Otoriter devlete doğru

11 Eylül 2011’de ABD’de İkiz Kuleler’e yapılan terör saldırısından sonra sözde yurttaşların güvenliğini sağlamak için alınan önlemlerin hiç birinin işe yaramadığı son yıllarda arka arkaya ABD ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yapılan ve yüzlerce insanın canına mal olan saldırılar ortaya koyuyor. Özellikle Almanya’da hükümet şimdi alınan önlemlerin yetersiz olduğunu ileri sürerek yeni kısıtlamaları gündeme getiriyor. Gelişmeler bütün kapitalist devletlerde öncesine göre daha fazla otoriterleşme eğilimi içinde olduğunu gösteriyor.

YÜCEL ÖZDEMİR

19 Aralık’ta Berlin’de IŞİD ile bağlantılı olduğu tespit edilen Tunuslu Anis Amri tarafından Polonya plakalı TIR’la gerçekleştirilen terör saldırısından bu yana Almanya’da tartışmalar iki ana eksen üzerinden sürdürülüyor.

Birincisi: 2015’te İtalya’dan Almanya’ya geçerek iltica başvurusunda bulunan Amri, kısa bir süre içinde güvenlik birimleri tarafından “tehlikeli” olduğu tespit edilmesine rağmen hangi örgütün/birimin zafiyetinden eylemi gerçekleştirdi… Terörle mücadele için eyaletler arasında eşgüdümlü çalışmayı sağlamak üzere kurulan “Terörizmle Ortak Mücadele Merkezi”nde (GTAZ) tam yedi kez Amri’nin durumu, bağlantıları gündeme gelmiş, ancak gereken önlem alınmamış. Önce saldırıda bulunma potansiyeli taşıdığı tespiti yapılmış, sonra saldırı yapma olasılığının olmadığına karar verilip ve Berlin’de yaşadığı süre içinde hakkındaki takip kararı kaldırılmış.

Olaylar zinciri, ortada istihbarattan başlayarak bütün güvenlik birimlerinin Berlin saldırısı konusunda büyük bir zafiyet içinde olduğu açık olarak görülüyor. Bu nedenle, Amri’nin ilk iltica ettiği eyalet olan Kuzey Ren Vestfalya Parlamentosu’nda bir “Araştırma Komisyonu” da kuruldu. Ciddi bir sonucun çıkması ise beklenmiyor.

Güvenlik birimlerinin saldırıdan kendilerini de sorumlu görmeleri ve bir daha benzer saldırıların olmaması için iç soruşturma yürütmesi, dersler çıkarması elbette önemli. Zira, normal koşullarda asıl varlık nedenleri halkın mal ve can güvenliğini korumak olan güvenlik birimleri bunu yapmadıkları takdirde haklı olarak toplum tarafından varlık nedenleri sorgulanacaktır.

İkincisi: Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere’nin başlattığı ve hükümet partilerinin değişik biçimlerde desteklediği tartışmadır. 12 kişinin ölümüne neden olan Berlin saldırısında yanıt olarak de Maiziere, eyalet istihbarat örgütlerinin ortaya koyduğu zafiyetinden yararlanarak, bütün güvenlik birimlerinin bir merkezden yönetilmesini yeniden gündeme getirdi. Başka bir deyişle terörle mücadele adına güvenliğe dair yerelin yetkilerinin merkeze devredilmesini, dolayısıyla mevcut federal sistemin yerine otoriter yönetimin getirilmesini istedi.

16 eyalete bölünen Almanya’daki federal yapıda güvenlikten istihbarata, eğitimden sağlığa kadar pek çok alanda eyaletlerin yetkisi var. Bu nedenle her eyaletin ayrı istihbarat, emniyet teşkilatı bulunuyor.

Şimdi de Maiziere’nin Berlin’deki terör saldırısını kullanarak federal yerine merkezi bir güvenlik teşkilatı kurmak istemesi, aynı zamanda Almanya’nın yönetim biçimine de bir itiraz anlamına geliyor. Yerele çok fazla yetki verildiğini savunanlar, Almanya’nın da Fransa gibi merkeziyetçi yapıda olmasını istiyorlar.

