Sendikalar anlamsızlaşıyor mu?

UMUT YAŞAR

Son birkaç haftadır değişik gazeteler ve internet sitelerinde sendikaların 100 yıl önce devlet tarafından tanındığına ilişkin haberler çıkıyor. Önemli bir sermaye kurumu olan IW Köln tarafından hazırlanan bir ‘raporu’ kaynak gösteren haberlerde, “100 yıldır tanınmalarına rağmen Almanya’da sendikalar sadece yüzde 15 örgütlenme oranına sahipler” deniliyor.

Söz konusu haberlerle sermaye basınının bilinçli tarih çarpıtıcılığı yaptığı, gerçekleri örtbas etme girişiminde bulunduğu rahatlıkla söylenebilir. Büyük bir “araştırma raporunun” sonuçlarına dayanan bir habermiş gibi yazılana bakıldığında sermayenin yaptığının sendikaların kurulduğu ilk günden bu yana “sendikalara gerek kalmadı” propagandasının devamı olduğu görülmekte.

SAVAŞ VAHŞETİNDE SENDİKALARIN TANINMASI

“Almanya’da sendikalar 100 yıl önce devlet tarafından yasal olarak tanındı” diye başlayan ve öncesinden hiç bahsetmeyen bir yazıyı okuyan biri (eğer Almanya işçi sınıfı tarihini bilmiyorsa) “demek ki sendikalar 100 yıl önce kurulmuşlar ve kısa bir süre sonra devlet tarafından tanınmışlar” diye düşünebiliyor. Özellikle genç (işçi) kuşaklarda böyle bir yanılsama ortaya çıkabiliyor.

Fakat asıl önemli olan haberin yapılma gerekçesini oluşturan “devlet tarafından tanınmanın” nasıl ve hangi şartlarda gerçekleştiğinden hiç söz edilmemesidir. Sermaye tarafından finanse edilen kısa adı IW olan Alman Ekonomi Enstitüsü’nün (“Institut der deutschen Wirtschaft”) yayınladığı “Gewerkschaftsspiegel” bülteninde yer alan yazının en azından girişinde arka plana ilişkin kısa bir vurgu yapılıyor.

Almanya sermayesi tarafından başlatılan Birinci Dünya Savaşı – asıl doğru tanımlaması birinci emperyalist paylaşım savaşı- tüm vahşetiyle devam ettiği bir dönem “sendikaların tanınması” gündeme gelmişti. 1916 sonuna doğru dönemin Alman Genel Kurmayı, o güne kadar askere alınmayan 17-60 yaş arası erkeklerin savaşa hizmet etmelerini sağlamak için “Anavatana Yardım Hizmeti Yasası”nın (“Gesetz über den vaterländischen Hilfsdienst”) çıkarılması girişimlerde bulunmuştu.

Dönemin Almanya imparatoru II. Wilhelm’in emrine amade olan sözde parlamento yasayı karar altına aldı. Tarihçiler söz konusu yasanın bir yanda en geniş emekçi yığınlarının savaşa hizmet etmesi için çıkarıldığını belirtirlerken diğer yanda gelişen emperyalist savaş karşıtı devrimci kitle hareketini bastırma amaçlı olduğuna dikkat çekmekteler.

Yasayla devlet tarım ve ormancılık alanı dışında bütün işkollarında çalışan veya işsiz olan 17-60 yaş arası tüm erkekleri savaş endüstrisinde veya savaş için önemli olan işkollarında çalışmaya zorlayabiliyordu. Pratikte “askeri hizmet” anlamına gelen bu tür işleri reddetmek mümkün değildi. Bu tür işlere çalışmaya zorlananların, ordu mensuplarında olduğu gibi politik örgütlenmeleri de yasaktı!

İşçi sınıfının reformist sosyal demokrasiden etkilenen kesiminin desteğini almak için yasanın 11. maddesinde, 50’den fazla işçinin çalıştığı tüm işletmelerde “kalıcı işçi komisyonları” kurulması gerektiği yer aldı. Savaşa destek veren sosyal demokratlar (SPD), bu maddeyi “artık fabrika sahipleri tek başlarına karar veremeyecekler, işçiler de artık söz sahibi olacaklar” diye propaganda etmekten geri durmadılar.

ÜRETİM MERKEZİNİN KORUNMASI MANTIĞI

IW’nin hazırladığı sözde raporun kaynak gösterildiği haberlerin dörtte üçü Almanya’daki sendikaların üye kaybetmelerine ayrılmış. Buna göre “zaten imzalanan sözleşmeler ülke genelinde genel geçer ilan edildiği için işçiler sendikaya ihtiyaç duymuyorlar.” Dolayısıyla “dayanışma fikrinin erozyona uğradığı” ve “işçilerin çoğunluğunun başkalarının başarılarından faydalanma” anlayışına sahip oldukları belirtiliyor.

