‚HAYIR‘ İÇİN ÇOK NEDENİMİZ VAR

Erdoğan’ın otoriter bir rejim kurmak için önemli bir dönemeç olan 16 Nisan referandumu öncesinde Türkiye ile Almanya ve Hollanda arasında yükselen gerilim en çok bu ülkelerde yaşayan biz Türkiye kökenli göçmenleri etkiliyor. Son haftalarda yaşanan gerilim referandumdan “Evet” çıkması durumunda Almanya’daki Türkiye kökenlilerin yaşamının da daha zorlaşacağını açık olarak gösteriyor. Bu nedenle referandumdan “Hayır” çıkması sadece Türkiye’deki demokratik hak ve özgürlükler için değil, yurt dışında yaşayan biz Türkiye kökenliler için de büyük bir önem taşıyor.

Türkiye’nin geleceği açısından önemli bir viraj olan 16 Nisan’daki referandum yaklaştıkça, siyasi geleceğini ve kaderini bu referanduma bağlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve partisi AKP’nin Avrupa ülkelerine yönelik “Nazi” benzetmesinin etkileri sarsıcı oluyor. Erdoğan’ın bakanlarını Avrupa’ya referandum kampanyası için göndermesine Avrupa ülkelerinin toplantıları yasaklayarak verdiği yanıt pek çok açıdan, Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde yaşayan biz Türkiye kökenliler arasında ve yaşadığımız ülkenin emekçileriyle ilişkilerinde önemli derecede olumsuz etkiler yaratıyor.

2 Mart’ta Adalet Bakanı Bozdağ’ın Gaggenau’daki toplantısının iptal edilmesinin ardından başta Bozdağ ve Erdoğan olmak üzere Ankara’dan yöneltilen Nazi suçlaması geniş kesimlerin tepkisini çekmiştir. Bunun ardından gelen açıklamalarsa tansiyonu düşürmek ve ilişkileri normalleştirmek bir yana gerilimi daha da tırmandırdı ve neredeyse bütün Avrupa’ya ‚yapay bir savaş‘ ilan edilerek, referandum tartışmalarının ekseni Anayasa’da yapılacak değişiklikler olmaktan çıkarılarak Türkiye ve ‚onun önünü kesmek isteyen Batılı güçler‘ sorununa oturtulmaya çalışıldı.

ALMANYA’YI NAZİ’LİKLE SUÇLAMAK NEDEN BU KADAR KOLAY?

Almanya’nın, bakan toplantılarını yasaklaması üzerine yapılan “Nazi” benzetmesi elbette hafife alınacak, sıradan bir durum değildir. Yıllardır yaşadığımız Almanya’da birisine “Nazi” demekle küfür etmek arasında bir farkın olmadığını biliyoruz. Yani kızdığımız, küfür etmek istediğimiz birisine içimizi rahatlatmak için “Nazi” diyoruz.

Zira, Hitler faşizmiyle yüzleşme, geçmişi sorgulama nedeniyle “Nazi”lik hem ahlaki hem de hukuksal olarak suç haline getirmiştir. Bu nedenle, birisini ya da bir ülkeyi “Nazi”likle suçlamadan önce iyice düşünmek, lafı tartmak gerekiyor.

Ancak, Türkiye yönetenleri pek çok konuda olduğu gibi Almanya’nın geçmişteki yarasına parmak basarak kolay bir şekilde “Nazi” benzetmesini yaptılar.

Yüzbinlerce insanı toplama kamplarında yakan, farklı inanç, düşünce, ulustan hiç kimseye tahammül etmeyen Hitler faşizminin hafifletilmesi, bu kadar kolay olmamalı.

ERDOĞAN VE AKP BUNU NEDEN YAPIYOR?

Almanya, Hollanda, İsviçre, Avusturya’nın… sıradan basit gerekçelerle bakanların referandum toplantılarını iptal etmesi, tıpkı 15 Temmuz darbe girişiminde olduğu gibi Erdoğan ve partisi için “Allah’ın lütfu” haline gelmiştir.

