‚Sol koalisyon‘ kurulur mu?

Almanya’da genel seçimlere bir yıl kala partiler şimdiden koalisyon arayışlarına başladılar. Önümüzdeki yıl hükümetin büyük ortağı olmak isteyen SPD, Sol Parti ve Yeşiller’in katılacağı (R2G) koalisyonu için sondaj çalışmaları yapıyor. Başbakan adaylığı için ise Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz’un adı öne çıkıyor.

Almanya’da 18 Eylül 2017’de yapılacak genel seçimler için partilerin koalisyon arayışları şimdiden başladı. Yapılan kamuoyu araştırmalarına göre, şimdiki hükümet her ne kadar çoğunluğu önümüzdeki yıl da sağlamaya devam etse de oy kaybına uğraması bekleniyor.

Yapılan kamuoyu yoklamalarına göre, partilerin tahmini oy oranı şu şekilde: CDU/CSU yüzde 30-31, SPD yüzde 23-25, AfD yüzde 13-15, Sol Parti yüzde 10-11, Yeşiller yüzde 9-10 arasında oy alıyor. Bu durumda, yeniden bir koalisyonun kurulmasına kesin gözüyle bakılırken, bu koalisyonun renginin ne olacağı konusunda arayışlar sürüyor.

Eylül 2005’te yapılan erken seçimlerde meclisteki çoğunluğu kaybeden SPD-Yeşiller koalisyonu, o günden bu yana bir daha çoğunluğu elde edemedi. SPD ile 2005-2009 ve 2013-2017 yılları arasında iki kez CDU ile kurulan koalisyon hükümetinin küçük ortağı oldu.

CDU’nun bir önceki seçimlere göre yüzde 5 kadar oy kaybetmesinden de güç alan SPD, şimdi başını çektiği ve içinde Sol Parti ve Yeşiller’in olduğu “Kırmızı-Kırmızı-Yeşiller” (R2G) koalisyonu için zemin hazırlamaya çalışıyor.

Sol Parti ve Yeşiller içinde de bir hayli destekçisinin olduğu bu model için SPD Meclis Grubu’nda bir araya gelen her üç partiden 100 kadar milletvekili görüş alışverişinde bulundu. Mevcut koşullarda mecliste çoğunluğu bulunmayan bu üç partinin, seçimlerden sonra oluşacak tablodan sonra çoğunluğu sağlayabileceğinden hareket ediliyor. Toplantıya bu kadar çok sayıda milletvekilinin karılması, R2G kolalisyonu destekleyenlerin bir hayli fazla olduğu değerlendiriliyor.

Toplantıda konuşan SPD Genel Başkan Yardımcısı Ralf Stegner, CDU’nun solunda bir koalisyon kurmak istediklerini, Sol Parti’nin de bunun içinde olduğunu ifade etti.

Sol Parti, halen Thüringen’de SPD ile koalisyon ortağı. Berlin’de ise SPD-Sol Parti-Yeşiller koalisyonu için görüşmeler devam ediyor ve büyük bir olasılıkla da kurulacak. Önümüzdeki yıl Kuzey Ren Vestfalya’da yapılacak seçimlerden sonra da benzer bir koalisyon olasılığı bulunuyor.

SOL PARTİ KIRMIZI ÇİZGİLERİNDEN VAZ GEÇECEK Mİ?

R2G koalisyonun gerçekleşmesi durumunda özellikle Sol Parti içinde tartışmaların yoğunlaşması bekleniyor. Başta Sahra Wagenknecht olmak üzere pek çok parti yöneticisi, SPD ile koalisyon ortaklığına şart olarak Ajanda 201’dan vazgeçmesi, yurtdışında gönderilen Alman askerlerinin geri çağrılması gibi talepleri koyuyor.

Bütün bu farklılıklara rağmen her üç parti arasında genel seçimlere kadar tartışmanın devam edeceği tahmin ediliyor. Özellikle AfD’nin güçlü bir şekilde meclise girmesi durumunda, bu ihtimalin ortaya çıkması durumunda Sol Parti ve Yeşiller’in tahmin edilen de kolay bir şekilde ortaklığa yanaşabileceği belirtiliyor. Sosyal taleplerden çok sağa karşı birlik görüşünün öne çıkması durumunda bunun mümkün olabileceği tahmin ediliyor.

SPD’NİN BAŞBAKAN ADAYI KİM OLACAK?

Böylesi bir koalisyona kimin başbakanlık edeceği de en çok üzerinde durulan konuların başında geliyor. Özellikle SPD içinde başlayan tartışmalarda, iç politikada yıpranmayan Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz’un adı öne çıkıyor. Schulz da, başbakanlık yolunun net görülmesi durumunda adaylığa sıcak bakıyor. Parti içinde yapılan nabız yoklamalarında da Schulz’un adaylığına karşı ciddi bir tepki bulunmuyor. En son yapılan kamuoyu yoklamalarında da Schulz’un halk arasında Genel Başkan Sigmar Gabriel’den daha çok sevildiği belirtildi.

SAĞ CEPHE BOŞ DURMAYACAK

Siyasi yelpazenin “sol”unda duran partilerin genel seçimlerden sonra kurma ihtimali üzerinden yaptıkları tartışmalar, doğal olarak, yelpazenin sağında bulunan partiler tarafından da yakından izleniyor. SPD’yi “kaybetmesi” durumunda meclise girme ihtimali olan FDP ve AfD ile koalisyon kurması ise zor görünüyor. FDP ile toplam sandalye sayısı yetmezken, AfD ile ortaklık şimdilik gündemde değil. Bu nedenle SPD, Sol Parti ve Yeşiller’in toplam sandalye saysısı salt çoğunluk için yettiği ve koalisyonun kurulması takdirde bu aynı zamanda 12 yıllık “Merkel dönemi”nin de sonu anlamına gelecek.

Bunun farkında olan CDU/CSU, AfD ve FDP, gelecekte yoğun bir şekilde “soğuk savaş” yıllarından kalma metodlarla sol düşmanlığı üzerinden tabanlarını harekete geçirmeye çalışacaklar.

Raftaki anti-sosyalist, emekçi düşmanı argümanlar yeniden piyasaya sürülecek. Hatta, CSU’nun gençlik örgütü şimdiden kalıp argümanları sosyal medya üzerinden yaymaya başladı.

Bütün bu tartışmalar arasında emekçilerin acil sosyal-ekonomik talepleri ise kaybolmayla karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle, aslolan emekçilerin kısa ve uzun vadeli talepleridir ve hangi partinin bu talepler için neler önerdiğidir. SPD’nin ve Yeşiller’in Ajanda 2010 ile girdiği kirli sulardan arınıp kendisini temizlemesi pek mümkün görünmüyor. Tersine görece biraz daha temiz olan Sol Parti’yi de bu kirli suların içinde çekmesi kuvvetle muhtemel görünüyor. Pek çok açıdan geri de olsa Sol Parti’nin de SPD ve Yeşiller gibi kirlenmesi, ülkede tercih edilebilir sol seçeneği hızla zayıflatacak, sağı ve milliyetçiliği güçlendirecektir.

Bu nedenle emekçilerin acil taleplerinin hayat bulmayacağı bir R2G koalisyonu aynı zamanda büyük bir tehlikeyi içinde barındırıyor. (YH)