Tartışmalı olsa da işçiler arasında böyle bir eğilim şüphesiz var. Ama bu eğilimin işçilerin çoğunluğunda olup olmadığı konusu da en azından bu kadar tartışmalıdır.

Sendikalar ne zaman ileri sürdükleri talepleri elde etmek için grevli mücadelelere başvursalar on binlerce yeni üye kazanıyorlar. Birleşik Hizmet Sendikası Ver.di 2015’de değişik işkollarında yaptığı grevler döneminde 40 bine yakın üye kazanmıştı. Benzeri örnekleri bütün alanlar için vermek mümkün.

Sendikalardan kopuşun ise merkezlerdeki işbirlikçi eğilim güçlendikçe arttığı görülüyor; DHL’in bölünüp parçalanmasına Ver.di sendikasının onay vermesi binlerce emekçinin istifa etmesine yol açtı. Görüldüğü gibi aynı sendikanın iki farklı tutumu karşısında iki farklı eğilim ortaya çıkıyor.

1914 yılında “Almanya’nın çıkarları” safsatasıyla işçiler arasında şövenist, milliyetçi eğilimlerin güçlenmesine neden olan sosyal demokrat sendika önderleri bugün de yine “Almanya’nın çıkarları” için çabalıyorlar. Bugün sadece bunun adı “vatanın korunması” değil “üretim merkezinin korunması” olarak değişti – ama mantık aynı mantık!

SENDİKALARA HER ZAMANDAN FAZLA İHTİYAÇ VAR!

Yazımıza konu olan haberlerde, “sadece Alman sendikaları anlamsızlaşmaya karşı mücadele etmiyorlar. Bütün ülkelerde benzeri çabalar görülmekte” deniliyor.

İskandinav ülkeleri dışında birkaç ülkenin daha görece yüksek sendikal örgütlülük düzeyine sahip olduğu (tabelaya bkz.) belirtilen haberlerde “İskandinav ülkelerinde işsizlik sigortası sendikalar tarafından örgütlendiği için örgütlülük oranları yüksek. Fakat diğer ülkelerde sendikalar giderek anlamsızlaşıyorlar” deniliyor.

İşsizlik sigortasının sendikalar tarafından örgütlendiği Danimarka, en fazla grev yapan ülkelerin başında geliyor. Danimarka’da 1000 işçi başına 120 işgünü grev yapılırken bu oran Almanya’da 1000 işçi başına sadece 7 işgünü!

Diğer yanda sendikal örgütlenmenin Almanya’dan daha düşük olduğu Fransa’da ise grev nedeniyle 1000 işçi başına 117 işgünü kaybediliyor. (6 Haziran 2016, Spiegelonline: www.spiegel.de/wirtschaft/soziales/streik-statistik-in-deutschland-haben-arbeitskaempfe-zugenommen-a-1096015.html)

Tek başına şu veya bu nedenin sendikal örgütlenmeyi güçlendirdiği veya zayıflattığı söylenmesi mümkün değil. Fakat özellikle önümüzdeki dönem sermayenin üretimi uluslararası alanda yeniden örgütlemeye soyunduğu, ‘Sanayi 4.0’ adı altında yeni saldırıları planlayıp yürürlüğe koymaya başladığı bir dönemde işçi ve emekçilerin mücadeleci sendikal örgütlülüğe her zamandan daha fazla ihtiyaç duyacakları ortada.

IW ve hazırladığı sözde raporu yayınlayan gazeteler de sendikaların anlamını yitirmediklerini iyi bildikleri için “sendikalar anlamsızlaşıyorlar” diye haber yapma ihtiyacı duyuyorlar. Sendikal örgütlülük ne kadar zayıflarsa sermayenin işi de o kadar kolaylaşacak sonuçta.


DGB sendikalarının üye sayıları*

2005 2015

IG Metall 2.376.225 2.273.743

Ver.di 2.359.392 2.038.638

IG BCE 748.852 651.181

GEW 251.586 280.678

IG BAU 391.546 273.392

NGG 216.157 203.857

EVG 259.955 197.094

GdP 174.716 176.930

DGB 6.778.429 6.095.513

*Kaynak DGB; rakamlar 2005 ve 2015 yıllarının Aralık ayı sonu üye sayılarını gösteriyor.