Referandum sonuçları Almanya’daki Türkiyeli göçmenler için ne anlama geliyor?

16 Nisan referandumu öncesi ve sonrasında özellikle Almanya’daki Türkiye kökenliler üzerine sürdürülen tartışmalar, hem Ankara hem de Berlin’in Türkiyeli göçmenler üzerindeki baskıyı arttırdı. Türkiye kökenlilerin Almanya’ya uyumuna ve Alman halkıyla ortak yaşamına önemli darbelerin vurulduğu bu süreçten çıkmak için özel bir çaba sarf edilmesi gerekiyor.

Hem Türkiye içindeki çelişkiler hem de Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkiler sertleştikçe ve derinleştikçe, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenliler de bundan büyük oranda etkilenecekler. 16 Nisan referandumu öncesinde ve sonrasında yaşanan tartışmalar bunun en somut işareti.

Almanya’daki Türkiye kökenli göçmenler önceki seçimlere göre bu kez çok daha fazla mercek altında tutuldu ve üzerlerinde siyasi hesaplar yapıldı, yapılmaya da devam ediliyor.

Bunu yapanların başında elbette AKP Hükümeti geliyor. 1,4 milyon seçmenin bulunduğu Almanya’da gerilim üzerinden oylarını artırabileceğini planlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve partisinin yöneticileri, adeta Almanya’yı hedef alarak kampanyaya başladılar. Almanya ve Hollanda’nın bazı bakanların ve siyasetçilerin referandum toplantılarını iptal etmesi, milliyetçilik ve şovenizm temelinde gerilimi artırmaya muazzam bir imkan sundu.

Bakan toplantılarının iptal edilmesinden sonra Erdoğan’ın Almanya’ya yönelik yaptığı “Nazi benzetmesi” tansiyonu düşürmeye niyetli olmadığını, tersine gerilimi daha da tırmandırarak siyasi fayda elde etmek istediğini gösterdi.

Referandum Almanya’daki sonucuna bakıldığında, Erdoğan’ın Almanya’ya yönelik planının önemli oranda tuttuğu anlaşılıyor. 1 Kasım erken genel seçimlerinde AKP-MHP bloku toplam 67,2 oy alırken, referandumda bu bloğun çıkarmış olduğu toplam oy oranı yüzde 63 oldu. Rakamla ifade edecek olursak “Evet” bloku, 1 Kasım’da 382 bin 700 oy alınırken, referandumda bu rakam 412 bin 149’a çıktı. Oyların artmasında katılım oranın yüzde 40’tan 48’e çıkması rol oynuyor. Hayır cephesinde ise 1 Kasım’da CHP ve HDP’nin toplam oyu yüzde 40,7’yi (175 bin) iken, 16 Nisan Referandumu’nda verilen Hayır oyu yüzde 37’de ( 241 bin 353) kaldı. Rakamsal olarak kıyaslandığında Evet cephesinde 30 bin, Hayır cephesinde 66 bin artış söz konusu.

GERÇEKTE YÜZDE 63 NEYİN İFADESİ

Buna rağmen Almanya’daki Evet oranın yüksek olması, doğal olarak Almanya’daki Türkiye kökenli göçmenlerin yüzde 63’nin Erdoğan’ın tek adamlığından yana olduğu algısı oluştu. Hatta bu oranın Essen’de yüzde 75’e, Düsseldorf’ta yüzde 69’a, Stuttgart’ta yüzde 66’ya ulaşması sonucu daha fazla dikkat çekilir hale getirdi.

Almanya’daki Türkiye kökenlilere dair rakamları detaylı incelemeyenler doğal olarak her üç Türkiyeliden ikisinin “Erdoğan hayranı, diktatörlük heveslisi, tek adam sevdalısı” olduğunu düşünüyor.

