Türkiye nasıl Almanya’nın iç politikası haline geldi?

Yücel ÖZDEMİR

Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’li bakanların “istenmeyen kişiler” ilan edilmesi tartışılıyor. Almanya’nın ardından Hollanda hükümeti de 11 Mart’ta yapılması planlanan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun katılmasının beklendiği referandum mitingine izin vermeyeceğini açıkladı. Avusturya’nın ikinci küçük eyaleti Vorarlberg de benzer bir açıklama yaparak AKP tarafından yapılacak mitinge izin vermeyeceğini duyurdu. Avusturya Başbakanı Christian Kern de, Türkiye’deki referandumla ilgili Avrupa’da yapılan kampanyalar konusunda Avrupa Birliği’nin (AB) ortak bir tavır takınması gerektiğini söyledi

Peki ne oldu da Avrupa ülkeleri bir zaman “reformcu” diye övgüler dizdikleri, sahip çıktıları Erdoğan ve AKP’nin, bugün referandum kampanyası yürütmesine karşı çıkmaya başladı?

Bunun birinci nedeni Erdoğan’ın otoriterleşme yönünde attığı adımlar. Anayasa referandumuyla kurulmak istenen rejimin “diktatörlük” olduğunu söyleyen sadece Türkiye’de “hayır” cephesinde yer alanlar değil, Avrupa halkları ve devletlerinde de benzer bir kaygı hakim.

TEPKİLERİ DUYMAYAN  İÇERDE KAYBEDER

Avrupa halkları nezdinde Erdoğan’a karşı yükselen tepki karşısında hükümetlerin Erdoğan ve AKP’ye göz yumması, iyi karşılanması mümkün görünmüyor. Çünkü bunu yapan hükümet ve siyasetçilerin iç politikada eleştiri oklarını üzerine toplayacağı açık.

Özellikle genel seçimlerin yapılacağı Almanya, Fransa ve Hollanda’da politikacılar, mümkün olduğu kadar Erdoğan ve AKP temsilcileriyle aynı karede görünmek istemiyor. Aksi halde oy kaybına uğranacağı endişesi hakim.

ALMAN BASININDA TÜRKİYE

Kısacası Türkiye’deki gelişmeler Avrupa ülkelerinin de iç poltikası haline dönüşmüş durumda. En çok da, Türkiye dışında en fazla Türkiye kökenlinin yaşadığı Almanya’da durum böyle. Gazete sayfalarından, televizyon ekranlarından Türkiye’deki gelişmeler hiç eksik olmuyor. Örneğin geçtiğimiz perşembe günü Alman ikinci televizyon kanalı ZDF’de Maybrit Illner’in programının konuklarının dördü Türkiye’den ya da Türkiye kökenliydi.

Konu da otoriterleşme ve Anayasa’daki değişiklik planları oldu. Referandum maddelerinin konuşulduğu programda Alman Konuk Markus Söder (CSU) adeta “yabancı” kaldı. Yine pazar akşamları Anne Will’in hazırlayıp sunduğu tartışma programının konusu da Türkiye idi. Bu sefer altı konuğun üçü Türkiye kökenli oldu; Milletvekili Sevim Dağdelen, Gazeteci Can Dündar ve Türkiye’de tutuklanan Gazeteci Deniz Yücel’in kızkardesi İlkay Yücel.

BATI KARŞITLIĞI ERDOĞAN’AKAZANDIRIR MI?

Avrupa’daki havanın kendi aleyhine dönmesi üzerine Erdoğan da “Batı karşıtı söylemi”ni iç politikada önemli bir argüman olarak kullanmaya başladı.

“Almanya’nın faşistliği”nden, Almanlar’ın üçüncü köprü ve üçüncü havaalanı yapılmasına karşı çıktığı için bütün bunları yaptığına kadar uzanan bu söylemleri, içeride milliyetçi duyguları körüklemek ve sandıkta oya dönüştürmek için kullanıyor.

Erdoğan’ın temelsiz şekilde Gazeteci Deniz Yücel’i “Alman ajanı” ilan etmesi de bu yöndeki çabasının sınırları da aşarak devam edeceğini gösteriyor.

Bu nedenle, Almanya başta olmak üzere pek çok ülkenin referandum öncesinde izlediği politika bir taraftan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibini, öncesinde göre daha fazla izole ederken, içeride de güç kazanmasına vesile oluyor.

Özellikle, yurtdışı oylarının büyük bir önem kazandığı bu referandumda, Almanya’nın izlediği ayrımcı politikalara tepki gösteren Türkiye kökenlilerin sırf bu yüzden referandumda “evet” deme olasılığı hiç de az değil.

AVRUPA’DAKİ TÜRKİYELİLERİ KUTUPLAŞTIRIYOR

Son tartışmalar, Türkiye’deki seçimleri için yurtdışındaki temsilciliklerde sandık kurulmasının ne kadar sakıncalı olduğunu da bir kez daha gösterdi. İlk kez 2014’teki cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında kurulan sandıklar, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde kurulmuştu. Bu da Türkiye’deki seçim ve referandum kampanyalarının, olduğu gibi yurtdışına, özellikle de en çok seçmenin olduğu Almanya’ya taşınmasına neden oldu. 1.5 milyon seçmenin oyunu almak üzere yürütülen kampanyalar hem Türkiye kökenli göçmenler arasında; fabrikalarda, okullarda, semtlerde gerilime yol açtı hem de yaşadıkları ülkenin halkından, gündeminden kopardı.

Eski bir söylem olan “Beden Almanya’da kafa Türkiye’de” sözü de geri dönmüşe benziyor.

Almanya hükümeti de, konsolosluklarda oy kullanma izni verdiğinde, seçim kampanyaları örgütleneceğini biliyordu. “Oy kullanmaya evet, seçim kampanyasına hayır” yaklaşımı bu nedenle kendi içinde çelişkilerle dolu. Dolayısıyla, son haftalarda yaşananlar, seçim sandıklarının Almanya’ya getirilmesin pek çok sorunu da beraberinde getireceğini söyleyenleri haklı çıkarmış oldu.