German-Foreign Policy yazdı: Lider ve sadık izleyiciler

German-Foreign Policy

“Federal Almanya, özgür dünyanın kurtarıcısı olmak için AB’yi Donald Trump’a karşı etkili bir güç haline getirmeli.” Almanya’nın ana akım medyası bunu talep ediyor. Bunu başarmak için ise; “Almanya AB içinde liderlik fonksiyonu üstlenmeli ve diğer üye ülkelerin onun sadık izleyicileri/maiyeti haline gelmesini garanti etmeli.”

Trump’ın başkan seçilmesiyle Almanya’nın dünya politikasında dominant olma iddiası üzerine tartışmalar da arttı. Federal Almanya, 8 Kasım’daki başkanlık seçimi sonrası kendini yeni başkana karşı çıkanların çekim noktası haline getirmek için çaba harcamaya başlamıştı. Örneğin Angela Merkel, seçim sonrası ilk açıklamasında Atlantik ötesi ortak çalışmayı belli koşullara bağlayıp Trump’ın liberal rakibi olarak prim yapmaya kalkıştı. Muhalifler, dış politika uzmanları bu fikri beğendiler, öyle ki liberal Die Welt gazetesi bile manşetine‚ “Özgür dünyanın lideri? Neden olmasın?”ı çıkardı. Şansölye, özgür dünyanın kurtarıcısı olabilirdi. Trump’ın başkanlık döneminin başlamasıyla Alman medyası yine Merkel’i Trump’ın rakibi olarak gösteren manşetler atıyor: Onun özgür batının lideri olabilecek potansiyele sahip olduğu vurgulanıyor.

Alman elitleri, Almanya’nın kurtarıcılık rolünü ağırlıklı olarak AB içinde lider rolünü üstlenmesine bağlıyorlar. Die Zeit Gazetesinin Eski Şef Redaktörü Theo Sommer, Almanya’nın liderlik sorumluluğunu üstlenmesinin zorunlu olduğunu, bunun için ise geri kalan ülkelerin sadakatini garantilemesi gerektiğini yazıyor. Diğer AB ülkelerini saygısızca ‘maiyet’ olarak görmek Almanya’nın nasıl bir zafer sarhoşluğu içinde olduğunu ortaya koyuyor. Sommer, AB’nin ikna edici bir gelecek konseptine, ikinci kuruluş öyküsüne ihtiyacı olduğuna, bunu da sadece Angela Merkel’in yapabileceğine dikkat çekiyor. Kısa süre önce de Münih Güvenlik Konferansı Yöneticisi Ischinger, Almanya’nın AB içindeki dominant rolünü ‘merkezi güç’ kavramıyla açıklamış ve geçen yıllarda Fransa’ya karşı verdiği liderlik mücadelesinde başarılı olamadığını, ikinci sıraya düştüğünü söylemişti.

Alman olmayan gözlemciler ise çoktan beri Almanya’nın dominantlık hayallerini eleştiriyorlar. İngiliz Hans Kundnani, 1871’deki Alman Birliği dönemi ile paralellikler kuruyor. Berlin’de zafer sarhoşluğu ve misyon duygusunun egemen olduğunu belirterek; “Almanya, diğer AB üyelerine doğru yolu gösterip peşinden sürüklemeye çalışıyor. Almanya’da‚ ‘Biz her şeyin doğrusunu biliyoruz, diğer Avrupa ülkelerinin ise dünyadan haberi yok’ duygusu politikayı belirliyor.” diyor. Kundnani’ye göre bu tavır özellikle Fransa’ya yönelik aşağılamada kendini gösteriyor: Bazı yüksek kariyerli Alman bürokratlar, Fransızları aptal ve dalga geçilecek olarak değerlendirip “Hiçbir şeyden haberi olmayan ve disipline sokulması gerekenler” olarak tanımlıyorlar.

Kundnani, Berlin’in liderlik beklentisinin Avrupa içinde ona karşı yeni koalisyonların oluşmasına yol açacağı düşüncesinde. Almanya, yıllardır izlediği zayıf AB üyelerine yönelik ‘tasarrufu dayatma’ politikasıyla nasıl acımasız bir çizgisi olduğunu kanıtladı. Avrupa içinde bu politikaya karşı koalisyon oluşturma eğilimi oldukça fazla. Ancak koalisyon sorununda farklı yaklaşımlar var. Fransız, İtalyan ve İspanyollar bile, AB içindeki Almanya karşıtı koalisyonun AB’yi tamamen çökerteceği endişesini taşıyorlar. Gerçekten de Almanya şimdiye kadar AB içinde kendine muhalif olanları bastırmayı, susturmayı başardı.

Bir süre önce Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü Başkanı Marcel Fratzscher Almanya’ya karşı yeni koalisyonlar oluşmasını engellemek için bir çağrı kaleme aldı. Çağrıda AB içinde hâlâ Almanya’dan şikayet edenlerin varlığı kabul edilmekle birlikte bunların çoğunun haksız ve egoistçe davrandıkları iddia edildi. Tabii ki geriye bakıldığında bazı hatalar yapılmıştı ve eleştirilebilirdi ama Merkel tüm eleştirilere hoşgörü, samimiyet ve dikkatle cevap vermişti. Bu nedenle ‘diğer’ AB ülkeleri kendi yanlışlarını gizlemek için Almanya’yı kurcalamaktan vazgeçmeliydiler.

Bu tartışmalara paralel olarak Federal Hükümet, Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ve Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu Başkanı Elmar Brok aracılığıyla AB üyelerine sadece Rusya’ya karşı değil yeni ABD yönetimine karşı da birlik içinde olma çağrısı yaptı. Donald Trump’ın başkanlığı sadece AB içinde eleştirileri bir yana bırakıp kaynaşmak için değil Almanya önderliğinde dünya çapında bir güç olmak için de araç yapılıyor.

(Çeviren: Semra Çelik)