Merkel, Erdoğan’ın can simidi

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in dün Ankara’ya yaptığı ziyareti en iyi özetleyen karikatürlerden birisi Tagesspiegel gazetesinde yayımlandı. Klaus Stuttmann tarafından çizilen karikatürde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la tokalaşan Merkel: “Beni karşılamak için bu ne güzel konfeti yağmuru böyle!” diyor.

Erdoğan’ın yanıtı: “Bizim zanayasamız!..”

Hakikaten de Erdoğan, AB’nin “motor ülkesi” Almanya’nın liderini kendisini “Boğaz’ın sultanı” ilan eden, otoriterleşmeye kapı aralayan, kuvvetler ayrılığını ortadan kaldıran yeni anayasa taslağıyla karşılıyor.

Eğer Erdoğan’ın “bizim anayasamız” dediği maddeler referandumda kabul edilirse, AB’nin “temel değerleri” yine ifade ettiği insan hakları, basın özgürlüğü gibi hak ve özgürlükleri bir kez daha dile getirmek mümkün olmayacak. Zira, bütün yetkinin tek adamda toplandığı bir ülkeye gidip de AB’nin temel değerlerinden söz etmek biraz komik kaçacak.

Bu İran’a, Suudi Arabistan’a, Katar’a ya da başka bir “tek adam ülkesi”ne gidip, “Neden AB’nin temel değerlerine uymuyorsun?” diye sormaya benzeyecek. Türkiye’deki gidişat bu yönde olduğu halde,

Merkel’in referanduma az bir süre kala Ankara’ya yaptığı ziyaret Erdoğan’a “can simidi” uzatmaya benziyor. Her ne kadar Merkel’in Sözcüsü Steffan Seibert, ziyaretin referandumla bağlantılı olmadığını söylese de, bunun Erdoğan’ın hanesine artı olarak yazılacağı ortada. Tıpkı 2015’deki 1 Kasım erken genel seçimlerine iki hafta kala yapılan ziyaret gibi…

Yaklaşık bir buçuk yıl önce gelen bunca eleştiriye rağmen Merkel’in aynı şekilde davranması, Erdoğan’ın bir kez daha kazanmasından rahatsız olmayacağı anlamına geliyor.  Peki Merkel, daha doğrusu Almanya bunu neden yapıyor? AB’nin diğer ülkeleri buna neden destek veriyor? Bu sorunun yanıtı elbette, Almanya’nın çıkarlarını kiminle istişare ederek hayata geçirdiğinde gizli.

Son iki yıldır basın özgürlüğü, Ermeni Soykırımı, İncirlik… üzerinden sert tartışmaların yaşandığı Türk-Alman ilişkilerinde önemli dalgalanmalar oldu, ama kopuşlar olmadı.

Bu dalgalanmalardan her iki ülkenin emekçileri önemli derecede etkilendi, karşılıklı ön yargılar körüklendi.

Bütün bu tartışmalardan bir tek Türk ve Alman sermayesi etkilenmedi. 6 bin 500’e yakın Alman firması sorunsuz şekilde faaliyetlerini sürdürmeye devam etti. Türk firmaları da Almanya’da ihracatlarını sürdürdü.

Yine Alman silah tekelleri, insan hakları ihlalleri nedeniyle Türkiye eleştirilmesine rağmen, silah satmaya devam etti. 2015’in ilk yarısında Türkiye Almanya’dan silah alan ülkeler sıralamasında 25’inciydi. 2016’nın ilk yarısında ise 8’inci oldu. Bir yıl içinde, siyasi gerilemeye rağmen 17 basamak yükselme, Alman silah tekellerinin Türkiye’yi silahlandırmaya devam ettiğini gösteriyor.

Dahası satmakla kalmadılar, birlikte üretim için yeni bir hamle başlattılar. Alman silah tekeli Rheinmetall, Türk ve Malezya ortaklarıyla modern panzerleri Türkiye’de üretmek ve Ortadoğu pazarına sürmek için önemli bir anlaşma yaptı. Bundan sonra Türkiye’den dünyaya satış yapılacak.

Keza, Alman ordusunun (Bundeswehr) İncirlik üssünde özel bir pist yapma izni alması da Erdoğan yönetimindeki Türkiye’nin, şimdilik Almanya’nın bölgesel, hesaplarını zedelemekten çok güçlendirdiğini gösteriyor.

Yani görünürde çok kavgalı gibi görünen iki ülke arasında siyasi iklim gerilimli olsa da ekonomik ve askeri iş birliği sorunsuz şekilde devam ediyor.

Hem de zirve yaparak…

Almanya’nın bölgesel çıkarları açısından asıl önemli olan da bu. Gerisi teferruat, kuru gürültü olarak görülüyor.

Denilebilir ki, en çok konuşulan sığınmacılar meselesinde de Merkel, Erdoğan’a bütün istediklerini yaptırmıştır. Sığınmacıların Yunanistan’a geçişinin azaltılması, geri kabul anlaşmasının imzalanması, Merkel’in yıllardır yapmak isteyip de yapamadığı hamlelerdi.

Sığınmacıları durdurma konusunda Erdoğan gibi sağlam bir partner bulan Merkel, durumu çok daha fazla riske etme niyetinde değil. Bu nedenle anlaşmanın yürürlükte kalması için gereken bütün “fedakarlıkları” yapmaya hazır görünüyor.

Anlaşmadan memnun olmayan Erdoğan ise ikide bir bozma tehdidi yaparak, daha fazla para ve siyasi taviz koparmanın peşinde. Bir kısmını da almış durumda.

Türkiye kamuoyunda son bir kaç haftadır yoğunlaşan Almanya’nın terör örgütlerine ev sahipliği yaptığı yönündeki iddialar ise asıl olarak iç politikaya yönelik. İç politikada tribünlere oynayan Erdoğan ve ekibinin, bu konuyu bir süre daha kullanması kuvvetle muhtemel.

Ancak, duygusallık değil, somut çıkarlar üzerine kurulu Alman dış politikası gereği Merkel tribünlere değil, günün sonundaki kâr-zarara bakıyor.

İşin içinde kâr olduğu sürece Erdoğan’a can simidi olmaya devam edecek. Bu nedenle Merkel’den, AB’den Erdoğan’a ilişkileri sarsacak eleştirilerde bulunmasını beklemek gerçekçi bir yaklaşım değildir.