Türkiye’deki gerilim bizi nasıl etkiliyor?

Türkiye özellikle son 4-5 yıldır “olağanüstü” bir süreçten geçiyor. Demokrasi, barış ve özgürlüklerin rafa kaldırıldığı bu ortamda, otoriterleşme yönünde atılan adımlar, sadece Türkiye içindeki farklı ulus ve milliyetlerden, inançlardan emekçiler arasında değil, Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli göçmenler arasında da önemli bir gerilime yol açtı. Peki bu gerilim işyerlerinde semtlerde, okullarda ve hayatın diğer alanında kendisini nasıl hissettiriyor? Örnek olarak seçtiğimiz olaylar, tabloyu ortaya koyuyor.

Almanya aynı zamanda Türkiye dışında en fazla Türkiye kökenlinin yaşadığı ülke. Resmi rakamlara göre 3 milyonun üzerinden Türkiye kökenli bu ülkede yaşıyor. Öncesi bir yana 31 Ekim 1961’de imzalanan işgücü anlaşmasından bu yana yaşanan göç, değişik aşamalardan geçerek, nesiller vererek bugünlere gelindi.

Bu 55 yıllık göç tarihinde Türkiye’deki olaylar ve gelişmeler kimi zaman çok kimi zaman da az sayılabilecek derecede Türkiye kökenli göçmenlerin gündemine geldi. Bunun da “az” ve “çok”luğunu başka bir deyimle yoğunluğunu daha çok olay ve gelişmelerin seyri belirledi. Ama bu etkileme bütün Türkiye kökenli göçmenleri de aynı derecede içine almadı. Kimi zaman çok, kimi zaman da az sayıdaki göçmen olayların etkisine girdi, ona göre tavır aldı.

55 yıllık göç tarihi içinde genel olarak Türkiye kökenlilerin Türkiye ile bağları hiç kopmadı. Öncesi bir yana 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana Almanya’da Türkiye kökenliler arasında yaşanan pek çok gelişme gerilimin önceki döneme göre çok daha fazla arttığı, hayatın her alanında kendisini hissettirdiğine işaret ediyor. Bu yazıda sıraladığımız olayların kendisi bile durumun hangi aşamaya geldiğini gösterme bakımından uyarıcı.

**

KÖLN. Göçmenlerin en çok yaşadığı semtlerin başında gelen Mülheim’de bir lisede her renkten, ulustan, inançtan öğrenci okuyor. Dolayısıyla eğitim yılı başladığında bütün ülkelerin bayrakları taşınır, farklı dillerde öğrenci ve velilerine “Hoşgeldiniz” denilir. Bu nedenle bu dönem okul açılışın da Kürtçe müziklerin de çalınması çok da sıra dışı bir olay değildi. Beşinci sınıftaki öğrenci N.N.* iki kez Kürtlerin, Ortadoğu haklarının taktığı şalı takarak okula gider. Bunu gören Türkiyeli bir kaç sınıf arkadaşı bir kaç kez öğrenciyi taciz etmeye başlar. En son Kasım ayı başında beşinci sınıftaki bir öğrenci “En büyük Erdoğan”, “En büyük Türkiye” diye bağırarak Kürt öğrenciye saldırır. Yaralar. Öğrenci hemen hastaneye kaldırılır. Rapor alır. Okul yönetimi, aile birliği devreye girer. Saldıran öğrenciye iki günlük uzaklaştırma cezası verilir. Yaralanan öğrencinin ailesi, saldırgan öğrenciden çok ailesinden dert yanıyor: “Çocuk evde konuşulanlardan etkilenerek saldırmış. Buna rağmen bizi arayıp bir özür dahi dilemediler. 10-11 yaşlarındaki çocuklar arasında da Türkiye’deki olaylar nedeniyle bu türden saldırılar olması kabul edilemez. Tamamen nefret ve düşmanlık aşılanıyor”.

**

ULM/GEISLINGEN. Ulüm Tiyatrosu, 20 yıldır, Almanya’da değişik kentlerde gösterimler yapıyor. Oyunlarında genellikle Türkiye kökenlilerin uyum sorunlarını, önyargıları, Türkiye-AB Türkiye ilişkilerini ele alıyor. Bir süre Almanya’da yaşayan Aydın Engin’in kaleme aldığı “Eyvah Türkler geliyor” oyununu sahneleyen Ulüm Tiyatrosu, bugüne kadar demokratik örgütlerin dışında DİTİB, UETD, ATİB gibi muhafazakar dernekler tarafından da davet edildi. Oyun sahnelendi, hep birlikte kahkahalar atıldı. Ta ki oyunun yazarı Aydın Engin, Cumhuriyet gazetesine düzenlenen operasyonla gözaltına alınana kadar. Oyunun yazarının solcu biri olduğunu fark eden DİTİB ve UETD, Ulüm Tiyatrosu’na karşı geniş kapsamlı kışkırtıcı bir kampanya açmaya başladı.

6 Kasım’da DİDF Geislingen tarafından Kapellmühlsaal’da gösterilen ‘Eyvah Türkler entegre oluyor’ oyununun öncesinde katılımcılara yönelik bir konuşma yapan dernek başkanı, Tiyatro Ulüm’ün sergilediği oyunların tümünün yazarı olan Aydın Engin’in asılsız sebeplerle gözaltına alınmasına üzüldüklerini belirterek, Aydın’ın şahsında baskı altında tutulan, işten atılan, gözaltına alınan ve tutuklanan tüm basın emekçileriyle dayanışma içinde olduklarını, Türkiye Hükümeti’nin anti demokratik tutumunu kınadıklarını belirten bir konuşma yapar.

