Erdoğan’ın AB’ye tehditleri tutar mı?

Yücel ÖZDEMİR
Köln
Avrupa Parlamentosu’nun 24 Kasım’da oy çoğunluğuyla aldığı, AB’nin Türkiye ile “tam üyelik müzakerelerini dondurma” kararından sonra gelişmeler, Avrupa cephesinde iki değişik çerçeveden değerlendirilmeye başlandı.
Bir cephede, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı başkanlık koltuğuna oturtmak için 15 Temmuz’dan bu yana yapılanlarının kabul edilemeyeceği, bu nedenle AP’nin kararının geç kalmış bir karar olduğu görüşü var. Türkiye’de basın ve düşünce özgürlüğü, insan hakları, hukuk devletine yönelik yapılan ağır saldırılar nedeniyle AP’nin kararını destekleyenler ağırlıkta.
Ancak, daha önce Türkiye’nin AB üyesi olmasıyla demokratikleşeceğini, böylece demokrasi güçlerinin desteklenmiş olabileceğini söyleyen bir kesim de var. Önceki gün Spiegel Online’de Christiane Hoffmann kaleme aldığı “En iyisi kavga etmeye devam etmek” başlıklı yorum yazısında, “Türkiye’deki demokrasi güçlerini güçlendirme sorumluluğumuz var. Şu anda otoriterleşmeye doğru giden Erdoğan’ın vereceği zararı sınırlandırmak önemli” denildi ve müzakerelerin dondurulmasıyla demokrasi güçlerinin daha zor duruma düşeceğini savunuldu. Bu görüş oylama öncesinde bazı milletvekilleri tarafından da dillendirmişti.
SIĞINMACI TEHDİDİ TUTAR MI?
Avrupa Parlamentosunun kararına bir kaç gündür Türkiye cephesinden gösterilen tepkilere bakıldığında, Erdoğan ve AKP’nin gerilimi yükselterek sonuç almaya çalıştığı görülüyor. Üstelik müzakerelerin dondurulması mesajına sığınmacı anlaşmasının iptal edileceği tehdidiyle karşılık verildi.
Erdoğan, “müzakerelerin durdurulmasını” bir mesaj olarak algılayıp baskıların dozajını azaltma yerine, başlattığı otoriter süreci sürdürme niyetinde görünüyor. “AB’den alacağımız demokrasi dersi yok” tepkisi de bunun göstergesi.
Sığınmacı anlaşması üzerinden yapılan tehditlere ise AB cephesinde, önceki döneme göre daha dikkatli ve özgüvenli yanıtlar verildi. Anlaşmanın mimarı Başbakan Merkel ve AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Junker, Türkiye’nin anlaşmaya sadık kalmasının her iki tarafın lehine olacağını belirterek, görev ve sorumlulukları hatırlattılar.
Erdoğan’ın girdiği yoldan dönmemesi durumunda Türkiye’ye yönelik yeni yaptırımlar da gündeme gelebilir. Gazete ve dergiler AB’nin doğrudan ekonomik yatırımları ve Türkiye ile AB arasındaki ticaret hacmine dair bilgiler yayınlıyor. Ve alt alta dizilen bu rakamlarda, ekonomik yaptırım durumunda en fazla Türkiye’nin zarar göreceği konusu işleniyor. Almanya’da Sol Parti, Gümrük Birliği anlaşmasının da dondurulmasını gündeme taşıdı bile.
ERDOĞAN KARŞISINDA GERİ ADIM SİYASİ İNTİHAR OLUR
AB’nin, Erdoğan’ın “kapıları açarız” tehdidi karşısında geri atım atma niyeti görülmüyor. Avrupa’nın yönetici sınıfları, hükümetler ve “Brüksel bürokratları” gözyumsa bile, halklar yummuyor. Zira, Erdoğan’a gözyuman bir liderin bugünkü koşullarda Avrupa’da seçim kazanması mümkün değil. Daha çok oy almak isteyenler de bol bol Erdoğan’ı ve Türkiye’yi kullanacaklar. Cumartesi Avusturya’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde ırkçı partinin adayı başa baş giden oylarını artırmak için “Türkiye AB’yi girerse biz çıkarız” dedi.
Merkel bile bu koşullarda Erdoğan ile aynı karede görünmek istemeyecektir.
‘SADECE YUNANİSTAN ETKİLENİR’
Alman Süddeutsche Zeitung’dan Christiane Schlötzer, Türkiye’nin açıklamalarını ‘Bunlar boş tehditler’ diye tanımladıktan sonra şunları yazdı: “2015’teki olaylar tekrar etmeyecektir. Zira çoğu Suriyeli ve Afganistanlı, Yunan adalarında kendilerini adeta bir hapishanenin beklediğinin farkında. Ege’den neredeyse başka çıkış yok. Anlaşmanın Yunanistan ayağı da oldukça yavaş işliyor. İltica başvuru süreci uzun sürüyor, bürokrasi had safhada, AB’nin söz verdiği hukukçular ülkeyi ya çoktan terk etmiş ya da hiç gitmemişler. Eğer Türkiye üzerinden yeniden mülteci akını başlarsa, o zaman sadece Yunanistan’daki durum sarpa sarar. Balkan rotası tel örgülerle çevrilmiş durumda ve öyle de kalacak. AB’nin birden bire en fakir üyesi ile dayanışmaya girip mültecileri Prag’dan Paris’e kadar dağıtmayacağı ortada.“ (27.11.2016)
Her ne kadar Merkel, düzenlediği basın toplantısında Erdoğan’dan sığınmacılar anlaşmasına sadık kalmasını isterken “B Planım yok” dese de, gerçekte böyle bir plan var. NATO bünyesinde Ege’ye gönderilen Alman gemileri her gün kontroller yapıyor. Türkiye’nin sınırlarını korumaması durumunda ve önümüzdeki dönemde sadece AB’de değil, aynı zamanda NATO’de da sorun olmaya başlayacak.
Almanya ve AB’nin Türkiye’ye bağımlı olmaktan kurtulmak için hazırlandığı “B Planı”na göre, Türkiye’ye verilmesi planlanan yardımlar Yunanistan’a verilecek; mülteciler kurulacak büyük sığınmacı kamplarında tutulacak ve oradan doğrudan ülkelerine gönderilecek.
Bu plan devreye girerse Erdoğan’ın elindeki en güçlü koz alınmış olacak.
Avrupa Birliği, tüm bu meseleleri Aralık ayrında yapılacak zirvede ele alacak. Görünen o ki, bu yılın son ayı, AB-Türkiye hattındaki gerilimle geçecek. Geriliminden kimin kârlı kimin zararlı çıktığını ise ancak nümüzdeki yıl içinde görülebilecek.