Butterwegge: Fırsatı değerlendirmeliyiz

YÜCEL ÖZDEMİR

1951’de doğan Prof. Christoph Butterwegge, Almanya’da yoksulluk, işsizlik, göçmenler, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, aşırı sağ gibi sosyal sorunlar denilince Almanya’da akla gelen bilim insanlarının başında geliyor. Bu konuları incelemesi elbette sahip olduğu dünya görüşünden kaynaklanıyor. Gençlik yıllarında, 1970’de, Alman Sosyal Demokrat Parti’ye (SPD), sosyal adalet ve eşitlik duygularıyla üye olan Buttewegge’in yıldızı partisiyle hiç barışık olmadı. 1974’de bir dergiye yazdığı yazıda dönemin SPD’li Başbakanı Helmut Schmidt’in işçilere karşı izlediği politikaları eleştirdiği için disipline sevk edildi, sonra partiden atıldı. Atılma sürecini “SPD’de disiplin soruşturması” başlığıyla kitaplaştırdı. 1982’de Schmidt’in seçimleri kaybetmesi ve Helmut Kohl’ün başbakanlık koltuğuna oturması üzerine yeniden SPD’ye üyelik başvurusu yaptı. Sonradan başbakanlık koltuğuna oturacak Gerhard Schröder’in 1987’de yeniden Butterwegge’nin parti üyesi olmasında yardımcı olduğu ifade ediliyor. Ama, Butterwegge sonraki yıllarda başbakanlık koltuğuna oturan Schröder’e (1998-2005) sert eleştiriler yöneltti. Schröder’in 2005’de seçimleri kaybetmesinden sonra SPD’nin CDU ile koalisyon kurmasına tepki göstererek bu kez kendisi istifa etti. Yıllardır partisiz bilim insanı olarak çalışmalarına titizlikle devam ediyor. Sol Parti tarafından 2012’de de cumhurbaşkanlığı için adı gündeme getirilmişti.

Kitaplarında, makalelerinde zenginlerle yoksullar arasındaki uçuruma dikkat çeken Buttewegge, sosyal adaletin hakim olduğu bir dünya hayali kuruyor. 12 Şubat’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi Düsseldorf’da Sol Parti Eyalet Kongresi’nde görüştüğümüz Butterwegge sorularımızı yanıtladı.

Bir bilim insanı olarak devletin en yüksek makamı olan cumhurbaşkanlığına Sol Parti tarafından aday gösterildiniz. Nasıl bir duygu içindesiniz?

Cumhurbaşkanı seçilme şansım olmadığını biliyorum ama bu fırsatı değerlendirerek 12 Şubat’taki Federal Temsilciler Meclisi (Federal Kongre) toplantısında yapacağım konuşmada, toplumsal sorunları, yoksulla zengin arasında gittikçe derinleşen uçurumu, dayanışmanın eksikliği, sağın ve AfD’nin gelişimi gibi bilim insanı olarak uzun süredir ilgilendiğim konuları ele alacağım. Bu nedenle Sol Parti açısından cumhurbaşkanlığına uygun biri olduğum için aday gösterildiğimi düşünüyorum. Ele aldığım konular, Sol Parti’nin de kilit konuları ve adaylığım sayesinde kamuoyuna daha net bir şekilde taşınacak. Adaylığımın anlamı bu zaten.

Dışişleri Bakanı Steinmeier’e karşı cumhurbaşkanı adayısınız. Steinmeier, Büyük Koalisyon tarafından ortak aday olarak gösterildi. SPD, CDU/CSU’nun ortak aday göstermesinin nedeni nedir?

Steinmeier’in Büyük Koalisyon’un üzerinde uzlaşmaya vardığı bir aday olmasının büyük problem oluşturduğunu düşünüyorum. Ortak aday göstererek, şimdiye kadar yaptıkları gibi yönetmeye devam edecekleri sinyalini veriyorlar. Tekrar SPD, CDU, CSU’dan oluşan bir koalisyon kurup, şimdiye kadar yaptıkları gibi yoksullukla mücadele yerine zenginleri destekleyen, teşvik eden politikalarını sürdürecekler. Bu nedenle büyük koalisyonun sona erdirilmesi gerekiyor. Bunun yerine SPD, Sol Parti ve Yeşiller’den oluşan bir koalisyon kurulmalı bana göre. Ancak bu koalisyon parlamento dışı hareketin baskısı altında tutulmalı. Kimse parlamentoda birkaç partinin egemenliğiyle, hükümet kurmasıyla politikanın değişeceği hayaline kapılmamalı. Benim böyle bir hayalim yok, o nedenle hükümet, üyelerinin dokunulmazlıklarına sığınma, uyum yapma tehlikesine karşı parlamento dışı hareketin kontrolü ve baskısı altında olmalı. Ancak bunu yapacak geniş bir halk hareketi oluşturulabilirse politika değiştirilebilir.

MİLİTARİST DIŞ POLİTİKA SAĞLAMLAŞTIRILIYOR

Bir dışişleri bakanından cumhurbaşkanı çıkarma gelecek hükümette dış politika açısından bir mesaj mı veriliyor? Ortak, daha güçlü, militarist bir dış politika mı hedefleniyor?

Bu konuda kimin dışişleri bakanı olacağı kararının önemi var. Walter Steinmeier cumhurbaşkanı seçilirse büyük koalisyonun yeni bir dışişleri bakanı seçmesi gerekiyor. Gelecek seçimlerden sonra buna karar verilecek, kimin dışişleri bakanı olacağı bilinmiyor. Ancak Dışişleri Bakanı Steinmeier’in cumhurbaşkanı seçilmesinin Almanya’nın dış politikasının sağlamlaştırılması, kalıcılaştırılması anlamına gelebileceğini düşünmüyorum. Cumhurbaşkanlığının daha fazla temsiliyet görevi var. Cumhurbaşkanı sözleriyle etki yapan, konuşma yapan bir kişidir. Bana göre gelecekteki kişinin adı ne olursa olsun bir cumhurbaşkanı toplumsal sorunları politikasının merkezine almalıdır.

Kitaplarınızda, göçmenler, yoksulluk gibi konuları işlediniz ve yoksullukta göçmenlerin durumunu ortaya koydunuz. Bir cumhurbaşkanı adayı olarak göçmenlere neler söylemek istersiniz?

Bir taraftan ‘Biz başarırız/Wir schaffen das!’ derken diğer taraftan iltica yasasının sertleştirilmesini, iltica davalarının hızlandırılmasını, iki yüzlü buluyorum. Ard arda iki değişiklikle, mültecilerin durumu kötüleştirilerek, Duldung’un (Geçici oturum hakkı) kaldırılması gibi yasal düzenlemelerle de daha fazla göçmenin, mültecinin illegal koşullara itilmesine yol açılıyor. Bu da toplumdaki yoksulluğun artması anlamına geliyor. Göçmenler zaten şimdi Almanlara göre yoksulluktan daha fazla (üç kat fazla) etkileniyorlar. Yapılması gereken sınırları daha da kapatmak yerine oturum statülerinde esnekleştirme, gevşeklik yaratarak daha fazla göçmenin gelmesine olanak tanımak olmalı.

Cumhurbaşkanı olsanız ilk yapacağınız şey ne olurdu?

Bir devlet başkanı olarak sadece parlamentoda temsilcileri olan parti ve yurttaşlara yukarıdaki konularda duyarlı olma çağrısı yapabilirdim. Bir cumhurbaşkanının görevinin halkın arasında anlayış ve saygının yerleşmesini sağlamak olduğunu düşünüyorum.