Toplumsal adaletsizlik hasta ediyor

Avusturya Sosyal İşler Bakanlığı’nın bir araştırmasına göre, toplumsal açıdan mağdur olan kişiler kötü sağlık koşullarında yaşıyor ve gelir durumu iyi olanlara göre daha erken ölüyorlar.

SEMRA ÇELİK

Sağlığı sadece fiziksel ve biyolojik nedenlerin olumlu ya da olumsuz etkilemediği, yaşam tarzı, toplumsal ilişkiler, çalışma ve yaşam koşullarının etkisinin büyük olduğu çoktan biliniyor. Bu nedenle toplumsal mağduriyet, kötü yaşam ve çalışma koşulları, gelir durumu ve mesleki pozisyonun sağlığımızı olumsuz etkilediğine şaşırmamamız gerekiyor.

Genel olarak bir insanın sosyal statüsünün onun davranışlarını belirlediğini söyleyebiliriz. Çok sayıda araştırma, sosyoekonomik statünün yaşam stili kadar beslenme, spor ve diğer sağlık açısından önemli faktörlerle iç içe olduğunu ortaya koymuştur. Toplumsal açıdan mağdur ailelerin çocukları sağlık açısından da dezavantajlı olma eğilimindedir. Çocukluk ve gençlik yıllarında ebeveynlerinin davranışlarıyla karşı karşıya olduklarından bu davranışları üstlenme eğilimleri yüksektir. Buna ek olarak çocukluk yıllarında öğrenilen ve ileriki yaşlarda güçlenen, karakteristik hale gelen davranış biçimlerini de eklememiz gerekir.

Sosyal statüleri düşük olan ailelerin çocukları bir yandan bu davranış biçimlerini üstlenirken diğer yandan da kötü, sağlığa zararlı yaşam koşullarıyla yaşamlarını sürdürmek zorundadırlar. Bu konuda evin bulunduğu semtteki gürültü, hava kirliliği, evin büyüklüğü ve ısınma koşulları çocukların sağlığını etkilemektedir. Boş zamanları değerlendirme olanakları, sağlık hizmetlerine erişim veya beslenme de sosyal statüye bağlı olarak çocukların sağlığını negatif etkileyen faktörler arasındadır.

MAĞDURİYET HAYAT BOYUNCA DEVAM EDİYOR

Ailelerinin eğitim düzeyi ve geliri düşük olan yetişkin olduklarında sosyal mağdurlar arasında yer alma şansı da oldukça yüksek. Özellikle eğitim düzeyi genellikle miras olarak ebeveynlerden çocuklara geçiyor. Sağlık konusunda öğrenilen veya taklit edilen davranış biçimleri de bırakılan ya da üstlenilen miraslar arasında yer alıyor. Yaşam koşullarında mağduriyetlerin kalıcılaşması deniyor buna.

Sağlığı etkileyen en önemli etkenlerden biri de mesleki koşullar ve pozisyon. Çalışma koşullarının kötülüğü, vardiyalı ve çalışma saatinin işverenin ihtiyacına göre belirlendiği işler sağlığı olumsuz etkiliyor. Sağlığı iyi olmayanlar ise iş piyasasında ayrımcılıkla karşı karşıya kalıyor. Kısacası çalışma koşulları ve pozisyonu ile sağlık arasında kopmaz bir bağ var. Sağlığı bozuk olanlar yoksullukla, yoksulluk içinde yaşayanlar da sağlığın bozulmasıyla yüz yüze…

Değişik toplumsal tabakaların sağlık statülerini karşılaştırdığınızda parası olanın sağlığının da genel olarak daha iyi olduğunu, beslenme, spor alışkanlıklarının, doktora gitme, hastalıklara karşı korunma önlemlerine başvurmanın parayla doğru orantılı olarak arttığını görürüz.

