Komşumu alıp geleyim mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısı üzerine komşularım Beate ve eşini Türkiye’ye davet ettim. Aldığım cevaplar, “Komşunu al da gel”in hiç de öyle kolay olmadığını gösterdi. Komşumu alıp gelmem için önce ülkenin normalleşmesi gerekiyor sayın Cumhurbaşkanı…

YÜCEL ÖZDEMİR

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hem sarayda muhtarlara yönelik konuşmasında hem de turizmcilerle yaptığı toplantılarda, bu yıl ülkeye daha fazla turist getirmek için yurt dışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına özel bir görev verdiklerini ifade ederek “Komşunu da al gel” kampanyası başlattıklarını kamuoyuna açıkladı.

Kampanyanın özü şu: Yurt dışında 5 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yaşıyor. Daha önce yurt dışında yaşayan ancak kesin dönüş yapanlar da dahil 3,5 milyon vatandaş var. Bunların her biri eğer önümüzdeki yaz bir kişiyi Türkiye’ye getirebilirse o zaman toplam 8 milyon turist gelmiş olur. Ki bu da geçen yılki turist kaybına denk gelir!

Özetle cumhurbaşkanı ve yakınındakiler düşünüp taşınmış ve bir çıkış yolu bulmuş: Her Türk vatandaşı bir komşusunu alıp gelirse sorun kökünden halledilmiş olur!

Yurt dışında yaşayan beş milyondan biri olarak, devletin en yetkili ağzı tarafından yapılan bu çağrıya kulak vermemek olmazdı elbette.

Çağrıyı görev bilerek, ilk iş üst komşumuz Beate ve eşi Steffan’a haberi vermek oldu. “Kampanya var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısı üzerine ailece bu yaz sizi Türkiye’ye davet ediyoruz” dedim.

İkisi de şaşırdı. “Bu da nereden çıktı” dediler. Ne de olsa iki yıldır Türkiye’ye değil, İspanya’nın Atlantik sahillerine gidiyorlar. En az dört hafta kalıp geliyorlar.

İkisi de yıllarca Türkiye’yi yakından tanıyor. Antalya, Alanya, Kemer, Side demeden yıllarca bir oraya bir buraya gidip gelmişler. “Hava güzel, deniz güzel, insanlar misafirperver” deyip her fırsatta gezip gördükleri yerleri anlatıyorlar.

Hatta, Steffan bir kaç kez normal yaz tatillerinin dışında, sonbaharda fırsatını bulup bir haftalığına Antalya’ya gitti.

Beate ise bir kaçamak yapıp üç yıl önce bizimle İstanbul’a gelmişti. 10 gün gezip dolaşmış, “Horror” (dehşet) dediği trafik dışında her şeye hayran kalmıştı. “Çok güzel, çok güzel” deyip durdu İstanbul için. Birkaç kelime Türkçe de öğrenince akrabalarla, dostlarla hemen kaynaştı. Yabancılık çekmedi… Moda deyimle Türkiye’ye entegre oldu…

Karı-koca İstanbul’un dışında; bizden sıkça duydukları Dersim’i, Diyarbakır’ı, Mardin’i de görmek istiyorlar. “Türkiye’yi tanıdıkça Almanya’daki Türkiyeli göçmenleri daha iyi tanımaya başladık. Türkiye’de bu kadar çeşitli ve zengin kültürün olduğunu tatiller sırasında göremiyorduk” diyorlar.

İKNA OLMADILAR, “SEN DE GİTME” DEDİLER

Bütün bunlara rağmen ne dediysem, bu yaz Türkiye’ye gelmeye ikna edemedim Beate ve kocasını. Kendileri gelmedikleri gibi, “Ortam karışık, ne olur ne olmaz sen de bu yıl gitme. Baksana gazetecilere yaptıklarını…” diye tutturmaya başladılar.

En büyük korkuları güvenlik. Bombaların durmadan patladığını, basına, muhaliflere, Kürtlere… yapılan her şeyden haberdarlar. Türkiye hakkında bilmedikleri bir şey yok. Zira neredeyse her gün Alman basınından Türkiye, cumhurbaşkanı ya da hükümetin yaptıklarıyla ilgili haberler okuyorlar.

Özellikle basına yönelik baskı ve tutuklamaları anlamakta zorlanıyorlar. Gazetelerin, televizyonların kapatılmasını çok ama çok garip buluyorlar. Almanya’da gazete, televizyon kapatma, İnternet’e erişim yasağı olmadığı için, Türkiye’de olanları “Unglaublich” (inanılmaz) olarak adlandırıyorlar.

Okudukları gazete sıkça Türkiye’den haber veriyor. Televizyonlarda sıkça tartışmaları izliyorlar. Bizi de tanıdıkları için diğer Alman arkadaşları arasında “Türkiye uzmanı” sayılıyorlar. Erdoğan’ın sığınmacılar konusunu kullanarak ikide bir “Eyyyy Avrupa” diye efelenmesine gıcık oluyorlar.

Beate “Tek adam” planına da tepkili: “O da ne demek, bütün yetki meclisten alınıp cumhurbaşkanına verilsin. Bu çok tehlikeli bir durum. Biz o tek adam yönetimini çok iyi biliyoruz.”

BU GİDİŞLE ‚GURBETÇİ‘ DE GELMEYECEK

Beate ve Steffan, bugün pek çok Alman’ın düşündüğünü açık olarak ifade ediyorlar. Bu nedenle, en iyi komşularının da onları bugünkü koşullarda yaz tatilinde Türkiye’ye getirmesi mümkün değil. Bırakalım, turist Almanları, yıllardır Almanya’da yaşayan Türkiye kökenliler de mevcut istikrarsızlık, çatışma ve gerilim koşullarında pek Türkiye’ye gitme niyetinde değiller. Geçen yıl darbe girişimi öncesinde ve sonrasında Türkiye’ye gidenler en kısa zamanda Almanya’ya geri dönme planları yaptılar. Zira darbe ortamında başlarına bir şey geleceği endişesine düştüler.

Özetle, “Komşunu da al gel!” kampanyasının bugünkü koşullarda hedefine ulaşması mümkün görünmüyor.

Alman komşularımızın Türkiye’ye rahat bir şekilde gelmesi, tatil yapması, gerçekten dinlenmesi herşeyden önce Türkiye’deki siyasi ve ekonomik ortamla bağlantılıdır.

İçeride gerilim, kamplaşma, çatışma, savaş, dışarıda komşularla çatışma bittiği takdirde Beate ve Steffen de gönül rahatlığıyla tatile gelecekler.

Benim cephemde durum budur sayın cumhurbaşkanı…

Bir vatandaş olarak komşularımı ikna etmeye gittiğimde onlar bana “Sen de gitme” dediler. Sanırım bu tablo sadece benimle ilgili değil. Almanya’da yaşayan diğer Türkiye kökenli göçmenler için de geçerli. Bu siyasi atmosfer devam ettikçe değil komşular, “gurbetçiler”de bu yazın Türkiye’ye tatile gelmeyecek.