Almanya’da istenmeyen kişi

YÜCEL ÖZDEMİR

Başbakan Binali Yıldırım’ın 18 Şubat’ta Almanya’nın Oberhausen kentinde yaptığı kapalı salon mitingden sonra, Alman kamuoyu Erdoğan’ın ne zaman gelip referandum kampanyası yapacağına kilitlendi.

Gelecek mi gelmeyecek mi tartışmaları arasında, Bild gazetesi Ankara’daki kaynaklara dayandırarak Erdoğan’ın 18 Mart’ta Kuzey Ren Vesfalya eyaletine geleceğini, büyük bir olasılıkla Köln’deki kapalı spor salonunda toplantı yapacağını ortaya attı.

Bugüne kadar Alman hükümeti tarafından bu bilgi kesin olarak doğrulanmış değil.

Buna rağmen  basını ve politikacıları tetikte. Erdoğan’a miting izni verilmemesi gerektiği çağrıları arka arkaya yapılıyor.

Gelmeye karar vermesi durumunda bunun nasıl engellenebileceği konusunda değişik tartışmalar yapılıyor. Diplomatik açıdan federal hükümetin engel olmayacağı konusunda görüş birliği var. Ancak, yerel düzeyde miting yaptırmamanın söz konusu olabileceği belirtiliyor.

Başka bir değişle “yabancı devlet adamı” sıfatıyla Almanya’ya gelmeye karar vermesi durumunda bunu öncelikle federal hükümet ile müzakere etmesi gerekiyor. Ancak devlet başkanı değil de “özel” olarak her zaman sorunsuz gelebileceği belirtiliyor. Ne var ki “özel” geldiğinde kolay bir şekilde miting yapmayacağı ifade ediliyor.

Konuyu araştıran Rheinischen Post gazetesi, mitingin yapılacağı kentin güvenlik birimleri, güvenlik gerekçesiyle sorunsuz şekilde mitingi yasaklayabileceğini yazıyor.

Erdoğan’a miting yaptırılmamasını savunanlar çoğunlukta olduğu gibi ülkeye girişinin yasaklanmasını isteyenlerin sayısı da az değil.

Bugünkü koşullarda girişini engelleyecek yasal bir durum olmamakla birlikte, politik havadan Erdoğan’ın “istenmeyen kişi” olduğu net bir şekilde anlaşılıyor.

Erdoğan’ın kendisi istenmediği gibi, ev sahipliği yapacak kent ve salon da tepkilerden nasibini alacağının farkında. Bu nedenle, salonların çoğu imajlarının yıpranmaması için kapılarını açmaya pek niyetli değil…

Gelinen aşamada Erdoğan’ın Almanya’ya girişinin yasaklanıp yasaklanmaması üzerine bir tartışmanın yürütülmesi bile dikkate değer. Her ne kadar Adalet Bakanı Maas, Erdoğan’ın Almanya gelmesi ve referandum kampanyası yürütmesinde bir sorun görmediğini söylese de tepkinin çok yüksek olacağının farkında.

Avrupa Parlamentosu Dışilişkiler Komisyonu Başkanı Elmar Brok ise NATO üyesi bir ülkenin liderine giriş yasağı konulmayacağını ifade ederken, önce Putin ve 30 diktatör için giriş yasağı konulması gerektiğini dile getirdi.

Özetle Erdoğan’ın referandum kampanyasını sürdürmek için Almanya’ya gelmesi durumunda çok büyük tepkinin oluşacağı bugünden görülüyor. Bu tepki sadece Erdoğan’ın izlediği politikaları eleştiren Türkiye kökenli örgüt ve kurumlarla sınırlı değil. Çok sayıda Alman partisi ve örgütü de şimdiden Erdoğan’ın gelmesi durumunda protesto gösterisi düzenleyeceğinin mesajını veriyor.

Alman gazete ve televizyonlarını takip edenler, Deniz Yücel’in tutuklanmasıyla birlikte, Erdoğan’a tepkinin zirve yaptığını görecekler. Bunu AKP’nin Almanya’daki uzantısı durumundaki dernekler de fark etmiş olmalı ki, referandum çalışmasında bir değişiklik yapmayı tercih ettiler.

Dün Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Baden-Württemberg eyaletindeki Gaggenau’da bir toplantıya katılacaktı. Ancak gelen tepkiler üzerine toplantı son anda iptal edildi.

Deniz Yücel’in tutuklanmasından sonra yargının başındaki siyasetçi olarak Bozdağ’ın Almanya’ya gelmesi tahmin edilebileceği hiç de normal karşılanmadı. Erdoğan’a karşı biriken tepkiler bu kez Bozdağ’a yöneldi. Normal koşullarda gelmesi küçük bir haber dahi olmayan Bozdağ’ın toplantısı “önemli haber” kategorisine girdi. Hatta Sol Parti Eş Başkanı Bernd Riexinger, Bozdağ’ın ülkeye sokulmaması çağrısı yaptı.

Ne var ki mesele sadece Bozdağ’la sınırlı değil.

Pazar günü Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci Köln’de, Pazartesi günü Enerji ve Tabii Kaynaklar Eski Bakanı Taner Yıldız Hessen eyaletindeki Großkrotzenburg kasabasında “evet” kampanyasına katılacak.

Yurt dışında 27 Mart’ta başlayacak ve 9 Nisan’da bitecek oy kullanma işlemi boyunca AKP’nin bakanların katılımıyla kampanyayı yoğunlaştırması bekleniyor.

Bütün bunlarla birlikte, Almanya’da oluşan havaya baktığımızda, “evet” cephesinin durumunun pek parlak olmadığı anlaşılıyor. Alman kamuoyundaki tepkiler ve eleştiriler doğal olarak uzun yıllardır Almanya’da yaşayan Türkiye kökenliler üzerinde de etkili olacak.

Erdoğan’dan başlayarak bakanlara kadar herkesin yönünü Almanya’ya çevirmesi, yurt dışındaki yaklaşık 3 milyon oyun referandumda ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Hayır çalışması sürdürenlerin bu tablodan çıkaracağı sonuç, esen rüzgarı arkasına alarak güçlü bir çalışma yapmak, uluslararası dayanışmayı örnek olduğu açıktır.

Her bir oyun “altın değerinde” olduğu bu referandumda Almanya’da yaşayan Türkiye kökenlilerin “Tek adam ve tek parti rejimine hayır demesi” için pek çok nedeni var.

Çünkü, Almanya tarihinden bakınca tek tip bir ülkenin ne kadar tehlikeli olduğu daha iyi görülüyor.