Savaşçı politikalar devrede

İki Almanya’nın birleşmesinden bu yana Almanya’nın dış politikasında askeri yöntemler öne çıkarken, silahlanma ve askeri harcamalar için ayrılan bütçe yıldan yıla artırılıyor. Gelişmeler, Almanya’nın AB şemsiyesi altında çıkarlarını savaş politikalarıyla hayata geçirmek istediğini açık olarak ortaya koyuyor. Barış hareketi, bu militarist politikalara karşı 8 Ekim’de Berlin’de merkezi bir gösteri düzenliyor.

İkinci Dünya Savaşı yenilgisinden sonra dünyanın her hangi bir ülkesine asker göndermesi, silah satması adeta tabu olun Almanya, bunu kırmakla kalmadı, aynı zamana gecikmenin verdiği hırsla hızlı bir şekilde militarist politikaları öne çıkarıyor. Daha önce insani nedenlerle değişik misyonlar altında başta Birleşmiş Milletler olmak üzere çeşitli uluslararası kurumlarda sınırlı sayıda Alman askeri, yurtdışına gönderilirken, 12 Temmuz 1994’te Federal Anayasa Mahkemesi tarafından alınan karar, yurtdışına asker göndermede adeta bir mihenk taşı oluşturuyor. Böylece, Alman Meclisi’nin karar vermesi durumunda Alman askerleri gerektiği her yere gönderilebilecekti.

Öyle de oldu.

Sonraki yıllarda Almanya hızla dünyanın çeşitli bölgelerindeki çatışma bölgelerine asker göndermeye başladı. Son verilere göre halen 18 ayrı operasyon kapsamında, dünyanın 18 ayrı bölgesinde 4 bine yakın Alman askeri bulunuyor. Asya’dan Afrika’ya kadar değişik bölgelerde bulunan Alman askerleri, en son terörle mücadele kapsamında İncirlik üssüne gönderilmişti.

İncirlik üzerinden Ortadoğu’da rol oynamak isteyen Almanya, bu tutumuyla aynı zamanda bölgedeki çatışmaların daha fazla körüklenmesi için çaba harcıyor.

NEDEN MİLİTARİST DIŞ POLİTİKAYA İHTİYAÇ DUYULUYOR?

Almanya’nın dış politikada militarist yöntemleri neden kullanmaya ihtiyaç duyduğunu eski Cumhurbaşkanı Horst Köhler, Afganistan’a yaptığı bir ziyaret sırasında şu şekilde ifade etmişti: “Bizim kadar büyük, böylesine güçlü bir dış ticaret yönelimi bulunan ve dolayısıyla dış ticarete bağımlı bir ülkenin, icap ettiğinde, yani acil bir durum söz konusu olduğunda, çıkarlarını koruyabilmesi için askeri gücün de elzem olduğunu bilmesi gerekir. Örneğin serbest ticaret yolları için, bölgesel istikrarsızlıkların önlenmesi için…”

Sermayenin çıkarları için militarist dış politikanın izlenmesinin açık itirafı olan Köhler’in bu sözleri ülkede geniş tartışmalara yol açmış, sonra da kimsenin kendisine sahip çıkmadığını söyleyerek görevinden istifa etmişti.

Ne var ki; Köhler gitti, savunduğu görüşler kalmaya devam etti. Daha sonra göreve gelen Cumhurbaşkanı Joachim Gauck başta olmak üzere, özellikle CDU/CSU, FDP ve SPD’den siyasetçiler bu görüşleri sık sık dile getirmeye devam ettiler.

Gelinen aşamada, Alman sermayesinin çıkarlarının dünya üzerinde askeri yöntemlerle korunması ve geliştirilmesi adeta sıradan bir politika oldu. Üstelik bu politika sadece Almanya’da değil aynı zamanda AB üzerinde de egemen hale getirilme gayreti içerisinde. Fransa ile birlikte son aylarda sürdürülen temaslarda, AB’nin hızla militarist bir karakter kazandırılması için baskı yapılıyor.

YENİDEN PAYLAŞIMDA BÜYÜK SAVAŞ HESAPLARI

Ekonomik gelişmeler, siyasi rekabetlerin ve dünyada emperyalist devletler arasındaki çıkar çatışmaların giderek sertleştiği, bu çerçevede rekabetin daha da kızışacağı; dolayısıyla paylaşım planları yapan ülkelerin hızla daha fazla militarist politikalara başvurduğu bir dönemden geçiyoruz. Paylaşımın sonuçta yapılacak savaşlardan geçtiğinin farkında olan Almanya, şimdiden bu yönde önemli hazırlıklar yapıyor. Terörle mücadele, savaşları bitirme adına yapılan askeri operasyonlar, yurtdışına asker göndermeler giderek kalıcı hale geldi.

Bütün bu militarist politikalar ve doğal olarak ülkede yaşayan emekçiler üzerinde baskı yapılarak, sosyal haklarda önemli kısıtlamalara gidiliyor. Askeri harcamalar için ayrılan bütçenin sürekli artırılması aynı zamanda sosyal alanlardan, eğitimden, sağlıktan daha fazla kesinti yapma anlamına geliyor.

