Burka üzerine mi konuşmak istiyorsunuz?

 Anita Fetz/ Die Zeit

En az üç gazetecinin burka yasağı üzerine ne düşündüğümü sormadığı bir gün geçmiyor. Tüm Avrupa’da sanki önemli problemlerin üstü bu giysi yasağıyla örtülecekmişcesine burka tartışılıyor.

Tabi ki burkaya karşıyım. Bu torba, bir giysi hapishanesi ve patriyarkal İslamcı düşüncelerin bir sembolü. Ayrıca konuştuğum kişinin yüzünü, gözlerini görme alışkanlığından vazgeçmeye hiç de niyetim yok. Buna rağmen burkanın Anayasa düzeyinde yasaklanmasına karşıyım. Sadece İsviçre’de burka giyen çok az kadın olduğu için bile buna karşıyım.

Ben Basel’de son 20 yıl içinde en fazla iki- üç burka giyen kadınla karşılaştım. Aslında burka yasağı minare yasağına benziyor. Terörizmle mücadelede sembolik yasaklamaların işe yaramayacağını minare yasağıyla gördük. Bu nedenle biraz pragmatik sağduyululuk rica ediyorum.

En kötüsü de bu giysi tartışmasının çok önemli problemlerin üzerini örtmek için kullanılması. Suriye’de kanlı savaş beş yıldan beri sürüyor. Savaşın her tarafı işkence ve ölümlerle, açlıkla, korkuyla hatta kimyasal silahlarla savaşı kazanmak istiyor. Savaş, silah tacirleri için çok kar getiren bir ticaret. İsviçre kaynaklı el bombalarının Suriye ve Suudi Arabistan’a satıldığını artık hepimiz biliyoruz. Bu silahlarla sivil halk öldürülüyor, aç bırakılıyor, göçe zorlanıyor. AB üyesi veya aday üyesi ülkelerin silah satışları Suriye’de milyonlarca kişiyi ülkeden kaçmaya mecbur etti. Ve aynı Avrupa, kendisinin ürettiği mültecileri almaya, adil şekilde dağıtmaya hiç mi hiç yanaşmıyor. Mülteci sayısındaki üst sınır ve burkanın yasaklanıp yasaklanmayacağı tartışılıp duruyor.

Halbuki gözlerimizi Suriye’de olan bitene dikmenin zamanı geldi de geçti bile. Örneğin sadece Halep’te 200 bin kadın, erkek, çocuk dışarıdan su ve yiyecek almayacak şekilde kuşatılmış yaşıyor. Geçen haftalarda bombaların arasından kurtarılan ambulanstaki çocuğun resmi hepimizin üzülmesine neden olmadı mı? Facebook’ta üzgün, kızgın olduğumuzu gösterdiğimiz bir tıklama yetiyor mu? Uluslararası politikanın kılını bile kıpırdatamadık. 1972 yılında Vietnam’da sokakta bombalardan kaçarken gördüğümüz çıplak çocuğun resmi karşısında milyonlar olarak sokağa çıkıp Vietnam Savaşı’na karşı çıktığımız gibi yapmalıyız.

Avrupa’da, Asya’da, Amerika’da silahların susmasını, savaşın durmasını sağlayıncaya kadar eylemler yapmalıyız. Savaş taraflarını masaya, insani koridorlar oluşturulması için adım atmaya çağırmalıyız.

Gücümüz kalmadı mı? Yaptıklarımızın işe yaramadığını, nasıl olsa egemenlerin bizi kaale almadan istediklerini yaptığını mı düşünüyoruz? Almanya’da toplama kampından kurtulan Stéphane Hessel’in mirasına sahip çıkamayacak durumda mıyız? Ne demişti Hessel: ‚Öfkelenin, harekete geçin!‘ Evet bunu yapmalıyız, savaş kışkırtıcılarını sıkıştırmalıyız, öfkemizi görünür hale getirmeliyiz. Yeter artık, anlamsız burka yasağıyla uğraşmak yerine savaş çılgınlığına tepki verelim.

Çeviren: Semra Çelik