Ajanlık kendini bilmeyen üç imamın işi mi?

15 Temmuz darbe girişiminden sonra Ankara’daki Diyanet İşleri Başkanlığı Dış İlişkiler Genel Müdür Vekili Prof. Dr. Halife Keskin tarafından Türk elçiliklerine, başkonsolosluklarına, Din Hizmetleri müşavirliklerine, ataşelere, koordinatörlere ve koordinatör din görevlilerine gönderilen genelgede, açık olarak imamlardan FETÖ (Gülen Cemaati) ve diğer örgütlere ait bilgilerin toparlanarak merkeze iletilmesi talep ediyor.

Genelgede hiç dolandırılmadan yurt dışında görev yapan imamlardan ajanlık yapmaları isteniyor. Nitekim bunu kabul edenler raporlar hazırlayarak merkeze iletiyorlar, merkez de bunları dosyalıyor.

Bu raporların bir kısmının Diyanet tarafından TBMM’de kurulan Darbe Araştırma Komisyonu’na iletilmesi dolayısıyla ortaya çıkması üzerine yurt dışındaki “ajan imam” skandalı geniş yankı yaratmıştı. En çok da, Diyanet’in en fazla imam ihraç ettiği Almanya’da…

Basında günlerce imamların bağlı olduğu ve Alman Hükümeti tarafından muhatap kabul edilen Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nin (DİTİB), imamların ajan olarak kullanılmasından haberdar olup olmadığı tartışıldı.

Sözde “sivil toplum örgütü ve dini cemaat” gerçekteyse bir “devlet cemaati/örgütü” olan DİTİB’in AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya’daki “uzun kolu” olduğuna dair pek çok şey yazılıp çizildi.

Bütün bu tartışmaların merkezinde yer alan DİTİB ise imamların ajan olarak kullanılması konusunda “Bilgimiz yok”, “Araştırılacak” diyerek işin içinden çıkmaya çalışmıştı.

SUÇLU ÜÇ İMAM MI?

Bu politikasını bugün de sürdüren DİTİB, herşeyin belgeli olması karşısında düştüğü “zor durumu” en son “Kendini bilmez bir kaç imamın işine” indirgeyerek “ajanlık skandalı”nın içinden sıyrılmaya çalşışıyor.

Daha önce imamların ajan olarak kullanılmasından haberdar olmadığını söyleyen DİTİB Genel Sekreteri Bekir Alboğa, Reinische Zeitung’a yaptığı açıklamada, imamların Gülen Cemaati hakkında Ankara’ya raporlar yazıp yolladığını doğrularken, sorumluluğu imamlara atarak , “1000 imamdan sadece üç imam, bir hata sonucu, iyi bir şey yaptıklarını düşünerek, muhatap olmadıkları bir konuda kendilerini muhatap zannedip bilgi paylaşmışlar” dedi.

DİTİB’in haksız suçlamalarla karşı karşıya kaldığını, böyle bir olayın yaşanmış olmasından üzüntü duyduklarını söyleyen Alboğa, olayın şu şekilde gerçekleştiğini de ileri sürdü: “Diyanet İşleri Başkanlığı Dışişleri Dairesi Başkanı, 9. Avrasya İslam Şurası’nda radikalizm ile mücadele ile ilgili bir sunum yapmaya hazırlandığı sırada, bilgi toplamak amacıyla din ataşelerine yazı gönderiyor. Orta Asya’da bildiğiniz üzere FETÖ hareketi çok yaygın olduğu için bu konuda yapacağı sunum için bilgi toplamak istiyor. Ataşelere giden yazı bazı imamlarımızın eline geçiyor. Kendilerini muhatap görmüş iyi bir şey yaptıklarını düşünerek, bilgilendirme amacıyla bulundukları yerlerdeki dershaneler ile oralarda hizmet verenlerin isimlerini bilgi olarak göndermişler” diyor.

Oysa, gönderilen belgede de görüldüğü gibi mesele sadece Orta Asya ile sınırlı değil, bütün yurtdışıyla ilgili. Bu nedenle üç imamın eline belgenin tesadüfen geçtiğini söylemek gerçeği inkar etmekten başka bir şey değildir.

ALBOĞA, ASLINDA HERŞEYİ BİLİYOR

Meseleyi, DİTİB’in doğrudan Diyanet’in Almanya’daki şubesi, uzantısı olduğu gerçeğinden çıkararak, “kendini bilmez imamların tesadüfen haberdar olmasına” kadar indirgeyen Alboğa, bu davranışıyla DİTİB’le Diyanet, dolayısıyla devlet arasındaki bağı gizlemeye çalışıyor.

Ne var ki, ortadaki tablo gizlenebilecek durumda değil. Bir hafta öncesi basına yansıdığı gibi DİTİB’in tüzüğünde bile Diyanet’in bu örgüt üzerinde belirleyici olduğu sabitlenmiş durumda.