Ancak, merkezi yapıya rağmen Fransa’da son bir kaç yıldır yapılan terör saldırılarına bakıldığında, de Maiziere’nin terörü önleme gerekçesinin gerçekçi olmadığı kendiliğinden anlaşılıyor.

Teröre karşı federalizm yerine merkeziyetçilik daha etkili olsaydı, bu kadar terör saldırısı, neredeyse her şeyin merkezden belirlendiği Fransa ve Türkiye gibi ülkelerde olmazdı.

de Maiziere, Merkel ve diğer kesimlerin en büyük arzusu, temel hak ve özgürlüklerde kısıtlamaların devam edilmesidir. Korku üzerinde halktan güvenlik için özgürlüklerden feragat edilmesi, böylece hem kazanılmış hakların yok edilmeye devam etmesi hem de devletin şiddet ve otoriter yönünü güçlendirmeye çalışıyorlar.

Halbuki, tarih “otoriterleşmiş devletin” giderek emekçilere ve diğer ülkelere karşı tehlikeli olabileceği dersleriyle doludur.

Hitler faşizmi döneminde bütün güç merkezde, yani tek parti ve tek liderde birleştirildiği için devlet insanlığa karşı büyük suçların işlenmesine yol açtı. Bundan dolayıdır ki, faşizm yenildikten sonra gücün bir kez daha merkezde toplanıp benzer suçların işlenmemesi için karşılıklı denetimi sağlayan “federal sistem” bir çözüm olarak gündeme gelmişti. Eyalet yönetimlerinin farklı partilerde olması bir ölçüde de olsa tek parti ve tek liderin, gücü kendisinde toplamasının önüne geçiyor.

TERÖRLE BAŞLAYAN OTORİTERLEŞME

Denilebilir ki, 16 yıl önceki 11 Eylül terör saldırısından bu yana “terörle mücadele” adı altında ABD ve Avrupa ülkelerinde başlatılan süreç, kazanılmış demokratik hak ve özgürlüklerde önemli bir daralmaya yol açmış, var olan devlet şiddeti geniş kesimlere karşı daha bariz halde görülür halde merkezileşmeyi hızlandırmıştır. Bir zamanlar devletin dokunamadığı, tabu kabul edilen bireylerin telefonlarının dinlenmesi, evlerinin gözetlenmesi, bilgisayarlarının İnternet üzerinden aranması artık rutin bir hal almıştır. Öyle ki; kimlik göstermeden telefon kartı almak bile atık mümkün değil.

Terör korkusuyla terörle bağlantısı olmayan milyonlarca insanın bilgileri belli merkezlerde toplanmış, banka hesaplarındaki hareketlenmeler anında kontrol edilebiliyor.

Devletin, dijitalleşmenin de yardımıyla, polis gücüyle bireylerin bütün bilgilerine kolay şekilde ulaşması, hareketlerini denetlemesinde kaydettiği mesafede gelinen aşamada, herşeyi bilinen bireylerden oluşan toplumların sindirilmesi de kolay olmaktadır.

İÇ GÜVENLİK SEÇİMLERE MALZEME YAPILACAK

Berlin saldırısı ve ikinci kez yapılan Köln’deki yılbaşı tartışmaları yanı sıra hükümet partilerinin önümüzdeki genel seçimlere kadar “iç güvenlik” üzerinden bir seçim kampanyası yürütmeleri, şimdiden var olan hakları da hedefe koyarak yerlilerle göçmenler, Müslümanlarla Hıristiyanlar arasındaki bölünmeyi derinleştireceği görülüyor. Bu aynı zamanda halka karşı devletin otoriterleşme sürecinin daha da yoğunlaşarak devam ettirileceği anlamına da geliyor.

Bu nedenle önümüzdeki süreç, sadece Almanya’da değil her yerde otoriterleşmeye, gericileşmeye karşı demokratik ve ekonomik hakları korumak, güçlendirmek büyük bir önem kazanmış durumda. (YH)