Özellikle Avrupa’da çocuk ve gençlerin sağlığı üzerine oldukça fazla araştırma yapılırken yaşlılar üzerine yetersiz bilgi edinilmiş durumdadır. Hâlbuki kalp-damar hastalıkları, diyabet, bronşit, siroz, akciğer kanseri, romatizma, depresyon ve bunamanın yoksul yaşlılar arasında daha yaygın olduğu belirlenmiş durumdadır.

Avusturya Sosyal Bakanlığı, eğitim düzeyi düşük olan yaşlıların sağlıklarının daha iyi eğitim almış olanlardan çok daha bozuk olduğunu gösteren bir açıklama yayınladı. Bu yaşlıların yaşam sürelerini de etkilemekte. 65 yaşın üstündeki yüksek okul bitirmiş erkek yaşlıların ortalama 21,2 yıl daha yaşayacakları, 16 yaşına kadar okuyup mecburi olan diplomayı alanların ise daha 17,2 yıl yaşayacakları belirlendi. Kadınlarda ise bu oranlar 22,8 ve 21,2 olarak saptandı.

ALMANYA’DA DA DURUM AYNI

Bilindiği gibi daha önce de Alman Federal Meclisi’nde Sol Parti milletvekillerinin soru önergesi üzerine Federal Sağlık Bakanlığı’nın konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Federal Hükümetin aldığı çeşitli önlemler vatandaşların sağlık sektöründe eşit muamele görmesine yönelik. 2015 yılında yürürlüğe giren ön tedbir (prevensiyon) yasası uyarınca sağlık sigortaları vatandaşların sağlığını artırıcı ve ön tedbirlere ağırlık veren hizmet vermekle yükümlü kılınmıştır.” açıklamasında bulunulmuştu. Bu açıklama yoksullukla sağlık arasındaki bağı ortaya koyması açısından ilginçti.

Sol Parti adına yapılan açıklamada, yoksulluk ve kötü sağlık durumu nesilden nesle aktarıldığı, yoksul olanların kronik ve depresyon gibi psikolojik hastalıklara daha sık yakalandıkları belirtilmişti. Parti, yoksul kesimlerin ücretlerinin artırılmasının ve onlara daha iyi çalışma şartları sunulmasının önkoşul olduğunu da söyleyen Sol Parti sözcüleri, ‚az gelirliler çoğu kez ağır ve sağlığa zararlı işler yapmak zorunda bırakılır, gürültülü ve havanın kirli olduğu ortamlarda çalışmak zorunda kalır. İyi beslenemez ve daha iyi gelirli bir kişiden de daha önce hayata veda eder.” açıklamasında bulunmuşlardı.


İNGİLTERE’DE DE ZENGİNLER YOKSULLARDAN 12 YIL FAZLA YAŞIYOR

Geçen yıl içinde İngiltere’de yapılan bir araştırma da bu sonucu pekiştirdi.

İngiltere’de ortalama yaşam beklentisi artarken, zenginlerle yoksullar arasındaki ortalama ömür farkının da sekiz yıla çıktığı belirlendi.

Londra’daki Imperıal College tarafından 2012 nüfus verileri temel alınarak yapılan bir araştırmaya göre, 2030 yılına kadar ülkenin varlıklı bölgelerinde ortalama yaşam beklentisi 90’a çıkacak.

Bu durumun emeklilik sistemi, sağlık ve sosyal hizmetler üzerindeki baskıyı daha da artırması bekleniyor.

Araştırmadaki en çarpıcı verilerden biri de ülkenin zengin ve yoksul bölgeler arasındaki ortalama yaşam beklentileri arasındaki fark.

Ülkenin en yoksul kentlerinden olan Blackpool’da ortalama ömür beklentisi 75,2 yıl. Londra kent merkezindeki ise insanlar ortalama 87.3 yıl yaşıyor. Burada kadınların ortalama ömrü 87,3 yıl. Londra’nın en zengin semtleri Kensington ve Chelsea’de de oranlar buna yakın.