Lafontaine ne dedi ne demedi?

Geçen hafta gazetemizde söyleşisine yer verdiğimiz SPD (1995-99) ve Sol Parti (2007-2010) eski genel başkanı Oskar Lafontaine, yaptığı çıkışlarla hep gündemde kalmayı başaran siyasetçilerden birisi. SPD, neoliberal politikalar, AB, NATO, savaş-barış konularında mensubu olduğu Sol Parti’yi daha sola çekmeye çalışırken sığınmacılar ve göçmen işçiler konusunda yaptığı açıklamalar ise tam tersi yönde, yani sağa kayışı içeriyor. Lafontaine, göçmenler ve sığınmacılar konusunda söyledikleriyle sadece sağa giden oyları mı çevirmek istiyor?

Uzun yıllar Sosyal Demokrat Parti’de genel başkanlık ve bakanlık da olmak üzere değişik düzeylerde görevler üstlenen, kendisini Alman sosyal demokrasisinin efsanevi lideri Willy Brandt’ın “torunu” olarak gösteren Sol Parti eski Genel Başkanı Oskar Lafontaine, bir kez daha Alman solu içerisinde yoğun tartışmalara yol açacak açıklamalarda bulundu.

6 Şubat günü Die Welt gazetesinde verdiği röportajda söyledikleri hem parti içerisinde hem de Lafontaine üzerinden Sol Parti’yi köşeye sıkıştırmak isteyenler için kullanıldı. En çok tartışılan ve eleştirilen konuların başında Lafontaine’nin sığınmacıların sınırdışı edilmesini istediği geldi. Başta Die Zeit olmak üzere çeşitli gazeteler ve ajanslar tarafından “Lafontaine sığınmacıların sınırdışı edilmesini istedi”, “İllegal göçmenler sınırdışı edilsin” başlıklarıyla verildi.

Hal böyle olunca, Lafontaine hem sığınmacı ve göçmen karşıtı hem de partisinin politikasını tanımayan siyasetçi olarak lanse edildi.

Çoğu zaman yanıtlar sorularından koparıldığında hiç de istenmeyen içerikler ortaya çıkıyor. Lafontaine’nin sınırdışılarla ilgili açıklaması da biraz buna benzemiş. Bu nedenle gerçeğin anlaşılması için önce olduğu gibi, yanıta soruyla birlikte yer verelim:

Soru: “Ne takibata uğramış ne de savaştan kaçmış, ama buna rağmen Almanya’da sığınma koruması isteyenleri ne yapmamız gerekiyor?”

Yanıt: “Bir çok eyalet doğru şekilde gönüllü geri dönüşü ve yardım teklif ediyor. Sonunda devlet kimi alacağına karar vermeli. Burada söz konusu olan temel devlet düzenidir. Kim ki illegal olarak sınırları aşarak Almanya’ya gelmiş ise onlara gönüllü gidiş teklifi yapılmalı. Eğer bu teklifi kabul etmiyorsa geriye sınırdışı etme kalıyor. Sol Parti’nin hükümet ortağı olduğu eyaletler bunu yapıyor.”1

Die Welt ve diğer basının Lafontaine’nin söyledikleri üzerinden Sol Parti’yi yıpratmak amaçlı eleştirel yaklaşımı egemen olunca, Lafontaine’nin kimlerin sınırdışı edilebileceği konusundaki yaklaşımı muğlakta kalıyor. Bu yanıt çoğu basın yayın organında “Lafontaine’nin savaş bölgelerinden gelen sığınmacıların sınırdışı edilmesinden” yana olduğu şeklinde sunuldu. Halbuki kast edilen, Suriye, Afganistan ya da dünyanın başka savaş bölgelerinden gelenler değil. Belirtildiği gibi sözü edilen takibata uğramayan ve savaştan kaçmayanların sınırdışı edilebileceği ifade ediliyor. Yine de “sınırdışı” gibi bir konuda daha hassas olmak gerektiği açık.

Bir diğer Sol Parti’nin Mecklenburg-Vorpommern Eyaleti’nde işçilerin sadece yüzde 10’nun oyunu aldığı yönündeki soruya ise Lafontaine şu şekilde yanıt veriyor: “İşçilerin ve işsizlerin neden, ücretleri düşüren, emekliliği kısıtlayan programına rağmen neden AfD’ye oy verdiğini düşünmemiz gerekiyor. Ücret ve kira rekabeti sorunlarını sağcı partilere bırakmamamız gerekir” diyor.

Sol Parti’nin sınırların sığınmacılara açık olması gerektiği yönündeki talebini Sosyolog Carolin Crouch’a dayandırarak “Sınırların açık olması talebi neoliberalizmin ana taleplerinden biriydi” diyerek, sermayenin işgücü dolaşımının serbest olması gerektiği yönündeki politikasını eleştiriyor. Ama yine de sınırların zor durumda olan sığınmacılara kapatılması yönünde bir söz sarf etmiyor.

SIĞINMACILAR ÜZERİNDEN BASİT SİYASETLE BİR YERE VARILMAZ

Özetle, bir kısmı Lafontaine’nin daha önce bilinen görüşleri bir kısmı da sorularından koparılarak verilen yanıtlar üzerinden kurulan haberlerde, bir kez daha Almanya solu içinde Lafontaine tartışmasını başlattı.

