Topluma oksijen taşıyan damarlar tıkanıyor

Yücel Özdemir
Semra Çelik

Almanya’nın tanınmış gazeteci-yazarlarından Günter Wallraff, Türkiye’deki gelişmeleri nasıl değerlendirdiği konusunda sorularımızı yanıtladı. Önümüzdeki günlerde politik tutukluları ziyaret etmek için Türkiye’ye gideceğini ifade eden Wallraff, “Toplumda oksijenin azalması anlamına geliyor. Oksijen taşıyan damarların tıkanması toplumun çölleşmesi, kuruması anlamına gelir. Demokrasi farklı düşüncelerin ortaya atılması ve tartışılmasıdır. Şimdi bu farklı seslerin kesilmesiyle toplum tek tipleştiriliyor.” dedi.

Sayın Wallraff, Türkiye ve Almanya’da yaşayan Türkiye kökenlileri yakından tanıyorsunuz. Pek çok kez Türkiye’ye gidip geldiniz. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra olanları nasıl değerlendiriyorsunuz?
– Ta başında, arkadaşlarım Erdoğan’ın Türkiye’yi ileriye götüreceğini, ekonomik açıdan ve Kürt sorununda ileriye doğru önemli adımlar atacağını söylediklerinde kuşkuluydum. Erdoğan’ın Osmanlı şairlerinden şiirler okuduğunu, ‘minareler süngümüz’ dediğini duydukça, ki bunlar istisnai şeyler değildi, “dikkat!” demiştim. Şimdi, bizim içimizde korku yayan şeyleri hayata geçiriyor. Tek adam egemenliği, kendi sıralarında bile karşı düşünceye tahammül edememesi, onu tam da kitaplarda tanımlanan diktatör haline getiriyor.
Bir zamanlar Almanya’da eskiden uygulanmakta olan “Uniter Başkanlık” sisteminin başarılı olduğunu söylemişti. Başarılı olmuş muydu? Özgür mahkemeler ortadan kaldırılmıştı, tüm devlette temizlik harekatı başlatılmıştı.

Şimdi Türkiye’de olanlarla Almanya’da Hitler döneminde olanlar arasında paralellikler görüyor musunuz?
– Dünyanın en büyük vahşetiyle paralellikler kurarak o dönem yapılanların hafifletilmesine kesinlikle karşı çıkıyorum. O kadar ileri gitmiyorum. O dönem yapılan insanlığın yok edilmesi düzeyindeydi, şimdi öyle bir durum görmüyorum. Ancak sınırsız bir milliyetçilik görüyorum, her şeyi tek tipleştirmeye yönelik bir milliyetçilik… Toplum için çok önemli olan yazarların, gazetecilerin, entelektüellerin tutuklanmasına baktığımda, herhangi bir eleştiri getiren insanların genel bir itham altında tutulduklarını düşünüyorum.

TOPLUMDAKİ OKSIJEN AZALIYOR’

Bir hükümetin ya da tek adamın yazarlara, gazetecilere, gazetelere saldırması toplum açısından ne anlam taşıyor?
– Toplumda oksijenin azalması anlamına geliyor. Oksijen taşıyan boruların tıkanması toplumun çölleşmesi, kuruması anlamına gelir. Demokrasi farklı düşüncelerin ortaya atılması ve tartışılmasıdır. Şimdi bu farklı seslerin kesilmesiyle toplum tek tipleştiriliyor.

ERDOĞAN DÖNEMİNİN ÖMRÜ UZUN DEĞİL

Gülencilerin, solcuların, entelektüellerin, tüm muhaliflerin bir torbanın içinde konularak karıştırılması ve zan altında tutulmasına ne diyorsunuz?
– Muhbirlik sistemi oluşturuluyor. İnsanlar düşüncelerini söylemekten korkar hale getirilmeye çalışılıyor. Sadece kafa sallayıcılar, tebaalar oluşturuluyor. Bu nedenle kendi düşüncelerini, kendi ideallerini, başka bir yaşam, başka bir toplumla ilgili düşüncelerini korkmadan söyleyebilenler övgüyü hak ediyorlar. Bu, Erdoğan döneminin uzun süre devam etmeyeceğini de gösteriyor. Dünya başka bir yöne doğru gidiyor, Avrupa başka bir yöne gidiyor. Bu dönem korkulu bir dönem ve daha sert çatışmayı da beraberinde getiriyor. Kesinlikle eminim, bu dönem 5-10 yıldan fazla sürmeyecek. Çünkü yapılanlar çağ dışı şeyler. Bitmesinden söz ederken darbeden söz etmiyorum. Darbe konusunda Erdoğan batıya yönelik suçlamalarında biraz da olsa haklıydı. Darbenin başında batının sessiz kalması, belki de içinden başarılı olmasını istemesi yanlıştı. Bu konuda, sadece bu konuda Erdoğan haklıydı.

