DİDF: Her türden gericiliğe karşı birlikte güçlüyüz!

ZEYNEP SEFARİYE EKŞİ*

Türkiye’de son bir kaç yıldır Erdoğan/AKP gericiliği tarafından Kürt halkına, Alevilere, işçi sınıfı ve emekçilere yönelik baskı, sindirme ve yasaklama politikaları, Avrupa ülkelerinde yaşayan biz Türkiye kökenli göçmenleri de önemli derecede etkiliyor.

Erdoğan ve onu destekleyen egemen güçler tarafından Türkiye’de tek adama bağlı bir diktatörlük rejimin kurulmak istenmesi, halk üzerindeki baskıların önümüzdeki dönemde daha da artacağına işaret etmektedir.

Demokrasinin, hukukun, en temel hak ve özgürlüklerin yok edildiği karanlık bir döneme çekilen Türkiye’deki bu gelişmeler, Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde yaşayan biz Türkiye kökenli emekçilere ve örgütlere çok daha özel sorumluluklar yüklüyor.

Çünkü Avrupa’daki demokratik kamuoyunun Türkiye’deki demokrasi güçleriyle dayanışmasına her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğu bir dönemden geçiyoruz.

Bu nedenle başta Almanya olmak üzere bütün Avrupa ülkelerinde yürütülecek dayanışma faaliyeti özel bir önem taşıyor.

Bizim açımızdan yapılacak bu çalışmaların temel olarak üç ayak üzerinde yükselmesi gerekiyor.

Birincisi: İçinde yaşadığımız ülkelerin halklarından, emekçilerinden, ilerici-demokrat çevre ve örgütlerinden en geniş desteği alacak şekilde bir çalışma içinde olmak, uluslararası dayanışmayı daha da büyütecektir. Geriye dönüp baktığımızda, oluşan bunca duyarlılık ve tepkiye rağmen yerli halklar ve kurumlardan yeterli desteğin halen örülemediği, olması gerekenin çok gerisinde olduğu açıktır. Bu nedenle, önümüzdeki dönem Avrupa’da yapılacak çalışmalar açısından asıl tayin edici olan bu olacaktır.

İkincisi: Gelinen aşamada AB kurumları ve tek tek hükümetler, önceki döneme göre Erdoğan ve partisine karşı söylemlerinin dozajını sertleştirmiş, ancak bu eleştiriler Erdoğan ve AKP Hükümeti’ni zorlayacak somut adımlara dönüşmüş değildir. Bunu kendiliğinden, kendi iradeleriyle yapmaları da beklenemez. Bunu beklemek ancak ‚iyi niyetlilik‘ olur.

Kendi çıkar ve hesapları nedeniyle Erdoğan ve AKP’ye yıllardır siyasi ve askeri destek veren ve bu nedenle sorumluluk da taşıyan başta Almanya, İngiltere ve Fransa gibi Avrupalı hükümetlerin somut ve radikal bir politika değişikliğine gitmesi ve Türkiye’ye silah satışının yasaklanması, her türlü siyasi desteğin sona erdirilmesi, AB üyelik görüşmelerinin dondurulması gibi somut adımlar atması için yerli demokratik kamuoyu ile birlikte baskı oluşturacak bir çalışmayı örgütlemek gerekmektedir.

Üçüncüsü: Farklı milliyetlerden ve inançlardan Türkiye kökenli göçmenler arasında Erdoğan’ın/AKP’nin dayanaklarını zayıflatmak, farklılıklara rağmen güçlü bir mücadele cephesi örmek; “Türkiye nereye gidiyor, ne olacak bu Türkiye’nin hali” diyen her kesimi, bir araya getirebilecek eylem biçimlerinde buluşturmak hayati önem arz ediyor.

Avrupa ülkelerinde 5 milyon Türkiye kökenli göçmenin yaşadığı göz önünde bulundurulduğunda; böyle geniş bir ortak hareketin hem yaşadıkları ülkelerin yönetimleri hem de Erdoğan/AKP üzerinde kayda değer bir etkisi olacaktır.

Türkiye’de siyasi iktidarın izlediği politika ve baskılar, birçok kesimi etkilemekte ve bu yönüyle toplumsal muhalefeti de önceki yıllara göre daha geniş bir yelpazede birleşmeye zorlamaktadır. Bu nedenle, içinden geçtiğimiz dönem Türkiye’de olduğu gibi Avrupa’da da geniş kesimleri kucaklayacak tarzda hareket etmek, siyasi iktidarın faşist politikalarını püskürtmek açısından önem kazanmıştır.

