Üç sihirli kelime

Heribert Prantl *  

Şansölye Angela Merkel ‚Wir schaffen das-Biz bunu başarırız!‘ yerine başka bir şey de söyleyebilirdi. Örneğin: ‚Çocukların gözyaşlarına teslim olmayacağım.‘ Avusturya İçişleri Bakanı Johanna Mikl-Leitner mülteci politikasını böyle dillendirmişti. Almanya’da da devleti koruduğunu söyleyen bazıları aynı düşüncede olduklarını ‚Dozu ayarlanmış insanlık dışılık dozu ayarlanmamış mülteci kabul etmek politikasından daha iyidir.‘ ahlak anlayışıyla savunmaktaydılar. Angela Merkel, bir yıl önce kalpleri ve sınırları mültecilere kapatmalı mıydı? Sınır koruma polisini mültecilerin önüne salıp politikasını biber gazı, cop ve tomalarla mı ortaya koymalıydı? Mültecileri şiddetle durdurup ölüm ve yaralanmaları göze almalı mıydı? Mülteci çocukları Türkiye’de Bodrum’da değil de Almanya sınırında Passau’da mı ölmeliydiler? Televizyonda Başbakan Yardımcısı Gabriel ve İçişleri Bakanı Thomas de Maizière ile birlikte kararlı bir suratla sert çizgisini mi açıklamalıydı? ‚Sevgili yurttaşlarım, görüntüler hiç hoş değil. Bize de acı veriyor. Ama dünyanın tüm acısını biz yüklenemeyiz, oldukça fazla. Ülkemiz uzun süre cömert davrandı ama sınırımıza eriştik. Bu nedenle sınırlarımızı kapatıp ülkemizi koruyacağız. Bunu sağlamak için başvuracağımız yöntem bizim de hoşumuza gitmiyor. Ne yazık ki başka bir yol yok. Bu resimlere, bu sefalete hep birlikte bakacağız ama ülkemizin ve Avrupa’nın dengesini korumak için sınırlarımızı kapatacağız. BM’den mültecilerle daha yakından ilgilenmesini isteyeceğiz. BM mülteci yardım örgütüne yaptığımız mali yardımı arttıracağız.‘ Böyle bir açıklama ve böyle bir politika ile Almanya şimdi başka bir ülke olurdu. Örneğin Macaristan’a benzerdi. Anayasa’dan 1. Madde kaybolurdu ve nerede olduğunu araştırmak için komisyonlar kurulurdu. Ama Merkel böyle bir politikayla şansölye olarak kalırdı, AfD olmazdı, çünkü hükümetin politikası AfD’nin politikası olurdu. Mecklenburg-Vorpommern Eyaleti’ndeki seçimler hiç kimseyi ilgilendirmeyen ‚normal‘ seçimler olurdu. Şimdi ise bambaşka bir durumla karşı karşıyayız. Mecklenburg-Vorpommern’de 1,3 milyon seçmenin beşte biri aşırı sağcı, yabancı- mülteci düşmanı AfD’yi seçti. ‚Wir schaffen das- biz bunu başarabiliriz!‘in birinci yılında mülteci politikası çerçevesinde sürdürülen seçim kampanyasıyla parlamentodaki tüm partiler oy kaybettiler. Koparılan fırtınaya rağmen Şansölye Merkel az oy kaybetti ama seçimler sembolik anlam kazandı.

‚Wir schaffen das-Biz bunu başarırız!‘, bu cümle bir yıl boyunca kullanıldı, sarsıldı, takla attırıldı, dalga geçildi. Bu söz Avrupa’ya, Almanya’ya cesaret vermek için söylenen bir cümle miydi? Mültecilere açık davetiye miydi? Boş bir vaat miydi? Hayır. Bu küçük cümle Heidenau’da ırkçıların dalga geçmesine tepki olarak söylenmiş bir cümleydi. 27 Ağustos 2015’te Avusturya sınırında bir kamyonun içinde ölü bulunan mültecilere tepki olarak söylenmiş bir cümleydi. Akdeniz’de kitlesel ölümlere tepkiydi.

Bu 14 harften içi doldurulmamış, kalpten gelen bir cümle oluşturulmuştu. Ardında ne uygulanacak bir politika, ne de bir program vardı. Mülteci politikası olabildiğince sertleştirilmesine rağmen kullanılmaktaydı.

Merkel, cümlesinin ardında durmadı ama bu cümle birçok mülteciye umut verdi, bir çok Alman’a ‚mülteciler hoş geldiniz‘ dedirtti. Aşırı ölçüde tepkiye de neden oldu. Köln Tren İstasyonu’ndaki olaylar, birkaç yerde ortaya çıkan terör eylemleriyle halk içinde mülteci ve iltica politikası düşmanlığı, mültecilere yönelik korku yaygınlaştırılmaya çalışıldı.

‚Wir schaffen das-Biz bunu başarırız!‘ bir yıl boyunca toplumun içine korku yayılması için kullanıldı. Şimdi ise 15 harflik bir cümleye ihtiyacımız var: ‚Entängstigt euch!- Korkularınızdan kurtulun!‘ Bu söze uygun politika Anayasa’nın değerleri üzerinde kurulu bir kültürle uygulamaya sokulabilir. Pratikte ise mültecilerin korkmadan, kendilerini yeni vatanlarında huzur içinde hissetmeleriyle kendini gösterir. Düşünün Almanya’da yaşayanların onda biri mülteciler için karşılıksız bir şeyler yapıyor. Ama medyada aşırı sağcılar, ırkçılardan söz ediliyor. ‚İyi insanlar‘ AfD ve PEGİDA gibi aşırı sağ örgütlerin propagandaları arasında görünmez hale geldiler.

Merkel’in cümlesi tarihi anlam kazandı. Bunun içini doldurmak ise 21. Yüzyıl’ın en önemli görevi. Herşey istediğimiz gibi olmayabilir ‚biz bunu başarabiliriz!’ yerini Türkiye ile mülteci pazarlığı ve iltica yasasının sertleştirilmesinin alması bunun göstergesi. Yine de, herşeye rağmen biz bunu başarabiliriz. Willy Brandt’ın tarihi ‚Mehr Demokratie wagen- Daha fazla demokrasiye cesaret’ sözündeki gibi. Üç kelime, bir söz ve bir tarihi görev bizi bekliyor…

* Süddeutsche Zeitung

Çeviren: Semra Çelik