‚Reis‘ Almanya’da beklediği ilgiyi bulmadı

Bu aralar Avrupa’da medya ve siyaset dünyasında en çok konuşulan politikacılardan biri olan Erdoğan, sinema salonlarına da vatandaşı yalnız bırakmıyor. 2 Mart’ta bütün Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde de gösterime giren “Reis” filmi, Avrupa ve Türkiye arasında soğuk rüzgarların estiği bugünlere rastlaması ise dikkat çekiyor.

Türkiye’de siyasetin son 15 yılına damgasına vuran isimlerden Tayyip Erdoğan’ın yaşamını beyazperdeye aktaran ‚Reis‘ filmi Avrupa’da da gösterime girdi. Son yıllarda Avrupa’daki medya ve siyaset dünyasının manşetlerinden de inmeyen Erdoğan’ın bu kez sinema salonlarında kendini göstermesi, Avrupalılara “kardeşim bu Erdoğan’dan kurtuluş yok” dedirtecek türden!

Erdoğan hakkında yoğun tartışmaların olduğu bir döneme rastlayan film, beklenen ilgiyi görmedi. Almanya’da izleyici istatistikleri yayınlayan “www.wulfmansworld.com” sitesindeki verilere göre Reis’in ilk hafta itibariyle ulaştığı izleyici sayısı 14 bin 438 olmuş. 3 haftayı geride bırakan ‚Recep İvedik 5‘ filminin toplamda 480 bin izleyiciye ulaştığı düşünülürse, Reis’in en azından sinema salonlarında umduğunu bulamayacağı görülüyor.

ERDOĞAN GÜZELLEMESİ

Filmin yapımcıları pek kabul etmese de Reis, bir sanat filminden öte Tayyip Erdoğan sevgisini arttırmayı amaçlayan bir propaganda filmi.

Basit ve kaba bir ajitasyona düşmeden, izleyicinin bilinçaltına ve duygularına seslenerek, çocukluk dönemi ve içinde yetiştiği aile ortamından başlayarak Erdoğan’ı Erdoğan yapan ulvi değerleri anlatan bir ‚güzelleme‘ de diyebiliriz.

Film’de işlenen bu ulvi değerlerden ilki, dini bütün, otoriter ama sevgi dolu, ahlaklı bir baba ve aile yuvasından terbiye almış bir ‚halk evladı‘ olması. Kişilik, ahlak, dindarlık, insan sevgisi gibi konularda Tayyip’in ne kadar sıradışı ve diğer çocuklardan üstün olduğu işlenmeye çalışılıyor. Daha 10-11 yaşındayken bile hem mahalle arkadaşları hem yetişkinler ona Reis diye hitap ediyorlar. Reis’in mayası o kadar sağlamdır ki, yıllardır almayı istediği bisiklet için kendine verilen parayı hiç gözünü kırpmadan, kendisine düşmanlık eden ayyaş bir babanın oğluna okul masraflarını karşılaması için verir.

Erdoğan’ı Erdoğan yapan bir başka özellik olan kabadayılık, külhanbeylik de ‚delikanlılık‘ olarak filmin öne çıkardığı bir tema. Haksızlığa, adaletsizliğe isyan eden Kasımpaşa kabadayıları ile içli dışlı büyüyen Tayyip’in gelecekte Erdoğan olarak sergilediği politik performansının neden o kadar ateşli, tavizsiz ve delikanlıca olduğuna gönderme yapılıyor yani. Filmde işlenen bir ayrıntı da, zengin aileden gelen züppe bir gencin işlediği cinayetin mahalle sakinlerinin üstüne yıkılması olayı. Gencin babası elit tabakadandır ve savcıyı, emniyeti, bürokratları satın alarak oğlunun suçunu örtbas eder, masum bir Kasımpaşalı’nın üstüne yıkar. Bu da gelecekte Erdoğan’ı, zenginlerin ahlaksız ve adaletsiz düzenine karşı bir kahraman olmaya götüren hatıralardan biri olarak sunulur.

Belediye başkanlığına giden yolda gizli güçlerden ne kadar baskı görüp tehditler aldığını vurgulamayı da ihmal etmeyen film, Reis’in ne kadar dürüst ve hizmet aşığı bir insan olduğunu anlatır ve okuduğu şiir yüzünden cezaevine gönderilişi ile son bulur.

Evet, özetle Erdoğan’ın dindarlık, kabadayılık ve liderlik vasıfları işlenerek bir halk kahramanının nasıl ortaya çıktığını anlatma gayretindeki film, Erdoğan’ı sevmeyen, eleştiren, ülkeye ve halka zarar veren biri olarak görenleri etkilemekten çok, zaten onu bağrına basanlara moral ve dayanak oluşturmayı amaçlıyor.

Ve zorlamayla, tek yanlı olarak işlendiği için de bir Erdoğan güzellemesinden öteye gidemeyen ısmarlama bir film olmaktan çıkamıyor.

Filmin devamının geleceği söyleniyor ve bu bölümlerde de Erdoğan’ın hayatının ilerleyen aşamaları konu edilecek. Tabii zorlamayla bir halk kahramanı yaratmak isteyen bu kafayla gelecek bölümlerin de farklı olması beklenemez. Yoksa, yoksul Tayyip’in nasıl zenginleştiği, içinden geldiği alt tabakaya nasıl yabancılaşıp elitleştiği ya da çocukluğundaki ‚hak-hukuk-adalet tutkusu’nun nasıl kutuplaştırmacılığa, tarafgirliğe ve delikanlılığın nasıl zalimliğe, zorbalığa dönüştüğünü görmemiz gerekirdi.