Londra’da bir terör saldırısı bekleniyor muydu?

Arif Bektaş

22 Mart’ta Londra’da parlamento önündeki saldırı sonucu saldırganla birlikte 5 kişi hayatını kaybetti. Sonradan Müslüman olan Khalid Masood, Londra’nın doğusundaki Darford kasabasında doğmuş. Kayıtlara Adrian Russell Elms olarak geçen Masood’un, bir kaç defa Suudi Arabistan’a gittikten sonra Müslüman olmaya karar verdiği tahmin ediliyor. Arabistan’a her gidişinde bir kaç yıl kalan Masood, orada öğretmenlik yapmış ve İngiltere’de ise hiç öğretmenlik yapmamış. Masood, daha önce de suç işleyen bir kişi ve üç ayrı ceza alarak, üç ayrı cezaevinde hapis yatmış. Sabıkası bulunan Masood, polisin gözetimi altında biri.

Uzun bir süredir İngiliz polisi, Londra’da bir terör saldırısının olabileceğine ilişkin bilgi aldıklarını söylüyordu. Defalarca operasyonlar yapıldı ve yüzlerce kişi göz altına alındı. Özellikle 2003 yılında Irak ve Afganistan işgallerinden sonra, İngiltere’deki güvenlik önlemleri arttırılmış olmasına rağmen 07. 07. 2005 tarihinde Londra’nın üç ayrı noktasında aynı anda yapılan bombalı saldırılarda 52 kişi hayatını kaybetmişti. Bu tarihten itibaren, özellikle iç istihbarat teşkilatı MI5 ve dış istihbarat teşkilatı MI6 önlemleri arttırdı ve operasyonları sıklaştırdı. Londra Metropolitan Polisi, Londra’da bir terör saldırısı olabileceği uyarılarını sık sık yapıyordu.

İngiltere dış politikasında işgaller ve diktatörlere verdiği destek sürekli gündemde kalmaya devam etti. Daha bir kaç ay önce Suudi Arabistan’a sattığı silahların Yemen halkını vurduğuna ilişkin bir soruşturma yapıldı ve hükümet Arabistan’la olan ticari ilişkilerini durdurmayacağını açıkladı.

İngiltere’nin işgal ve savaşlarına tepki gösteren İngiltere’de yaşayan Müslüman toplumlar içinde giderek bir radikalleşmenin de olduğu istihbarat birimlerinin verdiği bilgiler dahilindeydi. Onlarcası izleniyor ve eylem yapabilecek potansiyelde olanlar gözaltına alınıyordu. Masood’un ne düzeyde izlendiği de soru işaretleri taşırken, Suudi Arabistan’a gidip gelmesi ve İngiltere’de daha önce karıştığı kavgalardan dolayı ceza almış olmasına rağmen, daha sıkı bir takip gereği duyulmamış.

Saldırganın tek başına mı yoksa başka kişilerle bağlantılı mı olduğu” sorusu da ortada duruyor. IŞİD’in “Bizim askerimizdir” diyerek sahiplenmesi, bağlantıların yurt dışından olabileceği ihtimalini de güçlendiriyor ve IŞİD’in İngiltere’de örgütlendiğinin de bir kanıtı olarak değerlendirilebilir.

Saldırıdan bir gün önce Londra’ya 100 km uzaklıktaki Brighton’da bir otelde kalan Masood, ertesi gün arabasına binip Westmister Köprüsü üzerinde insanları ezerek geçti. Bu kadar uzaktan gelip böyle bir eylemi yapması bile planlanmış bir eylem olduğunu gösteriyor.

Saldırı sonrası, başta medyada olmak üzere bir çok yorumcu bir kez daha İngiltere’nin dış politikalarına ve İslam karşıtı faaliyet yürüten sağcı-ırkçı grupların propagandasına dikkat çekti. İngiltere’nin sürekli radikal İslamcı terör örgütlerinin hedefi olacağı yorumlarının yanı sıra, İngiltere’deki Müslüman örgütlenmelerin de daha yakından takip edilmesi gerektiği üzerinde duruluyor.

Öyle görünüyor ki, İngiltere, daha epey bir zaman İslami terör örgütlerinin hedefindeki ülkelerden biri olacak. En büyük nedense İngiltere’nin Irak ve Afganistan işgallerinde oynadığı rol. Bir diğer neden ise, İngiltere’de yapılacak bir eylemin daha fazla ses getirecek olmasıdır.