Suç ve milliyet

Tonguç Karahan

 

Hemen her ülkede yazılı ve görsel basının en çok yer verdiği konularından başında ‘suç haberleri’ gelir. Çeşit çeşittir suçlar: Cinayetler, dolandırıcılık hikayeleri, hırsızlıklar… İşlenen suç ne kadar çarpıcı ve dramatikse basın organları da, adeta o oranda sevinerek geniş yer verir, okurlarını, izleyicilerini ‘aydınlatırlar’!

Basına yansıyan ‘suç haberleri’nin bilinçaltımıza işlediği temel mesajlardan biri de suç ve suçu işleyenin milliyeti arasındaki ilişkidir. Bu durum Almanya için de geçerlidir hatta, ırkçılık, yabancı düşmanlığı gibi sorunların sıkça konu olduğu Almanya’da daha fazla geçerli olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Oysa Almanya’da suç işleyenin etnik kökeninin haberde yer almaması basın organlarının uyması gereken etik kurallardan biridir. Ama son yıllarda bu kuralın daha sık ihlal edildiğini görmekteyiz. Özellikle de suç işleyenler ‘yabancı’ bir milliyete ait olduğunda! İş bazen o dereceye varır ki, işlenen cinayet, yapılan hırsızlıktan vb. daha çok, bu suçu işlediği öne sürülen kişilerin yabancı veya mülteci olması öne çıkarılır. Ve bazen öyle mesajlar verilir ki, okur veya izleyici farkında olmaksızın, “bu kadar aşağılık, bu kadar ağır bir suçu zaten olsa olsa bir yabancı işleyebilir” veya, “ gördünüz mü yine bir suç, yine bir yabancı” şeklinde düşünmeye sevk edilir…

Son iki yılda Ortadoğu’daki savaş hali yüzünden Almanya’ya gelen mülteci sayısındaki sıra dışı artış, ırkçı milliyetçi politikacıları ve örgütlerin yanı sıra resmi makamları ve basını da ‘hassaslaştırdı’. Mültecilerin ve ‘yabancıların’ toplum ve ülke için korkulması gereken bir risk faktörü olduğu yolundaki tezleri ve propagandaları destekleyecek haberler neredeyse dört gözle beklenir oldu bu çevreler tarafından.

Örneğin, iki yıl önce Köln’deki yılbaşı kutlamaları sırasında yaşanan, yaşandığı öne sürülen sarkıntılık ve hırsızlık olayları, mültecilerin ne kadar tehlikeli olduğunu kanıtlamak için fırsat kollayanlar açısından hayli malzeme çıkarmıştı.

Yine yakın dönemde Freiburg’da bir üniversite öğrencisinin cinsel saldırıya uğrayıp öldürülmesi, olaydan çok olayın failinin bir mülteci olması öne çıkarılarak kamuoyuna dikkatine sunulmuştu.

Örnekler listesi uzatılabilir, namus cinayetleri, mafya tarzı suçlar, uyuşturucu ile ilgili suçlar, cinsel saldırılar vb. vb. Haberlerin ortak noktası ise, suç ile suçu işleyenin milliyeti arasında bağlantı kurularak sunulmasıdır. Yani habere konu olan olay ve onun toplumsal karakteri değil suçu işlediği öne sürülenin etnik kimliği öne çıkarılmaktadır!

Bu sadece Alman medyası için geçerli değildir, Almanya’da yayın yapan Türkçe medya da Türk okurları bazen utandırmak (‘nasıl olur da bir Türk böyle bir suçu işleyebilir! Hiç Türk kimliğine yakışıyor mu?’ vb. mesajlar eşliğinde) bazen de gururlandırmak için (örneğin eğitim, iş veya sosyal yaşamda önemli başarı gösteren bir kişinin Türk kimliği vurgulanarak) habere konu olan kişilerin etnik kimliğini öne çıkarmayı alışkanlık haline getirmiştir.

‚Suç haberlerinin etnik kökenle bağlantılı hale getirilmesi iki önemli sorunu beraberinde getiriyor: İlki, toplumdaki milliyetçi önyargı ve korkuları kışkırtarak etnik-dini kökene göre kutuplaşmayı büyütmek. İkincisi de, eşitsizlik, ayrıcalık ve sömürü üzerine kurulu toplumsal ve politik sistemin ürettiği sosyal problemlerin kaynağını gizlemek.

Böylece, ’suç‘ olarak değerlendirilen davranışların, toplumsal çelişki ve sorunların dışa vurumu olduğu gerçeğinin üzeri örtülmektedir. Yine böylece, belli etnik veya inanç grupları toptan potansiyel zanlı, suça eğilimli ilan edilmektedir.

Evet, suçların bu şekilde ‚etnikleştirilme‘ çabaları bir yandan toplumu bölen kutuplaştıran milliyetçiliğin bir devamı; diğer yandan da bu suçların, eşitsizlik ve sömürüye dayalı sistemin ürettiği sosyal yozlaşma, dengesizlik ve sorunların bir parçası olduğu gerçeğini gizleme çabasıdır.