Almanya 2017: İbre ne yana düşecek

Almanya’da 2016’daki politik atmosfere, sığınmacılar üzerinden seçim kampanyaları yürüten AfD’nin elde ettiği başarılar damgasını vurdu. Peki bu gelişmeler, üç eyalet bir genel seçimin yapılacağı 2017’de kendisini nasıl hissettirecek? Sağın yükselişi, CDU’nun yaptığı gibi sağla yarışarak önlenebilir mi?

YÜCEL ÖZDEMİR

Geride bıraktığımız 2016’da politik açıdan üzerinde en çok tartışma yürütülen konuların başında aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin eyaletlerde kazanmış olduğu başarı geldi. 2013’ten bu yana yükseliş içinde olan AfD, 2014-15’de de yapılan eyalet seçimlerinde yüzde beş barajını aşmıştı. Ancak aldığı oy oranı Batı Almanya’daki eyaletlerde yüzde 5’in biraz üzerinde, Doğu Almanya’daki eyaletlerde ise yüzde 10’a yakın olmuştu. AfD şu anda 16 eyaletin 10’unda temsil ediliyor.

2015’in yaz aylarında başlayan “sığınmacılar krizi” ve sonrasında yaşanan tartışmalar hızlı bir şekilde bu aşırı sağ partinin oylarını artırdı. 2016’da Batı Almanya’daki Baden-Württemberg ve Rheinland-Pfalz’da yüzde 15-12, Doğu Almanya’daki Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern’de ise yüzde 24-20 arasında oy alan aşırı sağ AfD, böylece bir yıl öncesine göre oy oranını iki katına çıkarmış oldu.

Bu tablodan hareketle yapılan değerlendirmelerde, AfD’nin genel seçimlerde yüzde 10-15 arasında oy alacağı, bunun da önümüzdeki dönem siyasi dengeleri önemli ölçüde değiştireceğine dikkat çekiliyordu.

Gerçekten de AfD’nin tahmin edilen oranda oy alması durumunda, özellikle koalisyonun büyük ortağı Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinden oy alacağı ve bir sonraki hükümetin daha düşük halk desteği alan bir hükümet olacağı belirtiliyor.

Son genel seçimlerde barajın altında kalan FDP’nin de yeniden meclise gireceği tahmin edildiğinde mecliste temsil edilen parti sayısının beşten yediye çıkacağı anlaşılıyor.

CDU/CSU DAHA FAZLA GERİCİLEŞECEK

AfD’nin kullandığı sağ popülist, ırkçı söylemin oy getirdiğini gören Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) ve CDU, yönünü “orta sağ muhafazakarlıktan” daha sağa çevirerek hem AfD’ye daha fazla oy kaptırmama hem de toplum içinde sağdan estirilen rüzgarı yedeklemenin hesaplarını yapıyor.

Bu konuda 6-7 Aralık tarihleri arasında Essen’de yapılan CDU kongresinde alınan kararlar, önümüzdeki genel seçimlere kadar nasıl bir yol izleneceğini, ülkedeki politik atmosferin seyri hakkında yeterince fikir veriyor.

CDU’nun kardeş partisi CSU’nun aylardır başta sığınmacı ve göçmen karşıtlığı olmak üzere bir çok alanda popülizmin AfD’ye bırakılmaması yönünde yaptığı çağrılar, CDU içerisinde önemli yankı yaptı. Der Spiegel dergisinin yazdığına göre, başını Federal Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble’nin çektiği kesimler, sürekli Başbakan Angela Merkel’e baskı yaparak sığınmacılar ve göçmenler konusunda izlediği politikadan çark etmesini istedi.

Ve bu baskılar Essen’deki genel kongrede ürünlerini verdi.

Burkanın yasaklanması, sığınmacılara karşı sert yaptırımlar uygulanması, kitlesel sınırdışıların başlatılması yönünde yapılan öneriler delegelerin büyük çoğunluğu tarafından kabul edildi. Bu kararın ilk yansıması ise, savaşın hala devam ettiği Afganistan’a sığınmacıların sınırdışı edilmeye başlanması oldu.

Kongrenin aldığı en tartışmalı konu ise çifte vatandaşlığın yasaklanması talebi oldu. CDU’nun gençlik kolu Junge Union tarafından getirilen ve Almanya’da doğup büyüyen göçmenlere, şimdiki koalisyon hükümetinin uyguladığı “Opsiyon Modeli”nin kaldırılarak, çifte vatandaşlık hakkının kaldırılmasını içeren öneri, 300’e karşı 319 oyla kabul edildi.