Avrupa karşıtlığı üzerine oturtulan referandum kampanyası sırasında bir taşla iki kuş birden vurulmak isteniyor. Birincisi, içeride “Hayır” kampanyası yürütenleri hizaya getirmek, ikincisi de körüklenen milliyetçilik üzerinden “Evet” oylarını arttırmak…

Bugüne kadar olanlara bakıldığında, Avrupa ülkeleriyle yapılan tartışmayla içeride başta ana muhalefet olmak üzere azımsanmayacak bir kesimin AKP’nin arkasında hizalandığı görülüyor.

AKP bir yandan yine “mağdur edildim” edebiyatına sarılırken, bir yandan da kendi eliyle ve açık seçik bir provokasyon olarak hazırladığı bu krizi, “Türkiye’nin aşağılanması” olarak gösteriyor. Avrupa’nın birkaç kentinde toplantısına izin verilmediği için ‚dünyayı ayağa kaldıran ve arsızca Avrupa’ya demokrasi vermeye kalkan AKP Hükümeti’nin, aylardır Türkiye içinde bütün muhalif seslere ezmeye, hak hukuk tanımaz faşist bir baskı rejimi kurmaya dönük uygulamaları ise tam anlamıyla iki yüzlülük örneğidir.

OTORİTERLEŞME BİZİM YAŞAMIMIZI ZORLAŞTIRACAK

Erdoğan’ın Türkiye’yi ne kadar tehlikeli bir yola soktuğu, komşu ülkeler, ABD ve Rusya’dan sonra AB ile de kavgalı hale getirdiği açık olarak görülüyor. Özellikle AB ile gerilim sürecine girilmesi, Türkiye’nin ekonomisinden siyasetine kadar pek çok açıdan önemli sarsıntılara kapı açacak görünüyor. Nitekim Türkiye turizminin bel kemiği olan Avrupa’dan gidişlerin bu yıl da dip noktaya vurması sürpriz olmayacaktır. Yine Rusya’dan sonra en fazla ithalat ve ihracatın yapıldığı AB ile ilişkilerin gerilmesi Türkiye ekonomisini bugünkünden daha zor hale getirecektir.

Özetle, Erdoğan’ın izlemiş olduğu politika Türkiye’yi her açıdan daha fazla tartışılan, izole den bir ülke haline getirmiştir.

Almanya ile yaşanan gerilim doğal olarak, yıllardan beri bu ülkede yaşayan Türkiye kökenliler üzerinde olumsuz etkilere yol açacaktır. Bir taraftan Türkiye kökenli göçmenler arasında bölünme ve ayrışma daha fazla derinleşecek, diğer taraftan ise Türkiye kökenlilerle Alman emekçileri ve halkı arasındaki önyargılar daha da büyüyecektir. Yani AKP ve Erdoğan’ın siyasi hesapları üzerinden oynadıkları bu oyunun asıl mağduru burada yaşayan biz Türkiyeli emekçiler olacak, ‚kabak bizim başımıza patlayacaktır‘.

BU OYUNUN KURBANI OLMAYALIM!

16 Nisan referandumu ve bu oylamadan ‚Hayır‘ çıkması bu nedenle daha da önem kazanmıştır. Çünkü ‚Evet‘ denerek, Türkiye’nin otoriter tek adam rejimine geçişine meşruluk kazandırılması durumunda, Türkiye’nin içinde olduğu gibi dış politikasındaki tutarsızlık, dengesizlik ve çatışmacılık daha da artacak, Avrupa’da yaşamakta olan bizlerin hayatı daha da zorlaşacaktır.

Erdoğan ve AKP’nin Türkiye’yi savunuyor görüntüsü altında ülkeyi ve halkı uçuruma sürüklemesinin somut bir göstergesi olması bakımından yaşanan bu son kriz uyarıcı ve öğretici olmalıdır. Bu yüzden uçuruma düşmemek, hem Türkiye’de Nazi rejimine benzer bir rejimin kurulmaması hem de Almanya’daki yaşamımızın kolaylaşması için 27 Mart – 9 Nisan tarihleri arasında sandık başına giderek üzerimizde oynanan oyunlara ‚HAYIR‘ diyelim. (YH)