Erdoğan, Hollandalı sağcıların imdadına yetişti

YÜCEL ÖZDEMİR

Hollanda’da önceki gün yapılan genel seçimlerin sonuçlarını analiz eden Spiegel Online Temsilcisi Claus Heckig, yazısının bir yerinde “Rutter’in açık seçim zaferinin bir Türk babası var: Recep Tayyip Erdoğan” diyor ve Erdoğan, Hollanda’ya hakaret ettikçe, Hollandalıların başbakanın arkasında o kadar sıkı kenetlendikleri tespitini yapıyor.

Haksız da değil.

Çünkü, seçimlere bir-iki hafta kala, daha Türkiye-Hollanda gerilimi ortada yokken Başbakan Mark Rutte’nin sağcı-liberal partisinin (VVD) oy oranı daha düşüktü. Erdoğan’ın yarattığı gerilimin bugün asıl olarak en çok eleştirdiği Rutte’ye yaradığı net bir şekilde anlaşılıyor.

Biraz daha genelleştirirsek, Türkiye-Hollanda geriliminin sağcıların işine yaradığı rahatlıkla söylenebilir. Çünkü, seçimlerde asıl olarak Erdoğan ve AKP’ye sert tutum almasını isteyenler kazançlı çıkmıştır.

Heckig, aşırı sağcı Geert Wilders’in beklendiği kadar yüksek oy almamasının asıl nedenini de  ciddi bir seçim kampanyası yapmamasına bağlıyor. Ne var ki Rutte’nin söylemini daha fazla sağcılaştırarak, Wilders gibi sağcı bir retorik kullandığı gerçeğini görmezden geliyor. Daha önce Wilders’e oy vermeyi düşünenlerin azımsanmayacak bir kısmı, Erdoğan’a karşı aldığı açık tavır, ilan ettiği ve uyguladığı kırmızı çizgiler nedeniyle Rutte’nin partisine oy verdi.

Böylece 2012’deki seçimlerde 150 sandalyeden 40’ını kazanan Rutte’nin, bu seçimlerde oy ve sandalye kaybeden olduğu halde birinciliği kazanması büyük bir zafer oldu. Kaybettiği halde birinci olmayı başardığı için…

Vermiş olduğu pek çok vaadi yerine getirmediği için bu seçimlerde daha az oy alması beklenen Rutter’in imdadına son anda Erdoğan yetişmiştir.

Bu elbette ülkedeki diğer partilerin durumuyla da yakından ilgili. 28 partinin katıldığı seçimlerin ardından 13 partiden oluşan bir meclis kuruldu. Bu meclisten yeni bir hükümetin çıkması uzun sürebilir, hatta kurulmayabilir ve erken seçime de gidilebilir.

Seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı ve pek fazla dillendirilmeyen ise İşçi Partisinin (PvdA) hezimetidir. Hollanda’da bir zamanlar tek başına hükümet olmayı başaran İşçi Partisinin bu seçimlerde sadece yüzde 5.7 oyla 9 sandalye kazanması tam anlamıyla bir çöküştür. Sosyalist Parti ve Yeşil Sol almış oldukları 14’er sandalyeyle İşçi Partisini geçtiler.

Hollanda ile Türkiye arasındaki gerilimde ırkçılık, yabancı düşmanlığı, İslam karşıtlığı zemininde hareket etmeyen sol partiler bu gerilimin kaybedenleri olarak görülüyor.

Bir diğer dikkat çekici olan ise AKP’nin Hollanda’daki uzantısı olduğu ileri sürülen DENK’in meclisteki sandalye sayısını 2’den 3’e çıkarması. Böylece gerilim ırkçıların sanı sıra bir de DENK’e yaramış…

Dünden beri Avrupa basını Hollanda seçimlerinin sonuçlarını “Aşırı sağın yükselişinin durması” (Süddetsche Zeitung) şeklinde değerlendiriyor. Başka bir deyişle Wilders’in birinci olmaması, Brexit ve Trump’ın seçilmesiyle zirve yapan “aşırı sağ popülizmin” yükselişinin durduğu ileri sürülüyor.

Şimdiden bu yükselişin durmasının etkilerinin nasıl olacağı üzerinde duruluyor.

Yılbaşından bu yana yapılan pek çok analizde, bu yıl yapılacak Hollanda, Fransa ve Almanya seçimlerinin Avrupa’nın geleceği açısından önemli olacağı ifade ediliyordu. AB açısından Hollanda seçimleri, fazla sarsıntı yaratmadan geçiştirilmiş görünüyor.

Bu nedenle AB kurumları, Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri, Hollanda seçimlerinden AB’nin yara almadan yoluna devam etmesinin sevindirici olduğunu ifade eden içerikte Rutte’ye kutlama mesajları yayımlıyor.

Bir sonraki durak mayıs ayında Fransa olacak.

Kamuoyu araştırmaları ırkçı-faşist Le Pen’in başkanlık seçimlerinin ilk turunu birincilikle bitireceğini, ancak buna rağmen ikinci turda başkan olarak seçilmeyeceğini gösteriyor. Zira ikinci turda, Le Pen’e karşı olan bütün güçler karşısındaki adayı destekleme niyetinde.

Üçüncü durak olan Almanya’da ise genel seçimler 24 Eylül’de yapılacak. Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) oy kaybetmeye devam ediyor. Öyle görünüyor ki Merkel, koltuğunu rakibi Martin Schulz’a kaptırsa bile AB için büyük bir risk görünmüyor.

Erdoğan rejimiyle ile ilişkiler ve sığınmacılar, Almanya seçimlerinin de önemli konuları arasında yer alacak. Özellikle 16 Nisan’dan sonra “tek adam rejimi” yönünde bir sonucun çıkması durumunda Merkel’e, Erdoğan ile arasına mesafe koyması gerektiğine dair baskı yoğunlaşacak gibi görünüyor.

Bugüne kadar gerilimi düşük tutarak; ekonomik, askeri ve siyasi ilişkilerin bozulmaması için dengeli bir politika izleyen Merkel’in, bunu seçimlerden önce aynı şekilde götüremeyeceği bugünden anlaşılıyor. Bu nedenle, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin geleceği asıl olarak Almanya’nın alacağı tutumdan geçiyor.

Kısacası, Hollanda ile gerilim gericilerin işine yaradı. Türkiye, Erdoğan sayesinde bir süre daha Avrupa ülkelerinin iç politikasında seçim malzemesi olarak kullanılmaya devam edecek.