DİTİB: Devlet cemaati

Yıllardır “Almanya’daki en büyük Türk sivil toplum örgütü” olarak geçinen DİTİB’in gerçekte bir sivil toplum örgütü olmadığı, “devlet cemaati” olduğu artık sabitlenmiş durumda. Peki, bir “devlet örgütü” olan DİTİB’e yaklaşım Almanya’da bundan sonra nasıl olmalı? İmamların ajan olarak kullanılmasının ortaya çıkmasından sonra DİTİB’in yapısında bir değişikliğin olması söz konusu olabilir mi?

1984 yılında Köln’de kurulan Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nin (DİTİB) asıl misyonu, o dönemde etkili olan ordu tarafından, kontrol edilemeyen dini cemaatlerin etkisini kırmak, Türk-İslam dünya görüşünü yaymak ve örgütlemek olarak belirlenmişti. O günden bugüne biçilen misyonda bir değişim olmadı. Yurtdışındaki Türkiye kökenliler arasında din ve milliyet temelinde propaganda ve örgütleme yapmak ve yükselen sol hareketin etkisini kırmak üzere görevlendirilen DİTİB, iki temel ayak üzerinden devlete sıkı sıkıya bağlanmıştı.

Birincisi Diyanet İşleri Başkanlığı (Diyanet), ikincisi de Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği.

AKP’nin iktidar olması ve ardından “vesayet rejimiyle mücadele” ilan etmesi çerçevesinde, MGK ile bağlantılı ve DİTİB üzerinde örgütsel ve siyasi açıdan etkili Koordinasyon Kurulları dağıtıldı. Böylece, DİTİB’in üzerinde askerin vesayeti kaldırıldı, idare tamamen hükümete bağlı Diyanet üzerinden sürdürülmeye başlandı.

Bu aynı zamanda DİTİB üzerinden AKP’nin Avrupa başta olmak üzere bütün ülkelerde etkinin yoğunlaştırılması, tek elden sevk ve idare edilmesi anlamına geliyordu.

DİYANETİN ATADIĞI BAŞKANLAR

Bu düzenlemeyle birlikte Diyanet’in DİTİB üzerindeki etkisi daha fazla pekişti. 1984’den 2014’de kadar, tam 30 yıl boyunca DİTİB’in genel başkanlığına hep Bonn ya da Berlin’de görev yapan ve Diyanet’in memuru olan Büyükelçilik Din İşleri Müşaviri atandı. Yapılan sözde seçimli genel kurulların tümü göstermelik oldu. Atanmış delegelerin ve üyelerin hiç görmediği, tanımadığı kişiler birden “Almanya’daki en büyük Türk sivil toplum örgütü”nün başkanı oluverdi, halen de olmaya devam ediyorlar.

Hatta, 2012-2014 yılları arasında, Almanya’da yaşamayan Paris Din Hizmetleri Müşaviri Prof. İzzetin Er DİTİB’in genel başkanı, Brüksel Din Hizmetleri Müşaviri Prof. Halife Keskin de başkan yardımcılığına atandı. Örgüt, yasal olarak Alman Dernekler Yasası’na göre faaliyet yürütmesine rağmen, Almanya’da yaşamayan “yabancılar” yönetime atanmıştı.

Demek ki; Almanya gibi bir ülkede DİTİB, onbinlerce üyesi arasında başkan ve başkan yardımcısı olabilecek birisini “bulamadığı” için bu sefer Fransa ve Belçika’dan müşavirleri ithal etmeyi tercih etmişti!

Bu yönetim tarzı elbette DİTİB başkanlarının Diyanet memuru olması gerektiği şartından kaynaklanıyordu.

Bu tarihe kadar genel başkan olanların tümü Din Hizmetleri Ataşeleri iken, 15 Ağustos 2014’de bir ilke imza atılarak Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nevzat Yaşar Aşıkoğlu başkanlığa getirildi.

Yine cemaat dışında, Almanya’da yaşamayan bir kişi “en büyük Türk sivil toplum örgütü”nün başına getirilmişti böylece. Aşıkoğlu’nun Diyanet İşleri çalışanı, müşavir olmaması bakımından öncekilere göre bir yenilik olmakla birlikte uygulama açısından bir değişiklik söz konusu değil.

„AJAN İMAMLAR“ NE ANLAMA GELİYOR?