Bugün yaptıkları ajanlıkla gündeme gelen imamlar da DİTİB’in değil, Diyanet’in memurları ve maaşları Ankara’dan ödeniyor. Bu nedenle DİTİB’in aslında Diyanet’in Almanya’daki şubesi olduğunu en iyi bilenlerden birisi Alboğa’dır. Ancak yıllardır olduğu gibi bu son tartışmalarda da, gerçekleri söylemekten çok Alman makamları ve kamuoyunun duymaktan memnun kalacağı şeyleri söylemek tercih ediliyor.

Özetle, DİTİB’in Alman devletiyle bağının kurulması için uzun süre “kilit görevlerde” bulunan Alboğa’nın bir “devlet cemaati” olan örgütü, halen bir “sivil toplum örgütü” olarak kamuoyuna sunmaya çalışması hiç bir şekilde inandırıcı değildir. Erdoğan’ın ve AKP’nin Türkiye’de basına, aydınlara, demokratik haklara yönelik gerçekleştirdiği baskılara karşı tek bir açıklama yapmayan DİTİB, mesele AKP’yi desteklemek olunca hemen harekete geçip seçim kampanyaları düzenleyebiliyor.

Bu nedenle Almanya kamuoyunda artık hiç kimse DİTİB’in normal bir sivil toplum örgütü olduğuna inanmıyor.

ALMANYA NE YAPACAK?

Aslında DİTİB’in kim tarafından yönetildiğini, amacının ne olduğunu Almanya’da yaşayan biz Türkiye kökenli göçmenler, Alman kamuoyu ve Alman devleti çok iyi biliyor. Ortaya çıkan her yeni bilgi sadece söylenenleri daha somut hale getiriyor ve kanıtlıyor. Bu nedenle asıl belirleyici olan Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin ve Alman kurumlarının bu örgüte karşı nasıl tavır alacağıdır.

Türkiye kökenliler açısından: Asıl görevleri toplumun dini inançlarına yanıt vermek olan din görevlilerinin bir partinin çıkarlarına bağlı olarak birer ajan haline getirilmesine hiç kimsenin sessiz kalmaması gerekiyor. En başta da din görevlilerinin bizzat kendileri… Çünkü insanların dini inançlarının hiç bir parti ve akım tarafından siyasi ranta dönüştürülmesine müsaade edilmemeli.

Türkiye kökenli emekçileri yaşadıkları toplumdan kopararak içe kapatan DİTİB gibi Ankara’dan idare edilen örgütlerle araya mesafe koymak aynı zamanda Alman halkıyla birlikte yaşamı daha da kolay hale getirecektir.

Almanya açısından: Almanya, imamlarını dahi ajan haline getiren DİTİB’e gerçekçi, objektif, siyasi hesaplardan ve çıkarlardan bağımsız bir tutum belirlemelidir. Ankara’dan yönetilen, otoriterlik özlemi içinde olan bir liderin ve partinin Almanya’daki kolu gibi davranan bu örgütün “Entegrasyon Zirveleri”nde, İslam Konferansı’nda temsiliyetine derhal son verilmelidir. Ayrıca, eyaletlerde İslam din dersi yetkisi de bu örgütten alınmalı. Din eğitimi siyasi cemaatlerin işi olmaktan çıkarılmalıdır. (YH)


Ajan imamlar sınırdışı edilsin!

DİTİB’in imamların ajanlık yaptığını kabul etmesinden sonra Almanya’daki muhalefet partileri yaptıkları açıklamalarda bu örgüte karşı yaptırımların alınmasını istediler.

DW Türkçe’ye konuşan Sol Parti Federal Meclis Grup Başkanı Sahra Wagenknecht, “Erdoğan’ın ajanları sınır dışı edilmeli” dedi. Wagenknecht, açıklamasını devamla, “Türk ajanlarının, Almanya’da dini özgürlükleri istismar ederek bir diktatörlük olan Erdoğan rejimine çalışmaları bir skandaldır. DİTİB imamlarıyla ilgili bu itiraf üzerine artık İçişleri Bakanlığı’nın harekete geçmesi gerekmekte. DİTİB ile işbirliğine derhal son verilmeli. Türk despotun DİTİB temsilcileri aracılığıyla okullarımızın sınıflarına kadar girmesine izin verilemez. Sol Parti, Erdoğan’ın ajanlarının sınır dışı edilmesini talep etmektedir.” diyerek sürdürdü.

DİTİB imamlarına yöneltilen casusluk iddiaları üzerine geçen ay Federal Başsavcılık’a suç duyurusunda bulunan Yeşiller Partisi Milletvekili Volker Beck de, iddialarda adı geçen kişilerin isimlerinin DİTİB tarafından başsavcılığa verilmesini istedi. Beck ayrıca, “DİTİB’deki casusluk, Milli İstihbarat Teşkilatı için değil Diyanet İşleri Başkanlığı için bir istihbarat faaliyeti gibi görünüyor. İstihbarat örgütü olmadan istihbarat örgütü gibi hareket eden bağımsız bir yapı söz konusu” diye değerlendirmede bulundu.

Almanya genelinde yaklaşık 900 cami derneğinde 900 kadar imam görev yapıyor. (YH)