Hal böyle olunca uzun aradan sonra çifte vatandaşlık hakkı yeniden gündeme geldi. Basında yer alan haberlere göre, Merkel’in karşı çıktığı, bunun için de öneriye karşı Genel Sekreter Peter Tauber ve İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere’nin konuşmasına rağmen kongre tarafından kabul edilmesi “Merkel’in yenilgisi” olarak sunuldu.

Hayata geçirilip geçirilemeyeceğinden bağımız olarak, kongrenin almış olduğu kararların sığınmacılar, göçmenler ve İslam üzerinden CDU’nun seçmen nezdinde sert bir görünüm kazandığıdır.

Öyle anlaşılıyor ki, önce 14 Mayıs’ta Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti ve ardından da genel seçimler üzerinden CDU, bu yöndeki politikasını sertleştirerek dillendirecek. Böylece, göçmenler, İslam ve sığınmacılar nedeniyle partinin politikasını eleştirerek AfD’ye oy vermeyi düşünenler caydırılmaya çalışılacak.

Başka bir deyişle CDU/CSU, bulunduğu orta sağ-muhafazkar çizgiden daha sağa kayacak ve AfD’nin yerini de doldurmaya çalışacak. Bu durumda yeri CDU tarafından doldurulan AfD’ye söylemdeki dozajı artırarak, daha radikal, ırkçı ve milliyetçi bir hat izlemesi kuvvetle muhtemeldir.

SOSYAL SORUNLARIN ÜSTÜ ÖRTÜLÜYOR

CDU/CSU’nun sözde AfD’yi zayıflatma adına göçmenler ve sığınmacılar üzerinden direksiyonu sağa çevirerek, sağ popülistlik yapmaya soyunması aynı zamanda seçim döneminde sosyal sorunların üzerini örtmeyi de hedefliyor. Böylece, işçi sınıfı, kamu çalışanları, emekçiler ve gençlerin ekonomik ve sosyal alanlardaki beklenti ve taleplerinden kaynaklı eleştiri ve itirazlarını arka plana itmenin hesapları yapılıyor.

Son dört yıl içinde, resmi istatistiklerde işsizlik belki rekor düzeyde düşük görünüyor olabilir, ancak bu ülkede düşük gelirli çalışmanın, yoksulluğun olmadığı anlamına gelmiyor. Tersine “çalışan yoksullar”ın sayısında rekor düzeyde artış sözkonusu. Yine eğitim, sağlık, emeklilik ve sosyal alanlara ayrılan bütçe yıldan yıla azalırken, bütün bu tartışmalar arasında silahlanmaya neden fazla para ayıldığı, zenginlerden neden daha fazla vergi alınmadığı sorgulanamaz hale gelmiştir.

Diğer taraftan şurası açıktır ki, sadece Almanya’da değil bütün dünyada geniş kitlelerin sağ popülizme göz kırpmasının asıl nedeni var olan ekonomik-sosyal sorunlar ve bu sorunların yarattığı korkudur. Bu korkuyu boşa çıkarmanın yolu, asıl sorunların üzerini gölgeleyen bir politik hat izlemek olarak görülüyor.

Türkiye kökenli göçmen emekçiler ise hem ekonomik sosyal sorunları en ağır biçimde yaşayan kesimler arasında yer alıyor olmaları, hem de ırkçı, sağ popülist hareketlerin politik istismar konusu olmaları açısından politik atmosferin önemli bir öznesi konumunda bulunmaktalar.

Öyle görünüyor ki, sosyal-ekonomik sorunları çalışmasının merkezine koyup geniş kitlelerin dikkatini çekmeyi başarabilen partiler seçim yılında avantajlı çıkacaklardır. Bu sadece ırkçı sağ popülist hareketler için değil, emekçilerin taleplerini savunan sol, demokratik güçler açısından da geçerlidir. (YH)


2017’NİN SEÇİM TAKVİMİ

12 Şubat: Cumhurbaşkanı seçimi (Federal Temsilciler Meclisi tarafından seçilecek)

26 Mart: Saarland

7 Mayıs: Schleswig-Holstein

14 Mayıs: Kuzey Ren Vestfalya

17 ya da 24 Eylül: Genel seçimler