Hitler: En büyük diktatör

Yücel ÖZDEMİR

Bu dünyaya gelmiş geçmiş diktatörlerin isimlerini yan yana dizdiğimizde Adolf Hitler’in yeri diğerlerine göre çok daha “özel”dir. Hitler faşizmi devlete yerleştikçe adım adım kendisine karşı olanları yok etti. Sendikalar ve demokratik kitle örgütleri… 1934’te Hitler başbakanlıkla cumhurbaşkanlığını birleştirerek “Uniter Başkan” yani “Führer” oldu…

Charlie Chaplin’in Hitler faşizminin yaptıklarını konu alan ve 1940’ta çekilen “Büyük Diktatör” filmi büyük derslerle dolu müthiş bir konuşmayla bitiyor. Filmde Hitler’e benzediği için yanlışlıkla ordunun başına getirilen Yahudi berber (Charlie Chaplin) askerlere yönelik yaptığı bu konuşmanın bir yerinde, “İnsanlardaki nefret duygusu geçecek ve diktatörler ölecek. Ve halktan aldıkları güç yine halkın eline geçecek. Son insan ölene kadar özgürlük asla yok olmayacak” diyor.

Sonra karşısında duran askerlere seslenerek kendilerine verilen emirleri yerine getirmemeye çağırıyor. Bu çağrının bir yerinde çarpıcı şu sözü söylüyor: “Diktatörler kendilerini özgürleştirirler ama halkı esarete mahkum ederler. Haydi dünyayı özgürleştirmek için savaşalım” diyor.

Gerçekten de diktatörler, halkı özgürleştirdiklerini söylerken aslında kendi özgürlüklerini kast ediyorlar. Bu dün olduğu gibi bugünde öyle.

Ama Charlie Chaplin’in dediği gibi diktatörler de ölür. Hem de sıradışı bir şekilde…

Tarihte vaktinde önce sıradışı şekilde ölen diktatör sayısı ömür tükendiği için ölen diktatör sayısından çok daha fazla.

HİTLER’İN DİĞER DİKTATÖRLERDEN FARKI

Bu dünyaya gelmiş geçmiş diktatörlerin isimlerini yan yana dizdiğimizde Adolf Hitler’in yeri diğerlerine göre çok daha “özel”dir. Bu “özel”liği insanlık tarihinde milyonlarca insanın canına mal olan vahşetin, kurduğu yok etme sistemin diğerlerine göre çok daha barbar olmasından kaynaklanıyor. İşlediği insanlık dışı katliamlar, dönemin Almanya’sının sınırlarını aşarak kıta Avrupa’sını ve Sovyetler Birliği’ni de içerisine alacak geniş bir coğrafyaya yayıldı.

Elbette Hitler’i kendisinden önce ve sonraki diktatörlerden daha insanlık dışı hale getiren onun kişisel yapısı, psikolojisi ya da kurduğu sistemden çok, asıl olarak çıkarlarını savunduğu Alman burjuvazisinin dünya üzerindeki paylaşımda geç kalmasının verdiği hırsla doğrudan ilintilidir. Birinci Dünya Savaşı’nın yenilgisini kabul etmek istemeyen Alman burjuvazisi, Hitler öncülüğünde kurduğu faşist düzenle hem içeride yükselen devrimci hareketi yok ederken hem de komşu ülkelere savaş açarak kıta Avrupa pazarını ele geçirmenin hamlesini yaptı.

Ama, Kızıl Ordu’nun kahramanca mücadelesi faşizmi yendi, Alman burjuvazisinin planlarını boşa çıkardı.

KOMÜNİTLERE KARŞI SAHNEDE

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun genç bir yurttaşı olarak Viyana’da ressam olmaya çalıştığı yıllarda faşist görüşleri benimseyen Hitler, zorunlu askerlik nedeniyle ülkesinden kaçarak Münih’e geçiyor, “yabancı statüsü”nde yaşamaya başlıyor.

Birinci Dünya Savaşı çıkınca Bavyera Ordusu saflarında gönüllü bir yabancı savaşa katılıyor ve 1920’ye kadar asker kalıyor.

