Dilenci durumuna düşürülüyoruz

Ben devamlı yeni Hayat Gazetesini alıyor ve zamanım müsait oldukça okumaya çalışıyorum. Geçen gün gazetede kiralık işçilikle ilgili çıkan yazıyı okudum. Kendim döner işinde çalışıyorum. Döner inde çalışanların durumlarının da iyi olmadığı ve ne gazetelerde ne de başka bir yerde bunun konu bile edilmediği aklıma geldi ve konu üzerine düşündüm. Oysa bizim çalışma koşularımız ve aldığımız ücretler kiralık veya taşeron işçilerinkinden bile kötü. Ve arkadaşlarımızın karşı karşıya oldukları sorunlar en azından gündeme geliyor, sendikalar, şu veya bu şekilde, iyi veya kötü onların durumlarını iyileştirmek için bir çaba içindeler.

Biz ise Türkçe gazete ve televizyonlara ya “Almanlar döneri çok seviyor” ya da “Almanya’daki döner Türkiye’deki dönerden daha iyi” diye haber oluyoruz. Alman televizyonlarında ise ya “dönercilerin mutfağı ne kadar hijyen” veya “döner reçetesinin gizli yanları gibi başlıklarla gündeme geliyoruz.

GÜNDE 10 SAAT – AYDA 26 GÜN

Bu nedenle döner işinde çalışan biri olarak yaşadıklarımı siz gazete okurlarıyla paylaşma gereğini duydum. Ben 20 yıldan beri Duisburg’da yaşıyorum. Burada özelikle Marxloh ve Hochfeld’de gerçekten adım başı dönerci var. 19 yıldır döner işinde çalışıyorum; günde 10 saat ayda 26 gün. Bu ise aylık 260 saat anlamına geliyor. Bu kadar çalışmanın karşılığında aylık 1400 Euro ücret alıyorum.

19 yıldır bu işte çalıştığım için ben bu kadar alabiliyorum fakat birçok arkadaşımız 1200 Euro alıyor hatta bulaşıkçı olarak çalışan arkadaşlarımız bu kadar saat karşılığında 800 Euro ancak alabiliyorlar.

İZİN PARASI, HASTALIK PARASI YOK

Çalışma sürelerinin bu kadar uzun olması, fazla mesailerin karşılığı ödenmemesi, ücretlerimizin düşük olması bütün yaşamımızı altüst ediyor, geleceğe yönelik her hangi bir plan yapmamıza mani oluyor.

Duisburg’da birkaç dönercinin dışında benim çalıştığım işyeri de dahil genel olarak izine çıkanların parası kesilir. Normal bir işte çalışan arkadaşımızın ücreti ödendiği gibi ekstra izin parası da ödeniyor. Bizde ise ekstra izin parasını bırakın normal ücretimiz dahi kesiliyor.

Hasta olup rapor aldığımızda da aynı durumla karşı karşıya kalıyoruz; ücretimiz ödenmiyor! Onun için de hasta olduğumuz halde çalışmak zorunda kalıyoruz. Parasız izine ayrıldığımız için doğru dürüst izine de gidemiyoruz; paramız kesildiği için tatil yapmak bizim için büyük bir lüks oluyor.

JOBCENTER’E MAHKUM EDİLİYORUZ!

Buna bağlı bir diğer sorunumuz ise ayda 260 saat kölelik koşularında çalıştığımız halde Jobcentere mahkum edilmemiz. İşyeri sahibi zaten baştan söylüyor; ben sana şu kadar vereceğim üstünü de Sosyalamt’tan tamamlarsın.” Yani işveren baştan itibaren kar – zarar hesabı yaparken Jobcenter’den alınabilecek yardımı da hesaba katıyor ve ücretlerimizi ona göre düzenliyor.

Yıllardır bu kadar ağır koşullarda ve bu kadar uzun çalışmamıza rağmen Jobcenter’e gidip dilenmek doğrusu zorumuza gidiyor. Her gittiğimiz “Herr …, daha ne kadar yardım alacaksın. Kaç yıldır buraya geliyorsun. Çocukların da seni örnek alacaklar bir gün, bunu mu istiyorsun” diye aşağılanmamız da işin cabası!

MERAK ETME AÇ KALMAZSIN’

Bu tempoda çalıştığımız için gerçekten sosyal denebilecek bir hayatımız olmadığı gibi ailemize bile zaman ayıramıyoruz. Çünkü yorgun düşüyoruz. Boş olduğumuz zaman da ise bütün gün hep yatmak, dinlenmek istiyoruz. Çoluk çocuğumuzla dışarı çıkıp gezme takatimiz bile kalmıyor.

Kazandığımız bu ücretle yaşlılıkta nasıl bir emekli maaşı alacağımız ortada. 19 yıl çalışmış olmama rağmen benim alacağım maaş, eğer böyle giderse 480 Euro olacak. Emekli sandığından gelen mektubu bizim patrona gösterdiğim zaman verdiği cevap, merak etme emeklilere de sosyal yardım veriyorlar, aç kalmazsın” oldu.

BİRAZ GÜLÜMSE

Bu şartlarda çalıştığımız halde patron bizden, gelen müşteriye karşı hep güler yüzlü olmamızı istiyor. Bizi izliyor ve arada bir gelip, “ya adam biraz gülümse bari, ben olsam senden bir şey istemeye korkarım” diye azarlıyor. Biz de dişimizi sıkıp gülüyoruz, müşterilerle şakalaşıyoruz

Bu arada gazetenin bütün okurlarından bir ricam var; bundan sonra gittiğiniz dönercilerde patrona ‘siz işçilerinize izine gittikleri zaman para ödüyor musunuz, hastalandıklarında ne oluyor’ diye sorarsanız çok sevinirim. En azından biraz tedirgin olurlar.

ÖRGÜTLENMEMİZ GEREKİYOR

Patrona iki soruyu sormakla işin bitmeyeceğini ben de biliyorum. Yeni Hayat gazetesinin her sayısında örgütlenmenin ne kadar önemli olduğu hep yazıyor. Gazeteyi getiren arkadaşta fırsat oldukça sendikalı olmamızı, birlikte mücadele etmemiz gerektiğini söylüyor.

Ben biraz İnternet’te araştırdım, gazetelerde çıkan haberlere baktım. Buna göre Almanya genelinde 16 bin (Avrupa’da toplam 40 bin) döner restoranı varmış ve buralarda 60 bin kişi çalışıyormuş. Ayrıca bütün Avrupaya yönelik döner imalatı yapan 120 küçük fabrika varmış. Bunlar günde 400-500 ton arası döner üretiyormuş. Yıllık ciro ise 3,5 – 4 milyar Euro civarındaymış. Yani öyle küçümsenecek bir sektör değil.

Bence bunun yanına fırınları, marketleri (bunların bazıları artık mağaza zinciri oldular), kuaförleri falan da eklemek gerekiyor. Bütün bu alanlarda çalışanların durumları hiç iç açıcı değil. Bazıları bizden biraz iyi bazıları daha kötü şartlarda çalışıyorlar.

Örgütlenmek için bir şekilde ilk adımın atılması gerekiyor, bu nasıl olabilir tam bilmiyorum. Bu konuda yardıma da ihtiyacımız olduğu açık. Umarım bu mektup belki ilk adımın atılması için bir vesile olur.

Duisburg/ Hochfeld’den bir işçi