Trump ve Alman düşmanlığı zehiri

Arnaud LEPARMENTIER*
Le Monde

(Almanya Başbakanı) Angela Merkel büyük şok yaşadı. Donald Trump’ın 16 Ocak pazartesi günü Bild Zeitung’a verdiği mülakattan çok gücendi. Seçilmiş ABD başkanı NATO’nun “artık kullanılmaz” olduğunu, AB’nin “Almanya’nın hizmetinde bir alet” olduğunu, Alman başbakanın; “illegal” olarak adlandırdığı mültecilere kapıyı açarak “felaketsel bir hata” yaptığını, Alman otomobil üreticilerinin New York’ta BMW veya Mercedeslerini satmak için yüzde 35 gümrük vergisi ödeyeceklerini belirtti. Kuşkusuz gerçekte öyle olup olmayacağına bakıp, Trump’ın tutarsızlıklarına dikkat çekebiliriz ya da Trump’ın Avrupa’da bildiği tek şeyin golf sahaları olduğunu belirterek kendimizi teskin edebiliriz. Fakat gerçekler bundan daha ağır. ABD başkanı bilinçli bir şekilde Almanya’nın istikrarını bozma operasyonu başlattı. Vladimir Putin’in kesinlikle yadırgamayacağı bir saldırıdır başlatılan. Trump modern Almanya’nın dört temeline saldırıyor: NATO tarafından garanti altına alınan güvenliği; sanayi ihracatı sayesinde sağlanan refah, mültecilere kucak açmayla kendini gösteren değer ve insan hakları ile Avrupa kurumsal düzeni. (…)

Ekonomik ve siyasi gücünün zirvesinde olan Almanya için söz konusu olan yıkılan bir dünya. Almanya’nın tarihsel dramı bilinen bir şey: Kıtayı yönetmek için çok zayıf, komşu ülkelerin korkmaması için ise çok güçlü. 1945’den sonra bu çelişkiye çözüm bulabilmişti: Batı’yı Sovyetler’den koruyan “Pax Americana” ve NATO’nun nükleer şemsiyesi. Bu barış garanti altına alındıktan sonra Almanlar yeniden inşaya başlamış ve Fransız komşularıyla anlaşabilmişlerdi. Barack Obama’nın geri çekilmeyi başlatması ve Vladimir Putin’e karşı NATO’nun tekrar sorgulanmaya başlanması bu dengeleri bozdu.

Söz konusu dezangajman aynı sırada Almanya’nın ekonomik modelinin de şiddetli bir şekilde masaya yatırılması sürecine paralel olarak işledi. Almanlar serbest ticaretin doğanın bir kanunu olduğuna inanmaya başlamışlardı. Fakat yanıldılar. Tüm dünyaya makine aletlerini ihraç ederek işsizliklerini ve serbest ticarete karşı tepkileri de birlikte ihraç etmişlerdi. İnanılmaz büyüklükte olan ticaret fazlalıkları (GSYİH’nin yüzde 9’u) küreselleşmenin yeni kuralları sayesinde daha da arttı: Kazanan her şeyi silip süpürür. Oysa ki Alman sanayi emperyalizmi artık yuhalanıyor, Trump’un korumacılığı ise fırsattan istifade buna daha da yükleniyor.

Üçüncü saldırı ise değerlere karşı. Eleştiri iğrenç: Aşırı güçlü ve sinik olduklarından dolayı (Sanayi örneğinde gördüğümüz gibi) topladıkları tepkiler kadar, Almanlar mülteciler örneğinde görüldüğü gibi naif aşamasına varacak kadar cömert olduklarında da eleştiri konusu oldular. Uzun lafın kısası Almanlar ne yaparsa yapsınlar nefret konusu oluyorlar. Saldırının can alıcı noktası ise burada: Trump, Le Pen, Farage ve benzerleri gibi her türden popülistin üzerinden yükseldiği rüzgarı, yani Alman düşmanlığını teşvik ediyor. Onlara göre AB, halkları, Almanya lehine soyan bir aygıtmış. Trump’ın belirttiklerine gösterilen dikkat ölçülerin kaçırılmış olmasından değil, sınırlı ve kısmi de olsa bir doğruluk payı taşımasındandır. Bu sözler aslında kendi savunması için para harcamayan, fakat gösteriş yapmak için banker olan büyük ve bencil “İsviçre” ‘yi teşhir etmeyi hayal edenlerin değirmenine su taşıyor. Fakat bu şeytani bir tuzaktır. Aslında Trump sadece Almanya’ya değil, tüm Avrupa’ya saldırıyor. François Hollande ve Angela Merkel de bunu gayet iyi biliyorlar ve mülakatın yayımlamasından sonra birbirleriyle telefonlaştılar. Avrupalılar buna karşı cevap vermeli ve dört eksende hareket etmelidirler: Rusya’ya karşı savunmada Avrupa kendi üzerine düşen maliyeti karşılamalı ve böylelikle Washington’u kendi görevleriyle yüz yüze bırakmalıdır; popülistlere karşı, ne değerlerinden ne de mülteciler hakkından taviz vermeksizin göçmenlik dalgasını denetim altına almalıdır, kaldı ki bunu yapmaya başladı bile. Göze göz, dişe diş: En azından Alman otomobilleri kadar emperyalist olan GAFA’lara karşı (Google, Apple, Facebook, Amazon) AB saldırmalı ve onları şiddetle vergilendirmelidir, fakat Alman ticaret fazlalığı azaltılarak Güney Avrupa’ya yatırım yapılmalıdır. Son olarak ise, kendi kendini kamçılayan Paris’in sandığı ve kimileri tarafından gösterilen Germen küstahlığının belirttiği gibi Avrupa sandıklarından daha az Almancıdır. Son yılların en fazla öne çıkan fikirleri (avro para bölgesi, Avrupa savunması, ortak göçmenlik politikaları) Almanya’dan çok Fransızlarındır. Sahte bir saflığa kapılmaktan artık vazgeçelim: Almanya’yı hedefleyerek Trump aslında Fransa’yı da hedeflemiştir, ülkemizin isminin kullanılıp kullanılmaması bunu değiştirmez.
(Çeviren: Deniz Uztopal)
* Le Monde Gazetesinin Yazı İşleri Müdürü