Rayş İmparatorluğu’nun yıkılması, yerine Weimar Cumhuriyeti’nin kurulmasına neden olan 1918/19 Kasım Devrimi sırasında Münih’te komünistlere karşı amansız mücadelenin içinde yer alan Hitler için siyaset basamaklarındaki yükseliş ise 19 Ekim 1919’da, sonradan başına geçeceği Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi’ne (NSDAP) üye olmakla başlıyor. Çeşitli kaynaklara göre Bavyera Savunma Bakanlığı (Bayerische Reichswehrministerium) tarafından bir nevi “ajan” olarak bu parti içine yerleştirilen Hitler, sonradan parti başkanı oluyor. Savunma Bakanlığı’dan maddi destek almaya devam ediyor.

O dönem başta Almanya olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde “günah keçisi” görülen Yahudiler, Hitler’in de hedefi olur. Ama Hitler aynı zamanda, Birinci Paylaşım Savaşı’nda yenilen Almanya’da kazanan ülkelerin dayattığı Versay Anlaşması’nın yırtılıp atılmasından sıkça söz eder. İmzalayanları “vatana ihanet”le suçlar.

Zira Versay Anlaşması’nda tepki gösteren Alman burjuvazisinin önemi bir kesimi Hitler’i kendi çıkarları için desteklemeye başlar sonraki yıllarda. Bunların başında KruppThyssen tekeli geliyordu. Hitler’in Düsseldorf’ta Alman sanayicilerle yaptığı buluşma bu bakımdan büyük bir önem taşıyor.

Savaş yenilgisi, artan yoksulluk, işsizlik, 1929 büyük ekonomik bunalımı, güçlenen Almaya Komünist Partisi (KPD) ve NSDAP, Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) işçi sınıfına ihanetinin damgasını vurduğu Weimar Cumhuriyeti (1918-1933) yıllarının sonunda Alman burjuvazisi, 1932’de Alman vatandaşı yapılan Hitler’e sarılarak, 30 Ocak 1933’te başbakanlık koltuğuna oturttu.

ADIM ADIM GELEN DİKTATÖRLÜK

Koalisyon gelen başbakanlıkla birlikte adım adım faşist diktatörlüğün temelleri atılmaya yaşlandı.

İlk önce parlamento devre dışı bırakıldı. 27 Şubat 1933’te Reichtag Yangı’nın komünistler tarafından çıkarıldığı yalanı ortaya atılarak, KPD’ye karşı geniş bir operasyon başlatıldı, 81 milletvekilinin çoğu aranır duruma düşürüldü, geri kalanların da milletvekilliği düşürüldü. 24 Mart 1933’te Reichtag’da birbir hile devreye konularak kabul edilen “Ermächtigungsgesetz” (Yetkili Kılma Kanunu: Kanun Hükmünde Kararname’ye benziyor) diktatörlük sürecinde özel bir öneme sahip ve ilk ciddi dönemeci ifade ediyor. Yasa 5 maddeden oluşuyordu ve pek çok alanda yetkiler meclisten alıp hükümete veriliyordu.

17 Mayıs 1933’te Hitler, başbakan olarak Reichstag’da nasıl bir dış politika izleyeceğini açıklayan bir konuşma yaptı. O zaman milletvekilleri, ayağa kalkarak yapılan açıklamaya destek verip vermediğini beyan ediyordu. Hitler, dış politikasını açıklayıp yerine geçtiğinde meclisteki tam 65 SPD milletvekili ayağa kalkarak onayladığını beyan etti.

Ne var ki bu ayağa kalkmak da SPD’yi kurtarmadı. Hitler faşizmi devlete yerleştikçe adım adım kendisine karşı olanları yok etti. Önce KPD, sonra sendikalar ve demokratik kitle örgütleri (2 Mayıs 1933), ardından SPD (17 Haziran 1933) yasaklandı.

Hitler’e başbakanlığı teslim eden Hindenburg bir yıl sonra 1 Ağustos 1934’te ölünce, 2 Ağustos 1934’te Hitler başbakanlıkla cumhurbaşkanlığını birleştirerek “Uniter Başkan” yani “Führer” oldu.

Sonrası biliniyor: Gestapo, SS, SA, tutuklamalar, insanlığın utancı Auschwitz, Buchenwald… toplama kampları, pogrom geceleri, idamlar.

Ve İkinci Dünya Savaşı… 50 milyon ölü…

Kızıl Ordu Berlin’deki Reichtag’a kızıl bayrağı diktiğinde Hitler, mağarasından çıkıp savaşma cesareti dahi göstermedi. 30 Nisan 1945’te intihar etti.

Başka bir değişle Charlie Chaplin’in beş yıl önce dediği olmuştu: “Diktatörler ölecek”