Berlin’de referandum manzarası

Rüştü Yıldırım

25 Mart, güneşli bir cumartesi. Berlin’de Türkiye kökenli emekçilerin yoğun olarak yaşadığı Wedding semtinde Berlin İşçi ve Gençlik Derneği’nin Türkiye’de yapılacak referandumla ilgili açtığı bilgilendirme standındayız.

AKP’ye oy veren önemli sayıda seçmenin bulunduğu bu semtte yaklaşık 20 DİDF’li Türkiye’de yapılacak Anayasa referandumu için Türkiye kökenlileri bilgilendirmeye, daha doğru tercihler yapmasına yardımcı olmaya çalışıyor.

İlk etapta göze çarpan AKP ve Erdoğan karşıtlarının ‘Hayır’ içerikli bildirileri canlılıkla aldıkları, cesaretlendirici sözler söyledikleri. Buna karşın AKP ve Erdoğan taraftarları ilk önce tepkiyle yaklaşıyorlar.

Erdoğan sempatizanlarının ilk etaptaki olumsuz tepkilerinin kırıldığı nokta; açık anlaşılır ve kendilerinin kaygılarını da açığa çıkartan argümanlarımız oluyor.

Anayasa değişikliği ile kurulacak rejimin Erdoğan’la bir ilgisi olsa da, politikalarını beğenmedikleri başkalarının da bu türden geniş yetkileri günü gelip kendilerine karşı kullanılma olasılığının hatırlatılması bile diyalog kurulmasına kapı açılmasına neden oluyor. Ne de olsa Erdoğan da “ölümlü bir fani.”

Şimdi Erdoğan ve AKP Hükümeti tarafından başta AB ülkeleri ile yaratılan gerginliklerin ‘ulusal gururumuzu’ okşasa da Almanya’da ve Avrupa ülkelerinde ırkçı ayrımcı politikaların daha da yaygınlaşması ve yaratacağı etkilerin Almanya’da yaşayan biz Türkiye kökenli emekçilerin hayatımıza katacağı zorlukları ve bu türden ‘milliyetçi efelenmelerin’ biz Türkiyeli göçmenleri topun ağzına sürdüğü anlatıldığında daha bir dikkatle dinlenir oluyor. Hatta kendisi burada doğmuş üç çocuk sahibi bir kadının “Evet” eğilimli olan kocasını mutlaka ikna edeceğini söylediğine bile şahit olabiliyorsunuz!

Kıssadan hisse nedir dersek…

– Erdoğan yanlısı ya da karşıtlığı şeklindeki kutuplaşma oldukça sert. Bu nedenle ‚Tek adam Rejimi‘ karşıtlığı üzerinden bir ajitasyon ve açıklama,

– Türkiye cumhurbaşkanının ve hükümetinin Avrupa ülkeleri ile milliyetçi hamaset üzerinden girdiği ilişkilerin ‘ulusal onur’ la ‘ulusal gurur’la bir alakasının olmadığı, aksine onurumuzu ayaklar altına aldığı,

-Yaşam merkezimiz olan Almanya’da yaşamımızı zorlaştıracak ve bizi daha da fazla ırkçı-ayrımcı uygulamalarla karşı karşıya getirecek tutumlarıyla, aslında ‘dış Türkler’i hiç de düşünmediklerini ortaya koyma,

-Almanya’nın seçme seçilme hakkında ve çifte vatandaşlıkta olduğu gibi anti-demokratik ayrımcı uygulamaları ve yönelimlerine karşı yerli ve göçmen emekçilerin birlikte mücadelesi bakımından Türkiye kökenli emekçiler arasındaki sert bölünmüşlüğe karşı tutumu öne çıkarma…

Bunları anlatabildiğimiz ölçüde, hem bu referandum süreci hem de sonrası için asıl kazanan emekçiler olacağını söyleyebiliriz.