Ya Alman Hükümeti’nin durumu? Türkiye’ye yönelik çıkarları var ama birçok anlaşmazlık da yaşanıyor. Alman Hükümeti ilişkileri iyileştirmek için geri adımlar atıyor.
– Üzgünüm, gerçekten üzgünüm. Merkel belki de Nobel Barış Ödülü’nü kazanabilirdi. Bilinmez, belki de alacak. Yerine getiremediği vaatleri Almanya’nın dünya çapındaki imajını bir nevi değiştirdi. Eski imaj birdenbire silindi.

Mülteci politikasından mı söz ediyorsunuz?
– Evet, mülteci politikası nedeniyle. Yüreğinden gelen sesle konuştu, yerine getiremeyeceği şeyler söyledi. Ama bir insan ve bir Hristiyan olarak bir politikacının yürekten gelen sesiydi bu. Daha önceleri başarısızdı; örneğin kendisinden sınır dışı edilmemeyi isteyen, yalvaran bir Filistinli çocuğu soğuk bir şekilde geri çevirmişti. Belki onu aşan bir durumdu bu, ama politikacılar da yanılabilir ve değişebilirler. Daha sonra mültecilere yönelik insani ve coşkulu yaklaşımı beni de etkiledi. Bu kadar çok mülteciyi kabul etmek başarılabilecek bir şey olmasa da birçok kişiyi mültecilere yardım etmeye yöneltti. Daha önceki, örneğin ’70’li, 80’li yıllara göre bambaşka bir Almanya görüntüsü ortaya çıktı. Düşünün o zamanlar Türkiyeli ‘misafir işçiler’ buraya geldiğinde halk arasında nefret ve değer vermeme egemendi. Şimdi bambaşka bir görüntüyle karşı karşıyayız. Bu duruma gelinmesine Merkel’in sözleri de katkı sundu.

AKP’NİN EYLEMİNE KATILMAYI DÜŞÜNDÜM

Bir zamanlar durumunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyduğunuz, hakları için mücadele ettiğiniz “En Alttakiler” kitabınızdaki “Ali” şimdilerde ne yapıyor? Türkiye’deki gelişmeler karşısındaki tepkisi nasıl?
– Türk dostlarımla dostluğumu bu konu nedeniyle bozmam. Erdoğan’ı iyi bulan dostlarım da var, iyi bulmayan da. Bu nedenle onları mahkum etmiyorum. Onlarla eşit göz hizasında tartıyorum. En önemli olan tartışmaları, görüşmeleri sürdürmek. Şunlar iyi, şunlar kötü demek yanlış. Hepimizin öğrenmesi lazım.
Örneğin Köln’deki büyük AKP eylemine elimde Alman ve Türk bayraklarıyla ve Almanca ve Türkçe yazılmış ‘İntikam yerine barışma!’ yazısıyla katılmak istedim. Dostlarım, ‘Şimdi anlamazlar. İntikam duygusu egemen’ diyerek beni engellediler.

Eylem içinde iyi bir eylem olabilirdi tabii ki…
Enteresan olabilirdi. Beni tanıyabilir ve hak verebilirlerdi.

TÜRKİYE’YE GİDEREK CEZAEVLERİNDEKİ YAZARLARI ZİYARET ETMEK İSTİYORUM’

Aslı Erdoğan’la dayanışma toplantısına katıldınız. Siz daha önce defalarca dayanışma için Türkiye’deydiniz. ’80’li, 90’lı yıllarda, en son Doğan Akhanlı için gittiniz. Burada yaşayan Almanlar ve Türkiye kökenliler, Türkiye’de yaşananlar konusunda neler yapabilir? Siz neler yapmayı planlıyorsunuz?
– Resmi olarak Türkiye’ye gitmek, resmi kurumlardan izin alarak cezaevlerini ziyaret etmek istiyorum. Cezaevlerine gitme başvurusu olduğunda saklanacak, gizlenecek bir şey yoksa izin verileceğini düşünüyorum. Eğer izin verilmezse ne yapacağım konusunda ise şimdi konuşmak istemiyorum.

ERDOĞAN, ASLI ERDOĞAN’IN KİTABINI OKUSAYDI SERBEST BIRAKIRDI’

Aslı Erdoğan, Türkiye’de entelektüellere yönelik baskılarda bir sembol olabilir mi?
O, şimdilerde Türkiye’de haksız yere tutuklanan herkes için bir sembol. Erdoğan’ın onun herhangi bir kitabını okuduğunu sanmıyorum. Eğer okusaydı onu hemen serbest bırakırdı. Danışmanlarının (Cumhurbaşkanı) Erdoğan’ı, Aslı Erdoğan’dan bir kitap okumaya yöneltmesini isterdim.
Ne kadar uzun süre hapiste kalırsa direniş o kadar büyüyecektir. Dünyanın değişik ülkelerinde
dayanışma yükselecektir. Bu nedenle Aslı Erdoğan’ın beni serbest bırakın diyeceğini sanmıyorum. Onun için en iyi, en güvenli yer şimdi cezaevi.