Dolayısıyla dış politikaya dair yapılanlar ve planlananlar işçi ve emekçilerin daha fazla baskı altına alınması, sosyal haklardan mahrum bir yaşamın dayatılması anlamına geliyor. Bu nedenle, 8 Ekim’de Berlin’de Almanya’nın militarist dış politikasına ve savaşlara karşı yapılacak gösterinin güçlü geçmesi büyük bir önem taşıyor. (YH)

KISA BİLGİ

  • Dünya çapında her gün 4 milyar 66 milyon Dolar silahlanma için harcanıyor.

  • Federal Hükümet, 8 yıl içinde silahlanma harcamalarını yıllık bütçeden 35 milyar Euro’dan 60 milyar Euro’ya çıkarmayı planlıyor.

  • Almanya 2016’nın ilk yarısında yaklaşık 4 milyar Euro değerinde silah satılmasına onay verdi. Bu miktar geçen yılın aynı döneminde 3,45 milyar Euro idi.

  • 4 binden fazla Alman askeri yurtdışında görev yapıyor.


Avrupa’da savaşçıl vizyonlar

Jörg Kronauer

Avrupa Birliği’nin militaristleşmesi hızlandırılacak. AB üyesi 27 ülkenin Bratislava’daki zirvesinde AB içinde güvenlik ve savunma konularında işbirliğinin güçlendirilmesi yönünde mutabakata varıldı. AB Komisyonu aralık ayına kadar önerileri toplayacak, geliştirecek ve gelecek yıl AB’nin askeri müdahaleler konusundaki tavrı somutlaştırılacak.

AB’nin militaristleştirilmesi çoktan başlamamış mıydı?

Evet, bu konuda epey adım atıldı: 2003 yılında Makedonya ve Kongo’ya asker gönderildi. Şu sıralar biri Akdeniz’de diğeri Afrika boynuzunda iki deniz müdahalesi sürüyor. Üç alanda da (Mali, Somali ve Orta Afrika Cumhuriyeti) ülke ordularının eğitimi konusunda müdahale var. Buna ilaveten AB üyesi ülkelerin tek tek müdahaleleri söz konusu; Fransa’nın Fildişi Sahili ve Mali, Fransa ve İngiltere’nin ABD’ye destek amaçlı Libya müdahalesi gibi…

Almanya için bunlar yeterli değil. Suriye’de de görüldüğü gibi AB askeri açıdan güçlü olmazsa Rusya ve ABD kendi aralarında anlaşıveriyorlar. Almanya veya AB’ye ne soran ne de yardım isteyen…

AB’nin dış askeri müdahalelerde istediği düzeye çıkamamasının nedeni ne? Britanya’da AB’den çıkma kararının alınmasından beri Londra’nın AB’nin askerileştirilmesinin önünde engel olduğu, 2003 yılından beri güvenlik ve savunmanın koordine edileceği bir merkezin oluşturulmasına karşı çıktığı söyleniyor. Britanya için bir AB ordusu kabul edilemeyecek bir askeri güç. Fransa ile Almanya arasındaki oldukça farklı yaklaşımları da buna eklediğimizde AB ordusunun şimdiye kadar istenilen düzeyde iş çıkaramamasının nedenini anlayabiliriz.

Paris defalarca militaristleştirmenin hızlandırılmasını istedi ama Almanya bunu frenledi. Fransa’nın etki alanında olan Çad ve Orta Afrika Cumhuriyeti’ne yapılması istenen müdahalelerin rakibini güçlendireceğini bilen Almanya, AB’nin savaş araçlarının en vurucusu konusunda atak davranmadı.

AB, askeri olarak nasıl ilerleyecek?

AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker Bratislava’da varılan sonuca bağlı üç somut proje olduğunu söyledi: Kriz bölgelerine müdahale konusunda Almanya ile Fransa’nın anlaşması, Avrupa’da askeri konularda koordinenin sağlandığı, kararların alındığı bir merkezin oluşturulması ve AB için silahlanma sanayinin güçlendirilmesi gerekli. Juncker, AB üyesi ülkeler içinde savunma ve güvenlik konularında sıkı işbirliği isteyenlerin sayısının artmasının sevindirici olduğunu sözlerine ekledi.

Özellikle Almanya tarafından sürekli talep edilen AB ordusu ne olacak? Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, “Acele etmeyelim, pragmatik adımlar atalım” diyor. Ona göre önce AB’nin birleşik ordusunun tek tek ulusal ülke ordularından daha yararlı olup olmadığı denenmeli. Juncker de ona destek vererek, AB ordusunun şimdinin değil uzak geleceğin sorunu olduğunu açıkladı; “AB ordusu, AB’nin militaristleştirilmesinin başlangıcı değil sonucu olarak görülmeli…”

AB bayraklı orduların dış müdahalelerini görmemiz belki epey zaman alacak ama hedefin bu olduğu konusunda herkes mutabık.

(Junge Welt’ten Çeviren: Semra Çelik)