Diyalogtan söz etmek skandaldır

Daniel Heinrich/Deutschlandfunk

Binali Yıldırım Oberhausen’de sahne aldı. Ama ne sahne… ‚Referandumda evet deyin, Türkiye büyüktür ve Almanya’da yaşayan Türkler Türkiye’ye aittir!‘ en fazla duyulan sözlerdi. Milliyetçi kafalar için tam bir huzur bulma programıydı. Erdoğan’ın eski buluşmalarına göre coşku daha az olsa da binlerce AKP taraftarı sevinç gösterilerinde bulundu, Türk bayraklarından oluşan bir deniz dalgalandı durdu ve fonda da hareketli pop şarkıları çalındı.

Yok, bu böyle devam edemez. Bu toplantıda söz konusu olan Türk geleneği, zengin Türk kültürü ve tarihi değildi. Hayır, bu çarpıcı popülist buluşmanın tek gerçek nedeni vardı: Binali Yıldırım, Münih Güvenlik Konferansı’nı terk ederek Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini sarsacak, otoriter bir rejimi daha da otoriter yapacak olan Anayasa referandumunun reklamını yapmak için Oberhausen’e gelmişti.

Buluşmanın sloganı; ‚Referandumda evet diyoruz!‘olarak seçilmişti. Sonuç olarak ise tek bir anlamı vardı; Yıldırım, bir adam için, Recep Tayyip Erdoğan için, reklam tamtamlarını çalmaktaydı.

Türkiye’nin bu iç sorunundan bize ne diyebiliriz. Başkenti, Berlin’den 2500 kilometre uzakta olan bir ülkenin basın özgürlüğünü ve azınlıkların haklarını tümden yok etme yolunda olması, gazetecileri, muhalifleri hapse atması bizi neden ilgilendirsin ki?

Binali Yıldırım’ın Oberhausen buluşmasının neden kötü olduğunu söyleyeceğim. Sorunun neden bizi ilgilendirdiğini de anlatacağım. Tayyip Erdoğan, Binali Yıldırım ve AKP, Türkiye’de sadece hükümet olmakla yetinmiyorlar, ülkeyi kontrol ve etki altında da tutuyorlar. Onlar, Almanya’daki Türk topluluğu içinde de iktidar ve söz sahibi durumdalar. Türkiye kökenli Almanyalıların yüzde 60’ı, dikkat edin yüzde 60’ı, AKP’yi destekliyor. Bu çevrelerde milliyetçilik, şovenizm, liberal değerleri hiçe sayma ve büyük bir porsiyon da küstahlıktan oluşan tehlikeli bir karışım etkin.

Yine bu çevrelerden bazıları Yıldırım’ın gelişini diyalog çağrısı olarak göstermek istiyor. Hangi diyalog? Türkiye ve aynı zamanda buradaki Türk topluluğu derin bölünme içinde. Bugün bu bir kez daha açıkça ortaya çıktı. Çoğunluğun düşüncesine karşı çıkanlar defalarca tehdit edildi, ediliyor. En hafif eleştiri yapanlar bile PKK sempatizanı veya geçen Temmuz’daki darbenin destekçileri olarak karalanıyor.

Diyalogdan söz etmek başlı başına bir skandal. Bundan daha büyük skandal ise Alman politikacılarının bir kesiminin tutumu. Kuzey Ren Vestfalya içişleri bakanı Türk başbakanının özel buluşmasından söz ederek bunun engellenemeyeceğini söyledi. Federal Hükümet sözcüsü ise ‚Türkiye içi bir çatışmanın buraya taşınmayacağını umuyoruz.‘ demekle yetindi. Böylesi bir konuşma ve toplantıya rağmen?

Federal Başbakan Angela Merkel, Türkiye kökenlilerin Almanya’yı kabullendiklerini ve Alman toplumunun bir parçası olduklarını göstermelerinin gerektiğini defalarca söyledi.

Oberhausen buluşması ve Almanya’nın buluşma karşısındaki tavrı, sadece doğuştan Alman olan medya, politikacılar ve gazeteciler için bir şamar olmadı. Yıldırım, Erdoğan ve diğerlerinin popülist cambazlıklarıyla hiç ama hiç ilişkisi olmayan veya karşı çıkan Türkiye kökenli Almanlara da tokat atıldı. Alman politikacıları Türkiye hükümetinin önünde kafa sallayıp dururlarken bu insanlar neden ve nasıl Almanya’yı kabullenip ve Alman toplumunun gerçek bir parçası olduklarını göstermek istesinler, bunu başarabilsinler ki?

Binali Yıldırım’ın Oberhausen buluşması, Almanya’da AKP’li bir politikacının testosteron ve bayağılık yoğunluklu ilk toplantısı değildi. Sonuncusu olmasını umalım ve onun için çaba harcayalım.

Çeviren: Semra Çelik