AB’ye bir iyi bir kötü haber

4 Kasım Pazar günü Avusturya’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleriyle İtalya’daki Anayasa referandumu sonuçları Avrupa’da geniş yankı yarattı. Her iki ülkedeki sonuçlar, AB içindeki gerilim ve endişenin büyüyerek devam edeceğini gösteriyor.

4 Kasım Pazar günü Avusturya’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleriyle İtalya’daki Anayasa referandumu oylamasının sonuçlarının Avrupa Birliği (AB) için önemli bir dönemeci ifade ettiği şimdiden dile getiriliyor.

Avusturya’da tekrarlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerini Yeşiller Partisi adayı Alexander Van der Bellen’in yüzde 51,7 ile kazanması AB’yle adeta “derin bir nefes” aldırdı. Seçimler öncesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında daha çok şans verilen ırkçı-sağ popülist Özgürlükçü Parti (FPÖ) adayı Norbert Hofer’in yüzde 48,3’le seçimleri kaybetmesi büyük bir sevinçle karşılandı.

Hofer’in az bir farkla da olsa seçimleri kaybetmesi, Avrupa basınında Brexit ve Donald Trump’ın beklenmeyen şekilde ABD başkanı seçilmesinden sonra “aşırı sağın ilerlemesinin durması” (Spiegel Online) şeklinde değerlendirildi. Van der Bellen’in kazanması ise “demokrasinin zaferi” olarak sunuldu.

Avusturya’nın “büyük koalisyon” partileri Sosyal Demokrat Parti (SPÖ) ile Halk Partisi’nin (ÖVP) birinci turda yarış dışında kalmasından sonra ülke tarihinde ilk kez iki büyük partinin katılamadığı cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı. Bu da iki büyük partiye halk arasında güvenin olmadığını gösteriyor.

İKİ FARKLI SÖYLEM YARIŞTI

İkinci tura kalan Van der Bellen ile Hofer arasında görüş farklılıkları bariz şekilde görünüyordu. Van der Bellen, AB çapında sığınmacıların hedef gösterilerek oy kazanıldığı bir dönemde Avusturya’nın AB’nin bir parçası olduğunu ifade ederek kapıların sığınmacılara açılmasını dillendirerek bir seçim propagandası yürüttü. Hofer ise her ne kadar açık olarak AB’den çıkış anlamına gelen “Öxit”i dile getirmese de AB’ye eleştirel yaklaşıyordu ve sığınmacılara kapıların kapatılmasını talep ediyordu.

İki farklı söylem arasında süren seçim kampanyasının sonunda Van der Bellen’in bu kez daha net bir sonuçla seçimleri kazanması, yabancı düşmanı, sağ popülist bir adayın engellenmesi bakımından elbette önemli.

Ancak bu tehlikenin geçtiği anlamına gelmiyor. Zira, sağcı adayın almış olduğu yüzde 48,3 gibi büyük bir oy oranı, temsil ettiği görüşlerin azımsanmayacak bir kesim tarafından desteklendiği anlamına geliyor. Bu nedenle, şimdiden Eylül 2018’de yapılacak genel seçimlerde Hofer’i destekleyen FPÖ’nün açık arayla birinci parti olabileceği dile getiriliyor.

Avusturya’da sağ popülist FPÖ’nün yükselişi aslında AB genelinde sağ hareketlerin de habercisi. Bundan tam 17 yıl önce, 1999’da yapılan genel seçimlerde FPÖ yüzde 26,9 oy almış ve Halk Partisi ile koalisyon hükümeti ortağı olmuştu. Ardından bölünen parti güç kaybetse de yeniden toparlanmıştı. FPÖ’nün izlediği politikayı takip eden Avrupa’nın diğer ülkelerindeki sağ partiler de sonraki yıllarda önemli başarılara imza atmıştı.

Bu nedenle Hofer’in seçimleri kaybetmesinin diğer Avrupa ülkelerinde nasıl bir etkide bulunacağının ilk önemli durağı Fransa olacak. Önümüzdeki mayıs ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Milliyetçi Cephe’nin adayı Marine Le Pen’in ikinci tura kalmasına kesin gözüyle bakılıyor.

Dolayısıyla Avusturya’da sağcıların kaybetmesiyle AB’nin aldığı derin soluk çok uzun sürmeyecek. Fransa seçimleri öncesinde benzer durum yeniden gündeme gelecek ve Le Pen’in sandıktan birinci çıkmaması için çağrılar yapılacak.

İTALYA SENDROMU: İSTİKRARSIZLIK

Avusturya’da Hofer’in kaybetmesine “iyi haber” alarak sevinen AB yöneticileri, aynı gece İtalya’dan gelen referandum sonuçları karşısında ise şaşkına uğradı. Başbakan Matteo Renzi tarafından çağrısı Anayasa referandumunda sandık başına giden seçmenlerin yaklaşık yüzde 60’ı “Hayır” oyu verdi. Renzi için büyük bir yengili sonuç, İtalya’da siyasi istikrarsızlığı artıracağından endişe ediliyor. Renzi’nin referandumdan sonra istifa kararı alması da bunu gösteriyor.

Anayasa referandumunda şu anda 315 olan senatodaki sandalye sayısı 100’e düşürülüyordu. Senato tarafından çıkarılan bir çok yasa için yetki meclise veriliyordu. Ayrıca yerel yönetimlerin yetkisi de merkeze devrediliyordu. Bölgeler ile yerel belediyeler arasındaki 110 belde yönetimi kaldırılıyordu.

Euro Bölgesi’nde üçüncü büyük ekonomiye sahip İtalya’da Renzi’ye karşı “Hayır” oyu çağrısı yapanlar sadece sağ güçler, AB eleştiricisi Beş Yıldız hareketi olmadı aynı zamanda sosyal demokrat ve sol cepheden de karşı oy çağrısı yaptı. Renzi’nin gücünü artırmak için oynadığı kumar böylece tutmadı. Referandum sonucunun Renzi’nin sosyal demokrat partisi içinde de geniş tartışmalara yol açmaya devam etmesi bekleniyor.

Uzun yıllar kısa dönemli koalisyon hükümetlerinin yanı sıra çok sayıda teknokrat hükümet tarafından yönetilen İtalya’daki siyasi istikrarsızlık, derinleştirmesi durumunda bunun AB ve Euro Bölgesi’nde etkide bulunacağı şimdiden tahmin ediliyor. Referandum sonucunda büyük bir etkisi olduğu ileri sürülen AB eleştiricisi Beş Yıldız hareketinin muhtemel bir erken seçimde başarıyla çıkması durumunda şu anda iş başında olan sosyal demokrat-orta sağ koalisyonunun çoğunluğu kaybedebileceği tahmin ediliyor. Bu durumda AB’nin Avusturya’dan korktuğunun İtalya’da başına gelmesi söz konusu olabilir.

AB DİKEN ÜSTÜNDE

Avusturya’daki seçimler ve İtalya’daki referandum öncesi ve sonrası yapılan tartışmalar, AB’nin pek çok açıdan “diken üstünde” durduğunu gösteriyor. Tek tek ülkelere bakıldığında AB’nin ve sermayesinin asıl dayanağı olan partiler güç kaybetmeye devam ederken, ortaya çıkan yeni partiler AB’nin geleceğini etkileyecek güce ulaşmış bulunuyor. AB’nin Brüksel’den dayattığı anti-demokratik ve neoliberal politikalara karşı çıkmanın geniş kitleler arasında destek bulduğu, ekonomik-sosyal koşullar böyle devam ettikçe her seçim artık AB için bir “kader seçimi” olacak. (YH)