Yıllarca genel merkezdeki başkanından muhasebecisine kadar bütün kadrosu Diyanet memuru olmakla kalmayan DİTİB, en önemli çalışmasını ise yine Diyanet’in memurları olan imamlar üzerinden sürdürüyor. Türkiye’den beş yıllığına tayinle gönderilen 900 kadar imam, aynı zamanda Diyanet’in toplumun kılcal damarlara kadar uzanan etkisi anlamına geliyor. Gittikleri kentlerdeki cami cemaatte Türk-İslam ideolojinin yeniden güçlenmesini sağlayan imamlar, aynı zamanda cemaatin Türkiye devleti ve hükümetinin etki alanı içerisinde kalmasının da önemli aktörleridir.

Bu nedenle de yıllardır Almanya’ya gönderilen imamlara topluma dini bilgiler vermenin dışında başka görevler de biçildi. Bu görevler kimi zaman ön plana çıktı, kimi zaman ise hiç görünmedi.

Böylesine önemli misyonlarla Almanya’ya gönderilen imamlara, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bir de “ajanlık misyonu” verildi. Diyanet İşleri Dışişleri Başkan Vekili olarak Prof. Dr. Halife Keskin tarafından büyükelçiliklere, Din hizmetleri görevlisi müşavirlere ve imamlara gönderilen “86156297-724.03” sayılı genelgede FETÖ üyeleri hakkında ayrıntılı bilgiler göndermelerini talep ediyordu.

Bunun üzerine imamların gönderdiği ajanlık raporlarının kamuoyuna yansıması üzerine, bazı imamların açıkça ajanlık yaparak cemaatin içindeki FETÖ’cüleri fişlediği anlaşılıyor. Gazetemizde de yer alan bu raporlarda kentlere göre ayrıtlı olarak cemaat üyelerinin isimleri, kurumları listeleniyor. Bunun düpedüz bir ajanlık faaliyeti olduğu herkes tarafından kabul ediliyor.

Yapılanları aslında AKP’nin “ajan imamlar” üzerinden, DİTİB’in içini ve çevresini FETÖ’den arındırma, sorunsuz şekilde kendi şubesi haline getirmenin de süreci olarak görmek gerekiyor.

ALMANYA NE YAPACAK?

DİTİB imamları tarafından haklarında bilgi toplanarak Ankara’ya gönderilen FETO üyelerinin önemli bir kısmı Almanya’da yaşıyor. Bu nedenle “ajanlık skandalı” geniş bir yankı yarattı. Daha önce Almanya’da en az 6 bin Türk istihbarat örgütü elemanın olduğuna dair çıkan haberler, yapılan bazı tutuklamaların ardından bir de imamların ajan olarak kullanılmasının ortaya çıkması, dikkatleri hemen DİTİB üzerine yöneltti. DİTİB yöneticileri bir taraftan ajanlık skandalını yalanlarken diğer taraftan “hatanın yapıldığını” kabul etmelerinden sonra, 15 Şubat günü Kuzey Ren Vestfalya ve Rheinland-Pfalz eyaletlerinde ajanlık yaptığı tespit edilen dört imamın evine baskın düzenlendi.

Federal Başsavcılık, yapılan bir suç duyurusunu değerlendirerek imamlar hakkındaki soruşturmasını sürdürüyor. Bu arada Türkiye ve Almanya arasında değişik kademelerde skandalın daha fazla genişlememesi için pazarlıklar yapılmaya devam ediyor.

Türkiye’nin DİTİB üzerinden hangi hedeflerinin olduğu açık. Peki Almanya bundan sonra ne yapacak?

DİTİB’i İslam Konferansı ve Entegrasyon Zirvesi’ne dahil ederek kazanma hamlesi yapan Almanya, gelinen aşamada istediğini elde etmiş değil. Başından itibaren DİTİB’in bir devlet örgütü/cemaati olduğu bilinmesine rağmen bu hamleleri yapan Almanya, şimdi “Ajan imamlar”ı gerekçe göstererek DİTİB’e Türkiye devleti, AKP Hükümeti’yle arasına mesafe koymasını dayatıyor.

Bütün bu tartışmalarda asıl belirleyici olan Diyanet’in Almanya’ya imam ihraç etmesi ya da Almanya’dan gidenleri yetiştirip göndermesini engellemek. Tartışmalara bakıldığında Almanya bu gün de ciddi bir adım atacak durumda değil. Kaldı ki, DİTİB’i muhatap kabul etmekten vazgeçme konusunda dahi cesaretli adımlar atılmıyor. Bazı eyaletlerin attığı adımlarla sınırlı kalınacak. Buna rağmen DİTİB’in dolayısıyla AKP’nin kendisine çekidüzen vermesi için çaba harcayacak.

