AB’nin gösterdiği ’sarı kart‘ işe yarar mı?

YÜCEL ÖZDEMİR

Avrupa Parlamentosu’nun 24 Kasım’da büyük bir çoğunlukla aldığı, AB’nin Türkiye ile müzakereleri “dondurma” kararının bir işe yaramadığı, asıl önemli olanın AB’nin karar vericisi durumundaki ülkelerin çıkarları olduğu, hafta başında yapılan Dışişleri Bakanları toplantısında ve dün başlayan AB Zirvesi’nde görüldü.

Aslında AB’nin, AP’nin kararını yok hükmünde sayacağı o günde tahmin ediliyordu. AB, bugün Avrupa halklarının en geniş şekilde temsil edildiği AP’yi değil, bazı ülkelerin çıkarlarını korumayı esas almıştır.

Brüksel’de yapılan AB Dışişleri Bakanları toplantısında, Avusturya’nın AP tarafından alınan “dondurma” kararının AB için geçerli olması yönündeki ısrarı bir sonuç vermedi.

Son ana kadar Avusturya’nın yanında yer alan Hollanda da ani bir şekilde çark edince, 27 ülke hiçbir şey olmamış gibi Türkiye-AB ilişkilerinin normal seyirde devam etmesine, sadece yeni müzakere başlıklarının açılmamasına karar verdi. Yeni bir müzakere başlığının açılmamasının Türkiye üzerinde siyasi baskı açısından, hak ihlallerini durdurma konusunda bir etkide bulunmayacağı ortada. Zaten, AKP Hükümeti yetkilileri de müzakerelerin dondurulması yerine, yeni bir başlığının açılmamasından memnun görünüyorlar.

Çünkü bugünkü koşullarda yeni bir başlığın açılmasının hiçbir önemi ve anlamı yok.

3 Ekim 2005’ten bu yana 35 başlıktan 16’sı açıldı, sadece biri kapatıldı. Bu nedenle AB’nin yeni başlık açmama kararı olsa olsa Erdoğan/AKP’ye verilmiş bir “sarı kart”tır.

“Sarı kartı” gösteren hakem oyuncuya geri kalan süre içinde dikkatli olması mesajını verirken, genellikle sarı kartı gören oyuncu hiçbir şey olmamış gibi devam eder, fırsat bulduğunda golünü de atar.

Bu durum şimdi, AB’nin Türkiye politikası için de geçerli.

AB’nin müzakereleri dondurmaması, Erdoğan/AKP’ye bildiği gibi oynamaya, yani basına yönelik saldırılara, Kürt siyasetçileri tutuklamaya, aydınları susturulmaya devam etmesi anlamına geliyor. Başka bir değişle AB, bundan sonra da Erdoğan ve AKP’nin yaptıklarına göz yummaya devam edecek.

AB’nin “kırmızı kart”ı milletvekilleri, yazarlar ve gazetecilerin tutuklanması, muhalif güçlere yönelik çok boyutlu bir “milli seferberlik” ilan edilmesi gibi “faul”ler nedeniyle çıkarılmayacağı anlaşılmıştır. AP Başkanı Martin Schulz daha önce “kırmızı çizgi”nin idamın geri getirilmesi olduğunu söylemişti. Bu durumda “kırmızı kartın” olsa olsa ancak idam gibi bir durumda çıkarılabilecek.

Peki bunca “Eyyyy Avrupa…” efelenmelerine ve “Kapıları açarız” tehditlere rağmen AB neden bugün AKP/Erdoğan’a açıktan yaptırım uygulamaya yanaşmıyor?

Bu sorunun yanıtı elbette karşılıklı ticari ilişkilerde yatıyor. Başta Almanya olmak üzere pek çok AB ülkesi için bugün temel hak ve özgürlükler ticari çıkarların çok gerisinde bulunuyor. Onlar için öncelikli olan ticari yatırımlar ve silah satışıdır. AB’nin Türkiye politikasına yön veren Almanya için bu çıkar politikası çok daha belirgin.

Bugün 6 bin 500 Alman firması Türkiye’de serbestçe faaliyet sürdürüyor ve kâr elde ediyor. Almanya’nın en çok silah sattığı ülkeler listesinde Türkiye ilk 10 arasında.

Federal Ekonomi Bakanlığı tarafından verilen bilgilere göre bu yıl kasım ortasına kadar toplam 92,2 milyon avro değerinde silah satıldı. Geçen yıl bunun yarısı kadar satılmıştı. (Spiegel.de)

Eğer, AB ve üyesi ülkeler için demokrasi, insan hakları, basın ve düşünce özgürlüğü ülkelerle ilişkide “baş kriter” olsaydı bugün açıktan diktatörlükle yönetilen, demokrasinin “D”sinin olmadığı Suudi Arabistan, İran, Katar… gibi ülkelerle ticari ve diplomatik ilişkisi olmazdı. Ama bu kriterler lafta olunca, ticari ve diplomatik ilişkiler gayet güzel yapılabiliyor. AB, aynı politikayı bugün açıktan otoriterleşme yönünde giden Erdoğan ve AKP ile de sürdürmeye hazırlanıyor. Halktan gelen tepkileri yatıştırmak için sözde bir kaç eleştiri açıklaması yapılsa da, Suudi Arabistan’la olduğu gibi, Türkiye ile de askeri, diplomatik ve ekonomik ilişkiler hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor ve ettirilmesi de planlanıyor.

Tam bir ikiyüzlülük.

Bu ikiyüzlü politika sürdürüldükçe Türkiye’de temel hak ve özgürlükler ayaklar altına alınmaya devam edilecek. Ama bu politikayla kaybeden sadece Türkiye olmayacak, AB’nin kendisi de kaybedecek. Halklar nezdinde güvenilirliği, inandırıcılığı günden düne azalacak, maskesi düşecek.

Bunun içindir ki, AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, Alman ZDF kanalına verdiği demeçte “AB’nin en büyük krizi halk ile arasındaki uçurumun büyümesidir” diyor.

Öyle görünüyor ki, ikiyüzlü politikalar devam edecek ve “güven krizi” daha da büyüyecek.