Lafontaine elbette ilk kez sığınmacılar ve göçmenler üzerinde hakkında açıklamalar yapmıyor. Daha önce Doğu Avrupa ülkelerinden gelen işçilere kapıların açılmaması gerektiği anlamında sözler sarf etmişti. Keza, eşi Sol Parti Meclis Grubu Eşbaşkanı Sahra Wagenknecht’te bir süre önce “Merkel’in sınırları sığınmacılara açması Berlin’de terör saldırısına yol açtı” içerikli açıklama yapmış ve AfD’ye giden oyları almaya aday olduğunu söylemişti. Alman solunun iki önemli ismi üzerinden sığınmacılar üzerinden sağın değirmenine su taşıyacak şekilde yapılan tartışmalar elbette hem ülke hem de sola bir yarar sağlamıyor.

Gelişmeleri ve tartışmaları şu şekilde sıralamak mümkün:

a- Genel olarak sığınmacı ve göçmen karşıtlığının prim yaptığı dönemde Lafontaine, özellikle işçi-emekçi sınıfların – bunun içinde Sol Parti’nin özellikle Doğu Almanya’daki tabanı da bulunuyor- sağ partilere oy vermesini engelleme hesabını yapıyor. Bunun için bilinçli olarak dikkat çeken kavramları kullanıyor.

Kabul etmemiz gerekiyor ki sığınmacı akını sadece Almanya’da değil, Avrupa’da siyasi dengeleri değiştirdi. Sığınmacı düşmanlığını çalışmasının merkezine koyan AfD’nin aldığı oy oranı kısa sürede iki-üç katına çıktı. Oy verenlerin azımsanmayacak bir bölümünün Sol Parti seçmeni olduğu da biliniyor.

Bütün bunlara rağmen, Lafontaine ve Sol Parti’nin izleyeceği politika, oyları kaptırmama adına AfD’nin el attığı konulara yanlış bir tarzda el alıp işleme olmamalıdır. Çünkü bu açıktan ideolojik bir yaklaşımdır. Enternasyonalist, ırkçılık karşıtı çizgiden taviz vererek oyların sağa kaymasını engelleme politikası tehlikeli bir politikadır ve Sol Parti’ye bir şey kazandırmaz. Zira bugün Alman toplumu içinde, 8 milyona yakın insanın Wilkommen inisiyatiflerinde yer alması da bunun açık ifadesidir.

Dolayısıyla solun yapması gereken sığınmacıların neden ülkelerini terk etmek zorunda kaldığını, Almanya ve diğer ülkelerin bundaki rolünü anlatıp yurttaşları sığınmacılara düşman etmeden desteğini almak mümkündür. Bu yoldan sıradan vatandaşları ikna etmek kolay olmayabilir.

Solun görevi zehirli atmosferi daha da fazla zehirli hale getirmek değildir, olmamalı. Tersine ortamdaki zehri azaltmak için daha fazla temiz hava, yani doğru siyaset pompalanmalı.

b- Hükümetteki ve sağcı-milliyetçi partilerin göçmen/sığınmacı karşıtlığı üzerinden oy devşirmeye çalıştığı bir dönemde, Sol Parti’nin de aynı yönde ilerlemesi, genel olarak ülkedeki siyasal gericileşmeyi hızlandıracaktır. “Solun bile göçmenlere/sığınmacılara karşı bir şeyler söyleyebildiği” bir ülkede karanlığa karşı aydınlık geleceği kim temsil edecek? Alman solunun tarihi, faşist-gericiliğin hortladığı yıllarda bile enternasyonalist tutumundan geri adım atmadığını yeterince ortaya koyuyor. Bu nedenle, sağa daha fazla oy kaybetmemenin yolu geniş kesimler arasında bir aydınlatma, bilinçlendirme ve örgütlemeden geçiyor.

c- Lafontaine kesinlikle ırkçı değildir, ama bu onun zaman zaman söylediği yanlışların üstünü örtmeyi de beraberinde getirmemeli. Sol Parti’nin koalisyon ortağı olduğu bazı eyaletlerde sığınmacıları sınırdışı etmesi, Lafontaine’nin de bunu açıktan savunmasını gerektirmiyor. Sol Parti içindeki Lafontaine yanlıları eleştiri yerine koalisyon ortağı olunan eyaletlerin yaptıklarını öne çıkararak savunmaya geçmeleri, yanlışın üzerini örtmeye yönelik bir girişimdi ve bundan bir şey çıkmaz.

d- Lafontaine’nin ya da Wagenknecht’in zaman zaman başlattığı tartışmadan yola çıkarak Sol Parti ile ipleri koparmak ya da sırtını dönmek günümüz siyaset gerçeklerine uymuyor. Tartışmalara bakıldığında, parti içinde çok önemli bir kesim yanlış açıklamalara tepki gösterdi ve kabul edilemeyeceğini ilan etti. En önemlisi de söylenenler bugün hem programatik hem de genel açıdan Sol Parti’nin politikasını temsil etmiyor. Bu nedenle, bu anlayışta olan kişilerin ve çevrelerin görüşlerinin yanlış olduğunu ifada etmek ve onları ikna edecek tarzda bir siyaset geliştirilmesi gerekiyor. Yani bir başka deyimle Sol Parti içinden başlayarak bütün popülist kesimlere karşı etkili bir söylemin geliştirilmesi hedeflenmelidir. Bu yapılabildiği takdirde ülkedeki hava da değişmiş olur.