Konuşmanın ortasında 3-5 kişiden oluşan küçük bir grup, dernek başkanına ‘Buraya tiyatro seyretmeye geldik, politika dinlemeye değil’, ‘Türkiye devletini karalıyorsunuz’ şeklinde itirazlarda bulunarak konuşmayı engellemeye çalışır. Kısa bir ağız münakaşasının ardından iki dernek yetkilisi, grubu dışarı çıkarır. Dernek başkanı alkışlar arasında konuşmasını bitirip sahneyi Tiyatro Ulüm’e devrederken, salon dışında düşünce özgürlüğüne tahammülü olmayan grup arasında yer alan bir kişi, oyunu izlemek için Stuttgart’tan geldikleri ama politika dinledikleri söylemini sürdürür.

Olayın görüntülerinin yayınlamasından sonra, sosyal medya üzerinden AKP’nin yurtdışındaki örgütlenmesi UETD üye ve taraftarları, videoyu paylaşarak, Tiyatro Ulüm ve DİDF yöneticilerine ilişkin hakaret dalgası başlatır. Köln UETD kadın kolları tarafından planlanan tiyatro gösterimi iptal edilir. Sosyal medyadan saldırı dalgası devam eder.

Tiyatro gösteriminden dört gün sonra bu kez Geislinger Zeitung önünde DİDF, IG Metall, DGB, SPD, Yeşil Alternatif, Sol Parti ve Barış İnisiyatifi’nin ortak çağrısıyla Türkiye’de basın özgürlüğü için uyarı nöbeti gerçekleştirilir. Yaklaşık 60 kişinin katıldığı eylemde, Türkiye’de hükümetin fikir ve basın özgürlüğüne yönelik saldırılarını kınayan, bu baskı ve saldırıların bir an önce durmasını, tutuklu ve gözaltında olan basın emekçilerinin serbest bırakılmasını talep eden konuşmalar yapılır. Eylemde Geislingen belediye başkanının yanı sıra bir çok belediye ve kurum temsilcisi de yer alır. Uyarı nöbetinde konuşmalar sürerken Geislingen DİTİB başkanı, yanında iki-üç kişi ile eyleme katılarak, konuşmacılara sözlü sataşmalarda bulunur. Söylenenin doğru olmadığını söyleyerek karşı konuşma talep eder. Talebi eylem birliği üyeleri tarafından reddedilince, ironik biçimde ‘fikir özgürlüğü’ talep eder. Bir gün sonra kim tarafından yayıldığının tahmini zor olmayan, tüm Geislingen ve çevresinde başta DİTİB camisi olmak üzere Türkiyeliler arasında kirli propaganda izler: “Türkiye düşmanları, bölücüler ve vatan hainleri’ şehir merkezinde toplanmış Türkiye aleyhinde çalışmalar yürütüyor”

Konu, yerel gazete ‘Geislinger Zeitung’da Türkiye’deki gelişmeler ve gerginlik Geislingen’de yaşayan Türkiyelilere ulaştı, ayrışma ve gerginlik devam ediyor’ başlığı ile yer alınca Geislingen Belediye Başkanı Frank Dehmer, konuyu görüşmek üzere Türkiyeli göçmen derneklerin yöneticilerini acil diyalog masasına davet eder.

**

Bunlara camilerden Gülen Cemaati sempatizanlarının atılması, Gülencilere yakın oldukları bilinen işyerlerinin, restoranlara boykot edilmesi de eklendiğinde, AKP taraftarlarının kendilerinden olmayan bütün kesimlere karşı önceki döneme göre tahammülsüzlükten öteye saldırganlaştığını gösteriyor. Bilinmeyenleri, basına yansımayanları eklediğimizde tablonun hiç de olumlu olmadığı kendiliğinden ortaya çıkıyor.

İşyerlerinde okullarda veya semtlerde aynı kaderi, aynı geleceği paylaştığı insanlara sırf Türkiye’de hükümetin politikalarını eleştirdiği için düşman muamelesi yapılmasını isteyen politikacılar, dernekler sizce kime hizmet ediyorlar? Bu gerilim ve kutuplaştırmanın, hangi ulustan, hangi inançtan olursa olsun işçi ve emekçilere bir yarar sağlaması mümkün müdür? Elbette hayır. Ne de olsa hükümetler ve belli çıkar grupları geçici, baki olan aynı sınıfsal kökenden emekçilerin birliği ve kardeşliğidir.

* Öğrencinin ve okulun adını ailenin isteği üzerine yayınlamıyoruz.


DİTİB toplantısı düzenlemek suç oldu

Benzer bir tahammülsüzlük toplantılar için de geçerli. Kürdistan Öğrenciler Birliği tarafından değişik kentlerde düzenlenmek istenen “DİTİB-Erdoğan’ın kuklaları” başlıklı toplantılar dizisi de engellenmek istendi. Bremen Üniversitesi’nde yapılması planlanan toplantı son anda üniversite yönetimi tarafından gösterilen çeşitli gerekçelerle iptal edildi. Daha sonra iptal gerekçesinin üniversiteye AKP/DİTİB çevreleri tarafından gelen tehditlerin olduğu ortaya çıktı.

Yine 6 Aralık’ta Kassel Üniversitesi’nde aynı başlıkla yapılan toplantı da sosyal medyada hedef gösterildi. AKP İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden toplantıya tepki gösterdi ve özellikle de AABF’nin toplantıda yer almasını eleştirdi. (YH)