istemek, demokratik hak ve özgürlüklerin ayaklar altına alınmasına karşı, halkın gerçekten demokrasi ve özgürlüklere kavuşmasını talep etmek, emperyalistlerin bölgeden elini çekmesi ve mültecilerin, göçmenlerin politik malzeme yapılmadan insanca yaşam hakkının sağlanmasını istemek, işçilerin emeği üzerinde sömürüye karşı çıkmak… kime oy verirse, hangi dini inançtan, mezhepten veya etnik kökenden olursa olsun, Almanya’daki bütün emekçilerin geleceği için ortak paydayı işaret ediyor.