Türkiye’deki gelişmeleri yıllardır bu üç temel ekseninde ele alan federasyonumuz, Almanya’da değişik alanlardaki yerli örgüt ve kurumlarla birlikte hareket etmenin yanı sıra Türkiye kökenli göçmenler arasında da bu yönde çalışmalarını yürütmüş ve benzer talepleri öne süren Türkiye/Kürdistan orjinli örgüt ve kurumların içinde yer aldığı Demokratik Güç Birliği (DGB) içinde olmuştur.

Bu türden geniş ittifaklar ve eylem birlikleri, doğal olarak ittifak içinde olan örgütlerin birbirine ve tabanlarına karşı hassas olması gerekliliğini de beraberinde getiriyor.

Ancak, 12 Kasım Cumartesi günü Köln’de Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) çağrısıyla yapılan mitingde yaşananlar ve sonrasında yapılan tartışmalar, bugüne kadar yaptığımız pek çok ortak olumlu çalışmaya gölge düşürmüş, demokrasi güçlerinin ortak kaygı ve amaçlarıyla bağdaşmamıştır.

Bugün, dönemin öne çıkardığı ortak taleplerde birleşmenin önemli olduğu açıkça ortadayken, ittifak içindeki güçlerin kendine özgü talepleri ve önceliklerini öne çıkarmaya çalışması ortak mücadeleye yarar değil zarar verecektir.

Nitekim sözkonusu eylemde yaşanan bu sorunlar, en çok da Alevilerle Kürtlerin ortak talepler etrafında bir araya gelmesini istemeyenleri sevindirmiştir.

BAYRAKLAR DEĞİL, TALEPLER ÜZERİNDEN BİR BİRLİK

Açıktır ki; Türkiye’nin içinde bulunduğu durum ve Avrupa’da bizlerin yapması gerekenler, daha fazla birlik olmamız gereken hassas bir dönemden geçtiğimizi yeterince ortaya koyuyor.

Bugün önemli ve acil olan tek tek örgütlerin sembolleri değil, hangi talepler etrafında neden bir araya gelmek zorunda olduğumuzdur. Bu noktada da Köln mitinginin başarılı olduğu söylenemez. Somut taleplerin yazıldığı pankart ve dövizlerin sayılı olduğu, bayraklardan geçilmediği bir görüntünün bizi bir araya getiren ihtiyaçlara ve harekete fazla katkı sunmayacağı da açıktır.

Özetle, Erdoğan/AKP gericiliğinin halklarımıza, inançlarımıza, emeğimize ve alınterimize yönelik sürdürmüş olduğu geniş kapsamlı ve çok boyutlu saldırı dalgasına karşı ancak hep birlikte kenetlenerek yanıt verebiliriz.

Unutulmamalıdır ki, Tayyip Erdoğan ve hükümetinin esas gücü, emekçilerin bölünmüşlüğünde yatmaktadır. Bu gerici iktidarın sonunu getirmek, emekçilerin birliği, halkların kardeşliği ve dayanışmasının büyütülmesiyle olanaklı olacaktır. Bunun için herkes, “kim hata yaptı yerine, neden hata yapıyoruz, birliği güçlendirmek için ne yapabiliriz” sorusu üzerinden olaya yaklaşırsa, bundan kesinlikle emekçilerin birliği kazanacaktır.

Asıl öncelik ve hassasiyeti, bizleri bir araya getiren ortak taleplerimiz ve değerlerimize vererek süreci doğru yönetemediğimiz takdirde, bizleri bölüp parçalamak, karşı karşıya getirmek isteyen gerici güçlerin ekmeğine yağ sürmüş olacağımız unutulmamalıdır. Bunu boşa çıkarmanın yolu ise otoriter rejime karşı çıkan bütün farklı kesimleri biraraya getirecek bir yaklaşım, hassasiyet ve perspektif içinde olmaktan geçmektedir. Çünkü içinden geçtiğimiz bu dönem, bütün milliyet ve inançlardan ezilenlerin ayrışmasına değil birleşmesini gerektirmektedir.

Biz DİDF olarak bu konuda üzerimize düşen sorumluluğu geçmişte olduğu gibi bugün de yerine getirmeye hazırız. Tarihsel süreç, ayrıntılara boğulmadan, geçmişin hatalarına takılmadan bütünü görmeyi ve ona göre hareket etmeyi zorunlu kılıyor.

Aksi takdirde tarih karşısında halklarımıza, değerlerimize, işçi sınıfımıza karşı sorumluluğumuzu yerine getirmemiş oluruz. Ki, bunun vebali ağırdır.

* Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) Genel Başkanı