Hamburg’dan referandum izlenimleri

Sinan Özbolat

Türkiye’deki Anayasa değişikliği referandumu Almanya’nın da önde gelen gündemlerinden bir oldu. Alman kamuoyunun da yakından izlediği referandumda oy kullanacak Türkiyelilere yönelik ‚Evet‘ ve ‚Hayır‘ çağrıları da alabildiğine yoğunluk kazandı.

Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu üyesi dernekler ise, sadece hayır çağrısı yapmakla kalmıyor, neden hayır denmesi gerektiği, referandumda evet veya hayır demenin Türkiye’nin geleceğini nasıl etkileyeceği konusunda bilgilendirme ve aydınlatma çalışmaları sürdürüyor. Ve ister ‘evet’ ister ‘hayır’ diyecek olsun emekçilerin etnik, dini, mezhepsel olarak kutuplaşıp bölünmesinin ve referandumda oy hesabı yüzünden Türk Hükümetinin Avrupa ile yarattığı krizin en çok da burada yaşamakta olan Türkiyeli emekçilere zarar vereceğini anlatmaya çalışıyor.

DİDF Hamburg olarak anayasa değişikliğini ilk olarak üyelerimiz ile düzenlediğimiz bir toplantıda konuştuk. “Neden hayır demeliyiz”i ele alıp değerlendirerek ayrıştırmayı derinleştiren değil, emekçileri birleştiren bir dil ve tarza önem vermemiz gerektiği üzerinde durduk. Önceliğimizin çevremizde işyerimizde ve ilişkide olduğumuz hayır diyenlerin çevresindeki insanlarla birebir konuşarak ikna etmek ve yapacağımız çalışmalarda görev almalarını sağlamaktı. Özellikle içinde yaşadığımız koşulları ve ülkeyi dikkate alarak bir çalışmayı planladık. Bu güne kadar Hamburg’un Altona, Bilstedt, Barmbek, Wilhelmsburg, Weddel semtlerinde standtlar açarak bilgilendirme yaptık. Türkiye kökenli göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı Olsdorf, Alter Teichweg ve Rothensburg semtlerinde ise posta kutularına bildiri dağıttık. Bir çok örgüt ve dernekle birlikte yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı ortak bir miting gerçekleştirdik. Hamburg’da yaşayan farklı görüşlerden oluşan tiyatro grupları ile görüşmeler yaptık. Neden anayasa değişikliğine ‚Hayır‘ dediklerini ifade eden video çekimleri yapıp yayınladık. Ayrıca Hamburg’da yaşayan, farklı görüş ve kökenden olan bir çok müzik grubu ve sanatçı ile görüşerek ‚Hamburg hayır için çalıyor‘ etkinlikleri gerçekleştiriyoruz. Hamburg’un bir çok semtinde sanatçılar ‚Hayır‘ şarkıları seslendirecekler, bunun çekimleri yapılıyor. 2 Nisan’da Elbephilharmonie önünde ise finali yapılacak. Bu etkinliğimiz bir çok kesim içinde sempati ile karşılandı.

Standtlarımızda ‚Evet‘ ve ‚Hayır‘ diyen bir çok insanla konuşma fırsatımız oldu. Bu dönem insanların büyük bir bölümünün politik olarak daha duyarlı olduğunu gördük. Özellikle muhafazakar seçmenin daha çok yaşadığı ve örgütlü olduğu Wilhelmsburg, Wedel ve Bilstedt’te semtlerinde bugüne kadar AKP’yi seçen seçmenlerin önemli bir bölümü ‚Evet‘ deme eğilimi gösteriyordu. Ancak AKP’yi seçen bazı seçmenlerin anayasada yapılan değişikliğinin içeriği hakkında kafalarının net olmadığını gözlemledik. Bir AKP seçmeni istenilen yetkilerin „peygamber efendimizde bile olmadığını, hatta onların bile istişare kurullarının“ olduğunu söylerken, bir diğeri, ’neden Avrupa bize kızıyor‘ diye söze girip, ‚Cumhurbaşkanımız, adamlarla bir çok anlaşma yapıyor ekonomik destek alıyor. Demokrasiyi getireceğim‘ diyerek, son tartışma ve gerilim atmosferinden etkilenmiş olduklarını dışavuruyordu.

SEÇİMLERİN BURAYA GELMESİNDEN MEMNUN DEĞİLİM!’

Standta dile getirilen şu görüşler de dikkat çekiciydi: “Tüm yetkileri tek adamda topluyorsun Avrupalı buna sesiz kalmıyor”, “Kurulduğundan beri Ak Parti’yi seçtim ama bu seçimlerin yurtdışına gelmesinden memnun değilim, biz Türkiyeliler kendi içimizde bölündük. Kahvelerimizde, camilerimizde yurtdışında oy kullanma hakkı verildiğinden beri ayrılık-kayrılık daha çok oldu. Komşularımız ile iş arkadaşlarımız ile rahat sohbet edemiyoruz. Dahası bu gerginlik yüzünden Alman komşularımız bize farklı bakmaya başladılar. Bütün bu nedenlerden dolayı sandığa gitmeyeceğim. Burada yaşıyoruz sandıkların gitmesini yurtdışında oy kullanılmasını istemiyorum.”

Avrupalı devletlerin ve hükümetlerin iki yüzlü davrandığı hatta yaşanan gerginliklerin geçici olduğu konuları da sıkça gündeme geldi. MHP’li bir seçmen ise düşüncelerini “vatanımın ve milletimin geleceği için ‘hayır’ demenin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Köprü yapmış, yol yapmış ülkeyi borçlandırmış babasının parası ile mi yaptı.” şeklinde dile getiriyordu.

Bazı ‚Evet‘ diyecek diye düşündüğümüz ama yine de bir dakikalarını rica ettiğimizde, ‚konuşmaya gerek yok‘ diyenlere, “Biz birbirimizin düşmanı değiliz, aynı ülkenin vatandaşıyız, parti liderleri bizi ayrıştırıyor. Bizi birbirimize karşı düşman gibi gösteriyor. Oysa bizim sorunlarımız ortak. Biz birbirimizi dahi tanımıyoruz sadece hayır çalışması yaptığımız için önyargı ile karşılanmak bizi üzüyor” dediğimizde bir kısmı ile sohbet edebildik.

Standtlarımızı ziyaret eden başta Almanlar ve farklı uluslardan insanlar ise cumhurbaşkanı Erdoğan karşı oldukça tepkililer. Bunların bir kısmı gerçekten Türkiye’deki demokrasi güçleri ile dayanışma duygularını samimi olarak dile getirirken, önemli bir kısmının ise kendi hükümetlerinin etkisinde kalarak ‚Erdoğan nasıl bize böyle konuşur‘ şeklinde bir tepki gösterdiğini gözlemledik.

Hayır’ diyen seçmenlerin ise, daha çok görünür ve daha moralli olduklarını gözlemledik. Özellikle bu kesimle konuşmalarımızda ‘Evet’ diyen emekçilerle de ayrışmayı değil birliği sağlamak, ve demokrasinin geliştirilmesi için onları da ikna etmemiz gerektiği üzerinde durduk. Bunların büyük bir bölümü rejim değişikliği olacağından kaygılı ve bundan dolayı ‘Hayır’ diyor. Bir diğer dikkat çeken konu da ‘Hayır’ diyenlerin oldukça geniş bir siyasi yelpaze oluşturuyor olmalarıydı.