Marx ve altın düğmeli amatör

Genç Marx filminin Haitili yönetmeni ve senaryo yazarlarından Raoul Peck, UZ gazetesinde çıkan röportajda filmle ilgili soruları yanıtladı. Röportajı kısaltarak ilginize sunuyoruz.

Günter Dicks

Bay Peck, Marx’la ilgili bu filmi çekmenizde biyografinizde Marx’ınkine benzer yanların olmasının etkili olduğunu düşündüm.

– Çok genç yaşlarda Marx’la ilgilenmeye başladım. Marx’ı önce filozof, sonra gazeteci daha sonra da ekonomist olarak tanıdım. 22 yaşında Berlin’de okuyordum ve Marx’a ilgi duyan bir jenerasyondan gelmekteydim. Diktatörlüğün olduğu ülkelerden gelen bizim gibi öğrenciler için Marx, oldukça somuttu.

Berlin’e geldiğimde öğrenimimden sonra diktatörlüğe karşı mücadele etmek için Haiti’ye geri döneceğimi biliyordum. Bilindiği gibi Haiti’de diktatörlük 1986’ya kadar devam etti. Mücadelede başarılı olmamı sağlayacak araçlara ihtiyacım vardı ve bunu Marx’ta bulabileceğimi biliyordum. Felsefe ve Marx’ın katkıları bana olayların nedenleri ve sonuçlarını tanıma ve anlama fırsatı verdi. Marx’ı öğrenirken yaptığımız dar, düz mantıklı bir tartışmadan çok, yaşadığımız olayların analizi ve çözümünde işimize yarayacak bir güç sahibi olmaktı. O yıllardan bana kalan miras buydu.

Şimdiki filminiz Genç Marx’ı anlatıyor, bunu Yaşlı Marx izleyecek mi?

– Buna gerek var mı? Onu felsefe doktoru yapan düşüncelerinin gelişimi, Rheinische Zeitung gazetesinde çalıştığı dönemle Komünist Manifesto’yu yazdığı dönemde oldu. Manifestoyu okuyun ve şimdiki krizin nedenlerini açıklayan bir araca sahip olun. Das Kapital, her şeyin bir nevi sisteme sokulmaya çalışıldığı bir deneme. Benim için de hala kullanmakta olduğum çok önemli bir araç olmaya devam ediyor. Trump gibi tipler ortaya çıktığında bile kendimi kaybetmiş gibi hissetmiyorum. Trump’un nereden geldiğini, onun gibi bir popülistin nasıl başkan olabildiğini anlayabiliyorum. Marx bana tüm bunları analiz etmek için objektif davranma olanağı sunuyor. Tarihi ve ekonomik bağlamda olayların boyutunu kavrama olanağı sunuyor.

Genç Marx filminin Haitili yönetmeni ve senaryo yazarları Raoul Peck

Filminiz, Marx hakkında çok az bilgi sahibi ya da hiç bilgisi olmayan genç seyircilere erişmeyi hedefliyor.

– Evet ama yalnızca gençleri değil. Aynı zamanda Marx’dan haberdar olanları da hedefledik. Dün gösterim sırasında bu tarihi tanıyanların çoğunun da filmin sihrinden etkilendiklerini gördüm. Bu benim için çok önemliydi, çünkü filmin akışı içinde sözcüklerin seçimi ve diyalogların orijinalliğine sadık kalındığının görülmeyebileceğinin farkındayım. Bu nedenle filmi yapmak oldukça zor oldu. Filmi normal seyircilerin de anlamasını ama tarihçi ve uzmanların da eleştirileriyle karşı karşıya kalmamayı becerebilmek oldukça zordu.

Tahta toplayıcılarla ilgili ilk sahnedeki alıntı gerçek miydi?

– Evet. Rheinische Zeitung’daki ilk yazısından. Prusya Hükümeti’nin sansürlediği ve bu nedenle gazetenin yasaklanmasına yol açan yazısından.

Ve Marx’ın Engels’le ilk karşılaşmasında onu küçümseyerek “altın düğmeli amatör” dediği de doğru mu?

– Doğru olduğunu düşünüyorum. İlk karşılaşmalarında birbirini tanımayan iki zıt insan karşı karşıyaydı: Sürekli para sıkıntısı çeken Marx ve fabrikatör oğlu Friedrich Engels.
Ve yine karşı tarafta işten atılan işçi kadın Mary Burns.

– Evet ve tüm bu hikayeler gerçek… Mektuplar ve belgelerle onaylanan gerçekler bunlar. Tabi ki merkezde Marx ve Engels duruyor. İki kadın da güçlü ve zeki… Onlar da bu hareketin parçasıydılar. Düşünün genellikle tarih erkekler tarafından yazılır ve bu tarihte kadınlar görülmez. Halbuki Jenny geleneksel bir kadın figürü değildi. Klasik anlamda ev kadını değildi. Marx ve destekçilerinin neyle ilgilendiğini, onlar için neyin önemli olduğunu kavramış biriydi.

O zaman yaşamış olan Proudhon, Weitling, Bakunin gibi figürlere çok az da olsa yer verilmiş.

– Ağırlıklı olarak Marx’ı ele aldığım için onlara daha uzun yer vermek zordu. Marx, ana figür olarak diğerlerinin çalışmalarını ve yanılgılarını kullanıyor. Diğerlerinin, örneğin Proudhon’un çelişkilerini gösteriyor. Başka bir pozisyon ise daha delice, bir çeşit popülist olan Weitling’in pozisyonu. Marx, ikisini de anlayarak açıklamaya çalışıyor. Bu pozisyonları baştan, tartışmadan, deşifre etmeden reddetmiyor. Örneğin Proudhon’un toplantısına gidiyor. Ona, söz konusu olanın hangi mülkiyet olduğu sorusunu yöneltiyor. Proudhon açıklamak zorunda kalıyor. Marx giderek fikirlerini netleştiriyor ve alanında derinleştikçe de sabırsızlaşıyor, çünkü tartışmalarla zaman kaybedildiğini düşünüyor.

Sinemalarda başarılı olacağınızı umuyor musunuz?

– Bekleyip göreceğiz. Marx tarihimizin bir parçasıdır. Anlaşılamamasının bizi üzmesi gerekir…

Çeviren: Semra Çelik