‚Trump’lı dünya‘

Büyük umutlar ve hayaller eşliğinde başkan olan Obama, hem içeride hem de dışarıda kendisinden beklenen büyük umutları yerine getirmeden görevini tamamladı ve kenara çekildi. Denilebilir ki, dünya sekiz yıl önce bir siyahinin ABD başkanı seçilmesiyle ne kadar umutlandıysa, şimdi o kadar karamsar.

 

YÜCEL ÖZDEMİR

Bugün yapılacak devir teslim töreniyle ABD başkanlık koltuğunu Obama’dan devralacak Trump, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da önce ABD’yi, sonra dünyayı “şok” etmeye devam edecek.

Trump’ın başkanlığı kazanması “sürpriz”, açıklamaları beklenenden “sivri” olunca, sekiz yıllık “Obama dönemi”nin ciddi bir muhasebesi adeta güme gitti. Halbuki, 4 Kasım 2008’de ABD tarihinde ilk kez bir siyahinin seçimleri kazanması bütün dünya açısından adeta “Yeni bir başlangıç” olarak sunulmuştu. Ülkedeki siyahların yaşamının artık eskisi gibi olmayacağı, hatta “Kara Afrika”nın kaderinin dahi değişeceği propaganda edilmişti.

Ama hiç birisi olmadı.

Ne ABD daha fazla demokratikleşti, ne emperyalistliği bıraktı, ne de siyahların uğradığı ırkçı, ayrımcı koşulları değişti. Tersine, denilebilir ki, ABD’de en çok siyahi, siyah devlet başkanı Obama dönemde polis kurşunlarına hedef oldu.

ABD, gelinen aşamada, Obama’nın yıldızının parladığı 2004’teki Demokratların kongresinde yaptığı ünlü konuşmanın tersi yönde ilerledi. O konuşmada şöyle diyordu: “Liberal ve muhafazakar Amerika yok: Sadece Amerika Birleşik Devletleri var. Siyah, beyaz, Latin-Amerikalı, Asya-Amerikalı yok: Sadece Amerika Birleşik Devletleri var” (Süddeutsche Zeitung, 10.01.2017).

Trump’ın seçilmesiyle demek ki “muhafazakar Amerika” varmış…

Ülke “liberal”ve “muhafazakar” olarak ortadan ikiye bölündü. Bugün binlerce kişi Trump için toplanırken, binlerce kişi de sokakta ona karşı mücadele edecek.

Büyük umutlar ve hayaller eşliğinde başkan olan Obama, hem içeride hem de dışarıda kendisinden beklenen büyük umutları yerine getirmeden görevini tamamladı ve kenara çekildi. Denilebilir ki, dünya sekiz yıl önce bir siyahinin ABD başkanı seçilmesiyle ne kadar umutlandıysa, şimdi o kadar karamsar.

Çünkü, Obama’nın koltuğunu devrettiği Trump, hem içeride hem de dışarıda gerilim ve çatışma üzerinden prim toplayacağının farkında.

Gerilimin en önemli ayaklarından birisi Avrupa olacak. NATO ve AB ile ilişkilerin bundan sonra nasıl devam edeceği merakla bekleniyor. “Bild” ve “The Times” gazetelerine verdiği demeçle NATO’yu “demode” olarak tanımlarken, pek haksız değildi doğrusu. Zira “Soğuk Savaş” örgütü olan NATO, sonradan batı kampının dünya üzerindeki egemenlik aracına dönüştürüldü. Yugoslavya’ya, Afganistan’a işgal seferleri düzenledi.

Şimdi de Doğu Avrupa’ya askeri yığınak yapıyor.

Kuruluştaki varlık nedeni çoktan ortadan kalkmasına rağmen NATO’nun mali yükünün en çok ABD tarafından karşılanması asıl rahatsızlık yaratan nokta. Trump, bu çıkışla mali yükü diğer ülkelerle yıkmanın, dolayısıyla askeri harcamaları yükseltilmelerini isteyeceğinin mesajını vermiş bulunuyor.

Trump’ın güçlü bir AB’den yana olmadığı biliniyor.

AB’nin kendisine rakip değil, kontrolü altındaki müttefik olarak gören ABD’nin temel yaklaşımıyla Trump’ın söyledikleri aslında birbiriyle uyuşuyor. AB’nin birlik olup ayrı bir güç olarak dünyadaki paylaşım mücadelesinde yer almasının önüne geçmek için, parçalanması ya da küçülmesini daha yararlı bir durum olarak görüyor.

Böylece, AB’de ipleri eline alan Almanya’nın frenlenmesi planlanıyor.

Trump’ın verdiği demeçte Alman otomobil tekellerini açıktan hedefe koyması, parmak sallaması da bunun bir işareti. Trump, Alman otomobil tekellerinin Meksika’da ürettikleri arabaları ABD’de satmaya devam etmeleri durumunda yüksek oranda gümrük vergisi alınacağını söyledi.

Alman otomobil tekelleri hafta başından bu yana “endişeli” olduklarına dair açıklamalar yapıyorlar. Zira, ABD Almanya’nın otomobil ihracatında AB’den sonra ikinci sırada. 2016’da ABD’ye toplam 1.33 milyon otomobil ve küçük nakliye aracı satılmış.

Tehdide rağmen BMW ve Mercedes, planlarını iptal etmeyeceklerini açıkladılar. Başka bir değişle, gümrük tehdidine rağmen ABD pazarına gireceklerini ifade ediyorlar

1869’dan Almanya’nın Rheinland-Pfalz eyaletindeki Kallstadt’tan ABD’ye göç eden Frederik Trump’ın torunu olan, bu nedenle aslında “Alman kökenli” olan Trump’ın yaptığı ilk açıklamalarla en çok Almanya’yı doğrudan hedef alması da dikkate değer…

Gelişmeler, “Trump’lı dünya”nın her açıdan sıradan olmayacağını gösteriyor. Önemli olan bu süreçte ABD’den başlayarak Trump’ın temsil ettiği sermayeye, ırkçılığa, ayrımcılığa ve savaşa karşı; halkların, emekçilerin, gençlerin, yani yüzde 99’un ne yapacağıdır. Zira bu karamsar gidişatı değiştirecek onların hareketidir.

 

https://www.evrensel.net/yazi/78320/trumpli-dunya