DİDF: Teröre ve ırkçılığa karşı birlik zamanı

Almanya Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) yaptığı yazılı bir açıklamayla, Berlin’de yapılan terör saldırısını kınadı. DİDF Yönetim Kurulu tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi: “19 Aralık Pazartesi günü Berlin’de Noel pazarına bir tırla yapılan terör saldırısında 12 insan yaşamını yitirirken, 50’ye yakın insan da yaralandı. DİDF Yönetim Kurulu olarak, bu alçak saldırıda hayatını kaybedenlerin yakınlarının acısını paylaşıyor, yaralılara da acil şifalar diliyoruz.

İnsanlık dışı terör örgütleri tarafından son bir kaç yıldır değişik Ortadoğu ülkeleri, Türkiye, Fransa ve Belçika’da yapılan saldırılar yaşadığımız Almanya’ya kadar ulaştı. Daha önce küçük eylemler halinde yapılan saldırılar bu kez başkent Berlin’i çok sayıda insanın ölümüyle sonuçlandı. Her ne kadar saldırının kim ya da kimler tarafından yapıldığı henüz tam olarak belli olmamakla birlikte, bizler bu insanlık dışı zihniyeti yıllardır yaptığı katliamlardan ötürü yakından tanıyoruz. Bu ortaçağ zihniyetine günümüz dünyasında yer yok!

Berlin’deki terör saldırısı hepimizi derinden etkilerken, saldırıyı düzenleyen terörist ya da teröristlerle ülkede yaşayan sığınmacılar arasında sık sık bağ kuruldu ve başta AfD ve CSU olmak üzere değişik kesimler ve basın, adeta saldırının sorumlusu olarak ülkeye gelen sığınmacıları gösterdi.

Bu zihniyetle hareket eden Berlin ve diğer eyaletlerin emniyet birimleri de günlerdir sığınmacı yurtlarına yönelik operasyonlar düzenliyorlar. Terör saldırısını düzenleyenin bir şekilde Almanya’ya gelen terörist olarak değil de sığınmacılarla bağlantılı hale getirilmesi açık olarak savaştan, radikal dinci terör örgütlerinden canını zor kurtaran ve halen büyük bir bölümü travma içinde olan sığınmacıları hedef haline getirmektir. Bu yaklaşım ırkçıların ve faşistlerin ekmeğine yağ sürüyor.

Açıktır ki, yerlerini yurtlarını terk etmek zorunda kalan sığınmacılar terörün kaynağı değil, Suriye’de bu terör örgütlerini destekleyerek rejimi değiştirmek isteyenlerin yanlış politikalarının mağdurudur. Milyonlarca insanın sığınmacı duruma düşmesine neden olan savaş politikalarının arkasında bölgeyi ateş çemberi haline getiren bütün ülkeler bulunuyor. Bu ülkeler arasında Almanya da var. Zira, Almanya’nın Türkiye, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelere sattığı silahların sonradan bu terör örgütlerinin eline geçtiği bilinmez değildir.

Terörün asıl kaynağını sorgulamayanlar bir kez daha çözümü yanlış yerde aramaktadırlar. Teröre karşı etkili mücadelenin yolunun var olan temel hak ve özgürlükleri kısıtlamak olmadığı, 11 Eylül saldırısından bu yana izlenen “güvenlikçi politikalar” yeterince ortaya koymuştur.

Bu nedenle Federal ve eyalet hükümetlerinin Berlin saldırısı nedeniyle bireysel hak ve özgürlükleri ortadan kaldıracak şekilde, kent merkezlerine daha fazla kameranın konulması, yüz tanıyan kameraların yayın olarak kullanılması gibi uygulamalar kabul edilemez.

Teröre karşı en etkili mücadele terörü yaratan koşulların ortadan kaldırılmasıdır. Bugün gelişmelere bakıldığına radikal dinci terörün gelişip masum insanlar için tehlike haline gelmesinin kaynağında Batılı ülkeler tarafından Afganistan’ın, Irak’ın, Suriye’nin, Libya’nın işgal edilmesidir. İşgal ve savaş politikalarına son verilmesi, terör saldırılarında önemli bir azalmaya yol açacağı tartışmasızdır.

Terör saldırılarını günlük hayatında hisseden Almanya’da değişik uluslardan yerli ve göçmenler olarak Ortaçağ karanlığını özleyenlerden korkmayacağız. Bunun için de terör saldırılarının birlikte yaşamamıza zarar vermesine izin vermeyeceğiz.

Teröre ve terör üzerinden geliştirilmek istenen ırkçılığa karşı birliğimizi güçlendirerek yanıt vereceğiz.”