Bütün bu tartışmalar arasında Türkiye’nin yıllardan beri bir devlet cemaati haline getirilen DİTİB üzerinden Türkiye kökenli işçilerin, gençlerin, kadınların dini ve milli duygularının kullanılarak nasıl suistimal edildiği, AKP’nin arka bahçesine çevrildiği gözlerden kaçırılıyor. Halbuki, asıl olarak bu örgüte inançları nedeniyle bağ kuranların yaşananlar ve gelişmeler hakkında uyarılması, gerçeği görmelerine yardımcı olunması gerekiyor. Bu yapılabildiği takdirde inanç örgütleri bundan sonra siyasi partilerin ve devletlerin arkabahçesi olmaktan kurtulabilir.


Emir eski DİTİB başkan yardımcısından geldi

15 Temmuz darbe girişiminden sonra Diyanet tarafından “IX. İslam Şurası”na sunulmak üzere” hazırlanan ve dünyanın dört bir yanına gönderilen genelgenin altında imzası olan Prof. Dr. Halife Keskin, 2012-2014 yılları arasında Brüksel Din Hizmetleri Müşaviri ve DİTİB Genel Başkan Yardımcılığı görevini yapmıştı. “Ajanlık genelgesi”ni Dış İlişkiler Genel Müdür Vekili olarak imzalayan Keskin’nin eskiden bir DİTİB’de görev aldığı ise pek kimse tarafından fark edilmedi. Böylece, imamlara ajanlık yapmaları yönünde yazıyı gönderenin de DİTİB’de bağlantılı olduğu görülüyor.


DİTİB’de ajan imam istifası

Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) camilerinde bazı imamların ajanlık yaptığının ortaya çıkması üzerine örgüt içinde tartışmalar ve istifalar da hız kazandı. DİTİB adına Kuzey Ren Vestfalya (NRW) Eyaletiyle resmi görüşmeler yapan Eyalet Örgütü Yönetim Kurulu üyesi ve koordinatörü Murat Kayman, görevinden istifa ettiğini açıkladı. DİTİB’de fahri olarak görevler üstlendiğini söyleyen Kayman, örgütün eyalet hükümetiyle yaptığı görüşmeleri sürdürüyordu.

Kayman’ın DİTİB camilerinin Türkiye devletinden bağımsız olması gerektiğini savunduğu ileri sürerek istifa ettiği belirtiliyor.


4 imama yönelik operasyon düzenlendi

DİTİB bünyesinde görev yapan imamların ajanlık yaptığının ortaya çıkmasından sonra 15 Şubat günü Kuzey Ren Vestfalya ve Rheinland-Pfalz eyaletlerinde 4 imama yönelik Federal Savcılığın isteği üzerine operasyon düzenlendi. İmamların yabancı bir devlet adına Almanya’da ajanlık yapmasının suç olduğundan hareket eden savcılık, Federal Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı ekiplere emir vererek, şüpheli imamların evlerine baskın yapılmasını istedi.

Almanya içistihbarat örgütünün yaptığı çalışmaların ardından sadece Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti’nde 13 imamın ajanlık yaptığını saptarken, bu imamların 33 kişi ve 11 eğitim kurumu hakkında topladıkları bilgileri Diyanete ilettiği belirtiliyor.

Bir süre önce Düseldorf’ta Eyalet Parlamentosu İçişleri Komisyonu’na bilgi veren Kuzey Ren Vestfalya Eyalet İstihbarat Örgütü Başkanı Burkhard Freier bu bilgileri doğrulamıştı.

İstihbarat örgütleri ayrıca imamların Rheinland-Pfalz Eyaleti’nde üç camide cemaat üyeleri hakkında bilgileri Diyanet’e ilettiğini de tespit etmiş durumda.

Alman istihbaratının elinde Türkiye’nin Köln, Düsseldorf ve Münih konsolosluklarındaki din hizmetleri ataşelerinin Diyanet İşleri’ne gönderdiği üç raporun olduğu belirtiliyor. Başka belgelerin de gönderilmiş olabileceği üzerinde duran Anayasayı Koruma Teşkilatı tüm casusluk faaliyetinin din hizmetleri ateşeleri tarafından yönlendirildiği görüşünde.

İmamların ev ve işyerlerine operasyonların düzenlenmesinde Yeşiller Partisi Milletvekili Volker Beck’in DİTİB hakkında suç duyurusunda bulunmasının etkili olduğu tahmin ediliyor. Beck Aralık ayında Federal Başsavcılığa DİTİB’e yönelik casusluk skandalıyla ilgili belgeleri teslim etmişti. Bu belgelerde Diyanet’in Türkiye’nin yurtdışındaki temsilciliklerine yazdığı yazı ile Almanya’daki Türk konsolosluklarının Ankara’ya gönderdiği raporların bulunduğu bildiriliyor.