‚Tahterevalli düzeni‘ çöküyor

İHSAN ÇARALAN

Donald Trump’ın ABD başkanlık seçimini beklenmedik bir biçimde kazanmasından sonra liberaller, “solcular”, ABD medyasının ve siyasetinin “stratejistleri” “toplum mühendisliği” eseri projelerini yeniliyorlar. Neden yanıldıklarını açıklamak için bin dereden su getirip, bir daha yanılmayacakları için sözler veriyorlar.

Kimine göre; Trump, kurulu düzene başkaldıran bir “devrimci” olduğu için giderek sayıları artan işsizler, işini kaybetme endişeleri büyüyen işçiler ve yoksullar tarafından desteklenmiştir. Seçim çalışmalarını ve halkın tepkilerinin medya plazalarındaki rahat koltuklarından izleyenler bu gerçeği görememiştir. Kimine göre ise; eğer demokratlar Clinton gibi mevcut düzenin savunucusu bir adayı değil de “sosyalist” Bernie Sanders’i aday yapsaydı, Sanders yoksulları ikna edebilir, onların Trump’a oy vermesini engelleyebilirdi!
İngiltere’nin AB’de kalıp kalmamasının oylandığı Brexit’te “AB’den çıkmaya evet” denmesinde İngiliz emekçiler, özellikle de izlenen ekonomik politikalarla giderek yoksullaşanlar, işini kaybedenler ve kaybetme endişesi büyüyenlerin, İngiliz milliyetçiliğine sığınması, ırkçı, yabancı düşmanı politikaları destekleyen politika erbabının avucuna düşmesi de benzer yorumlara yol açmıştı. “Eğer AB’de kalmak için gerekçeler iyi açıklansa ya da Brexit’e evet diyen emekçi kesimlere garantiler sunulsaydı, İngilizler AB’ye hayır demezdi” gibi bahaneler öne sürmüşlerdi.

Gerçek ise tamamen farklıdır. Bu iddialar içinde doğru olan iki şey vardır:

1-) İngiltere’de AB’ye evet diyenlerle, ABD’de Obama-Clinton kampı, sistemin ezdiği, işsizliğe yoksulluğa mahkum ettiği yığınların karşısına mevcut düzenin asli sahipleri ve sadık sürdürücüleri olarak çıkmışlardır. Brexit karşıtları ve Trump ise “kurulu düzene karşı” oldukları demagojisini büyük bir başarıyla kullanmışlardır.
2-) İngiltere’de AB’den çıkmaya oy verenler ve ya da ABD’de Donald Trump’a oy veren alt sınıfların mensupları, ırkçılığı, İslamofobiyi, yabancı düşmanlığını destekledikleri için değil ama düzenin savunucusu gördükleri politikacılara tepki göstermek için ırkçı, aşırı gerici odakların yedeğine düşmüşlerdir.

Ama bundan öte söylenenler, “Sanders aday olsa Trump kazanamazdı” ya da “AB iyi anlatılsa Brexit’te AB’den çıkmazdı” gibi iddialar tamamen afakidir. Hele Trump’ın ya da İngiliz AB karşıtlarının “kurulu düzen karşıtı”, “devrimciler” olduğu ise fasit demagojinin ekmeğine yağ sürecek abartılı, gerçekleri ters yüz eden iddialardır.

Bu yüzden de Avrupa ve ABD’de yükselen ırkçılar, yabancı düşmanlığı, İslamofobi gibi eğilimler, faşist partilerin geniş halk kesimlerinden oy alan bir konuma gelmiş olmalarını doğru anlamak gerekir.

Şöyle ki; Avrupa’da siyasetin sosyal demokrat ve muhafazakar partiler arasında yer değiştirerek, bir “tahterevalli oyunu” olarak sürüp gitmesi karşısında halklar bir seçeneksizlikle karşı karşıya kalmışlardır. Demokratlarla Cumhuriyetçilerin politikalarının tamamen örtüşmesiyle artık ABD’nin emekçileri şu ya da bu partiden çok “adayın vaatleri”ne bakar duruma gelmişlerdir. Nitekim Trump’ın partisi içindeki kimi ağır toplara karşın seçimi kazanması da bunun işaretidir.

Kısacası Batıda sosyal demokrat ve muhafazakar “merkez” partilerin oyununa dönüşen “demokrasi” artık yürümez, yürütülemez hale gelmektedir. Bütün belirtiler bunu göstermektedir. Çünkü büyüyen sorunlar “merkez” partilerin çözeceği, en azından “idare edebileceği” boyutları aşmıştır.

Bu yüzden de önümüzdeki dönem ya işçi sınıfı ve halklar (sendikaları, partileri, çeşitli türden örgütleri, aydınları, insan hakçıları,…birleşip), halkçı ve demokratik iktidar seçenekleri çıkararak, kapitalizmin bunaltıp, ırkçılığın, faşizmin pençesine sürdükleri emekçi yığınları kapitalizme, ırkçılığa, ayırımcılığa, karşı mücadelede birleştirecekler ya da ırkçı, faşist, yabancı düşmanı odakların, merkez partiler aleyhine yükselişlerine teslim olacaklardır.

ABD seçimlerinden hemen sonra Murat Birdal arkadaşımızın değerlendirmesinde belirttiği gibi, eğer ABD’de siyaset cumhuriyetçilerle demokratlar arasında bir tahterevalli oyunu olmaya devam ederse bundan sonraki seçimler de Trumpizm güçlenecektir.

Ya da Avrupa’da programları neredeyse ayinleşen sosyal demokrasi ile muhafazakarlar arasındaki “al-ver” oyunu olmazsa, “büyük koalisyon” numaraları devam ederse, kapitalist sömürü düzeninin bunalttığı işçiler, emekçiler, işsizler, yoksul yığınlar ırkçı, faşist partilerin yedeğine sürüklenecektir. Gidişat böylesine nettir!