Köln’de iki gösteri, Kürtler ve gelecek umudu

Yücel ÖZDEMİR

Türkiye’deki 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana Almanya’nın Köln kenti yaklaşık bir ay arayla iki önemli büyük gösteriye sahne oldu. Her iki gösterinin de Ren Nehri kenarındaki “Deutz Tersanesi” (Deutzer Werft) alanında yapılması, mukayeseyi kolaylaştırıyor.

İlk gösteri 31 Temmuz günü AKP’nin Avrupa’daki uzantısı durumundaki Avrupa Türk Demokratları Birliği (UETD) tarafından darbe girişime karşı yapılmıştı. Erdoğan’ın canlı video konferans yoluyla mitinge konuşmak istemesi Anayasa Mahkemesi tarafından, Gösteri ve Yürüyüşü Yasası’na aykırı bulunmuştu. Bunun üzerine her iki ülke arasındaki gerilime bir yenisi eklenmişti.

Ama bu gösteri öncesinde kentte gerginlik adeta tavan yapmıştı. Zira gösterinin yapıldığı gün Köln’de adeta “olağanüstü hal” ilan edilmişti. Bir yerde Erdoğan’a karşı çıkan Alman sol ve demokratlarının eylemi, bir yerde Neonazilerin bir yerde de Neonazilere karşı çıkan antifaşistlerin eylemi vardı. Böylece, Erdoğan taraftarlarının Köln’de eylem yapması, üç ayrı eylemin daha düzenlenmesine vesile olmuştu. Bu durum doğal olarak kentteki güvenlik önlemlerini de hat safhaya çıkarmıştı.

‘TEK TİP’ GÖSTERİ

Yağmur altında yapılan mitingde ellerde asıl olarak Türk bayrakları, az sayıda Alman bayrağı ve Erdoğan’ın posterleri vardı. Bu yönüyle “tek tip” bir gösteriydi. Eylemde, darbeye karşı çıkıştan çok Erdoğan’a bağlılık gösterisine dönüşmüştü. Dahası, Almanya gibi bir yerde göstericilerin bir bölümü idam cezasının getirilmesi için sloganlar atmıştı. Sahneden Türkçe dışında hiç bir dil konuşulmamış, Türk olmayan konuşmacı da yoktu.
Polisin önce 20 bin sonra 30 bin olarak açıkladığı Erdoğan yanlıların Deutzer Werft’teki mitinginden geriye “İdam isteriz” sloganı akılda kalmıştı ve Alman basınında da bu yer almıştı.

3 Eylül Cumartesi günü yine aynı meydanda yapılan 24. Kürt Kültür Festivali ise, UETD’nin yaptığı eylemin aksine çok renkli ve çok dilliydi. Köln polisinin 30 bin, düzenleyenlerin 70 bin olarak açıkladığı mitinge katılım gerçekten de 31 Temmuz’dan çok fazlaydı.

RENGARENK BİR FESTİVAL

Daha önce Köln’deki stadyumda yapılması planlanan festival, iki hafta kala stadyum yönetimi tarafından emniyetten gelen uyarı üzerine anlaşma iptal edilmiş. Ama Kürt kurumları ve ilerici-devrimci örgütler, emniyetin bu sefer Kürtler üzerinden tırmandırmaya çalıştığı gerilim planına gelmedi. Çok sayıda kurum ve kuruluşun “Ne darbe ne tek adam diktatörlüğü” başlığı altında birlikte çağrısını yaptığı miting üzerinde gerilim oluşmadı.

Hal böyle olunca da miting gerçekten de bir festival havasında geçti. Kürt, Türk, Alman ve diğer ulus ve inançlar, örgütler kendi bayrakları ve pankartlarıyla alanda yer aldı.

Rengarenk bir tablo ortaya çıktı.

Benzer bir durum sahnedeki konuşmalar için de söz konusuydu.

MÜSLİM: EN SON SÜLAYMAN ŞAH TÜRBESİ İÇİN TÜRKİYE’DEYDİM

Kürtçe, Türkçe, Almanca, Arapça.. dillerinde konuşmalar yapıldı. Suriye Kürtlerinin diplomasideki yüzü PYD Eş Başkanı Salih Müslim, sadece Kürtçe değil, Arapça ve Türkçe de konuştu. Kürtçe anlamayanlara Kürtlerin, Araplar ve Türkler’e düşman değil, dost olduğunu anlattı, destek istedi.

Müslim, konuşurken Erdoğan ve AKP’ye öfkeliydi.

Bugün, Erdoğan ve AKP’li bakanlar tarafından “Terör örgütü” olarak tanımlanan PYD ve onun askeri kanadı YPG/YPJ’nin siyasi lideri olan Müslim, dünyanın pek çok ülkesinde Kürtler için adeta “diplomasi mekiği” dokuyor. Geçen hafta Güney Afrika’daydı.
Türkiye’ye de pek çok kez gitmiş. Resmi temaslarda bulunmuş. “En son Süleyman Şah türbesinin taşınması sırasında Türkiye’deydim. Devlet yetkilileriyle türbenin taşınmasını planladık. Ondan bu yana hiçbir irtibatımız yok. Şimdi de baş düşman ilan edildik” dedi.

SÖMÜRENLER DEĞİL DİRENENLER KAZANACAK

Almanya’daki Kürtler ve demokrasi güçleri, bir kez daha gerilim politikalarına meydan vermeden, farklı dillerin, inançların, kültürlerin bir arada olduğu görkemli bir etkinlik gerçekleştirdiler.

Selahattin Demirtaş’ın ifade ettiği gibi, Türkiye’deki baskı ve sindirme politikalarına karşı mücadeleden, direnişten başka bir yol görünmüyor. Ve tarihi sömürenler değil, Rojava’da olduğu gibi direnenler yazacak.

Ortadoğu’nun mazlum halklarından Kürtler, Köln’deki görkemli duruşlarıyla, 100 yıl önceki Kürtler olmadıklarını ve bu sefer bedeli çok ağır olsa da tarih yazmaya kararlı olduklarını gösterdiler.