Dünya ‘hayır’ın gücünü gördü

Yücel ÖZDEMİR

Referandum sonuçlarının belli olmasının üzerinden iki gün geçmesine rağmen, Türkiye halen dünya basını ve kamuoyu açısından gündemin ilk sırasında yer almaya devam ediyor. Dün, CHP’nin referandum iptali için Anayasa Mahkemesi’nde başvuruda bulunacağını açıklaması da ajansların gördüğü önemli haberlerin başında geliyordu.

16 Nisan öncesindeki gerilime bir de referandum sonuçlarının kıl payı ve şaibeli olması eklenmesi, Türkiye’nin dünya gündeminin ön sırasında yer almaya devam etmesinde önemli bir rol oynadı.

SZ: BAŞARININ, BAŞARI OLDUĞU KUŞKULU

Süddeutsche Zeitung’un dün attığı , “Erdoğan karşıtları darbe almış olabilir, ama yenilmedi” başlığı oldukça anlamlı. Yazıyı kaleme alan Luisa Seeling, bütün eşitsizlikleri, haksızlıkları, oy çalmaları, manipülasyonları, özellikle Kürt muhalefetine yönelik baskıları sıraladıktan sonra şu değerlendirmeyi yapıyor: “Şaibeli başarının başarı olduğu kuşkulu.  Çünkü bütün tartışmalar hükümetteki AKP içinde rahatsızlığın olduğunu gösteriyor. Parti yöneticileri önceden açık arayla kazanacaklarını umuyorlardı. Muhalefet için ise durum oldukça sıkıntılıydı. Savunma pozisyonundaydı. Başarısız darbe girişiminden bu yana ilan edilen OHAL, Erdoğan’a gücünü genişletme fırsatı sunarken, muhaliflerin hareket alanını minimum düzeye indirdi. Bundan en çok HDP etkilendi.”

DIE WELT: ADİL KOŞULLARDA ERDOĞAN KAYBEDERDİ

Die Welt gazetesinden Daniel-Dylan Böhmer tarafından kaleme alınan “Erdoğan’ın bu zaferi yenilgidir” yazısında ise şu cümleler dikkat çekiyor: “İlk bakışta Erdoğan’a, tamamen onun kişiliğine verilmiş bir Evet var. Ancak ikinci kez bakıldığındaysa bu zaferin bir yenilgi olduğu görülüyor.(…) Ve ortaya çıkan sonuç: Kıl payı bir fark. Seçim mücadelesi adil olsaydı ve olağanüstü hal şartları altında yapılmamış olsaydı, Erdoğan büyük olasılıkla dramatik bir biçimde yenilgi almış olurdu. Dünyanın hiçbir parlamentosu, anayasa değişikliğini bu kadar zayıf bir çoğunluğa dayandıramaz. Erdoğan, herkes tarafından takdir edilen bir iktidar sahibi değil ve hiçbir zaman olamayacak. Geleceğin anayasasında hangi maddeler olacak olursa olsun şimdiden bu durum tescillenmiştir.” (17.04.2017)

Başka bir deyişle Erdoğan bu referandumla başkanlık koltuğuna otursa bile, Avrupa’nın gözünde bunu hakkıyla değil, çalınan oylarla koltuğa oturan kişi olacak. En önemlisi de Hayır oyu veren yüzde 50’nin mücadelesi bundan sonra da devam edecek olması.

AVRUPA BİRLİĞİ NE YAPACAK?

Sadece Alman basınında değil, diğer Avrupa ülkelerinin gazetelerinde yer alan yorumlarda da Türkiye’nin şaibeli anayasa değişikliğiyle birlikte otoriter bir rejime doğru hızla gittiği tespit ediliyor.
Dün Spiegel Online tarafından derlenen yazılarda Türkiye’nin bundan sonra “derin bir bölünme” sürecine girdiğine işaret edildi. İngiliz Independent gazetesi de, “Türkiye, demokratik dünyaya sırtını döndü. Türk halkı için bir trajedi” değerlendirmesinde bulundu.

Guardian gazetesi de, “Avrupa ve Türkiye’nin NATO’daki müttefikleri için bu dönüşümün anlamlı sonuçları olabilir. Gerilimli ilişkiler kötüleşmeye devam edecek. Ve sığınmacılar sorununun olduğu bir dönemde bu daha önemli” dedi.

Avrupa’daki gazete sayfaları, televizyon kanalları ve internet sitelerinde iki gündür yer alan haber ve yorumlarda 16 Nisan referandumunundaki şaibe ile birlikte, Türkiye’nin otoriterleşme yönünde ilerlemeye devam ettiği ve Avrupa’nın buna karşı “bir şeyler yapması gerektiği”nden söz ediliyor. İdam konusunda bir referandumun yapılması durumunda müzakerelerin durdurulmasından Gümrük Birliği’nin iptal edilmesine kadar pek çok öneri yapılıyor.

HER ÜLKE KENDİ ÖNLEMİNİ ALACAK

Ancak bunların hangisinin hangi ülke tarafından nasıl yapılacağı belirsiz. Öyle anlaşılıyor ki, bütün ülkelerin otoriter rejimle ilişkisi aynı olmayacak. Kimi ülkeler ekonomik, askeri ve siyasi ilişkileri zaten asgari olduğu için sert yaptırımları gündeme getirecek, kimileri de bu ilişkilerini gözeterek dengeli bir ilişki sürdürmeye çalışacak.

Bunlar arasında en önemlilerinin Almanya ve Fransa’nın tavrının olacağı ise açık. Bu ülkelerin sermaye gruplarının siyasi ve ekonomik çıkarları için, ilişkide oldukları ülkelerin nasıl bir rejime sahip olduğunun çok da önemli olmadığını biliyoruz.

Eğer önemli olsaydı diktatörlükle yönetilen çeşitli Afrika ülkeleriyle, Suudi Arabistan’la, İran’la ya da başka ülkelerle her türlü ilişkilerini keserlerdi.

Ama böyle yapmadıkları gibi, askeri rejimlerle de aralarını iyi tuttukları biliniyor. Bu nedenle Avrupa’nın ne yapacağı, nihai olarak, Avrupa devletlerinin hükmetleri ve AB kurumlarından çok Avrupa halklarının alacağı tutuma bağlı olacak.

Otoriter rejime karşı kendisini gösterenlerle dayanışma güçlendiği takdirde devletler de izledikleri politikalardan geri adım atmak zorunda kalabilirler.

Aksi halde birkaç günlük hassasiyetten sonra herşey eskisi gibi devam edebilir. Ama Avrupa halklarının otoriter rejime karşı demokratik bir Türkiye için bugüne kadar göstermiş olduğu tutum, herşeyin eskisi gibi kolay bir şekilde devam edemeyeceğini gösteriyor.