Ama rakamlara ayrıntılı olarak baktığımızda Almanya’daki tablo gösterildiği gibi “felaket” değil. Federal İstatistik Dairesi’nin 2016’daki verilerine göre, Almanya’da Türkiye cumhuriyeti vatandaşı 1 milyon 507 bin kişi yaşıyor. Bunların 1,4 milyonu oy kullanma hakkına sahip. Bunlar içinde çifte vatandaş olanlar da var. Der Spiegel dergisinin Mikrozensus 2011 raporuna dayandırarak verdiği bilgiye göre, Almanya’daki 4,3 milyon çifte vatandaştan 530 bini Türkiye kökenli. Bunlar arasında seçme seçilme hakkına sahip olmayan, doğuştan itibaren Alman vatandaşlığı alan gençler de var.

Alman vatandaşı olan Türkiye kökenlilerle birlikte toplam sayısı yaklaşık 3 milyon. Almanya seçimlerinde 800 bine yakın Türkiye kökenlinin oy kullandığı göz önünde bulundurulduğunda, ‚Evet‘ için çıkan oylar, seçme hakkına sahip 1 milyon 400 bin Türkiyelinin yaklaşık yüzde 30’una; toplam 3 milyonluk Türkiye kökenli nüfusun da yüzde 15’ine tekabül etmektedir.

Yani referandum sonucundan yola çıkarak, “Her üç Türkiyeliden ikisinin Erdoğan’ı desteklediği” sonucu çıkarmak doğru olmayacaktır. Tablonun bu yanı görülmediği ya da gösterilmediği takdirde, büyük çoğunluğun otoriter rejimden yana olduğu gibi yanlış sonuçlara varmak kaçınılmaz oluyor.

KULLANILAN VE AÇIKLANAN OYLAR ARASINDA FARK VAR

Buna rağmen açıklanan rakamlar, Almanya’daki oylarda da önemli bir çelişkinin olduğunu net olarak gösteriyor. Almanya’da oy kullanmanın devam ettiği sürede her gün AKP Yurtdışı Seçim Koordinasyon Kurulu tarafından dağıtılan verilere göre, 14 gün içinde gümrüklerle birlikte toplam 696 bin 863 seçmen oyunu kullandı. Oran da yüzde 48,73 olarak açıklandı.

Ancak açıklanan geçici sonuçlara göre ise, Almanya’da toplam 660 bin 666 oy kullanılmış. Her iki veri kıyaslanınca ortada 36 bin 197 oyun eksik olduğu görülüyor. Bu kadar şaibenin olduğu seçimde her bir farkın oldukça kıymetli olduğu göz önünde bulundurulduğuna, eksik olan her oyun peşine düşmek gerekiyor.

SONUÇLARIN YARATTIĞI TARTIŞMA NE ANLAMA GELİYOR?

Almanya-Türkiye arasında bir süredir devam gerginliğin gölgesinde yapılan referandum, Almanya’daki Türkiye kökenlileri hem kendi arasında hem de Alman halkıyla ilişkilerinde ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı bir etki yarattı. Referandumda, Erdoğan’a önemli bir destek verilmesi de Alman kamuoyunda Türkiyelilere yönelik önyargıları arttıracak görünüyor.

Referandum sonuçlarının ortaya çıkmasından hemen sonra bugüne kadar göçmenlere karşı önyargıları körüklemekle dikkat çeken muhafazakar politikacılar ve basın, “Erdoğan’ın otoriter rejimine ‚evet‘ diyenlerin Türkiye’ye dönmesini ve çifte vatandaşlığın kaldırılmasını” tartışmaya açtılar. Gerici politikalarına gerekçe arayan bu kesimlerin gerçek niyetinin Erdoğan zihniyetiyle mücadeleden çok göçmenlerin haklarını kısıtlamak olduğu sır değildir.

Bu nedenle ne ‚evet‘ diyenlere Türkiye’yi adres olarak göstermek ne de çifte vatandaşlığı kaldırmak çözümdür. Çözüm, Türkiye kökenlilerin otoriter rejime destek vermesini, hatta Türkiye seçimleri için oy kullanma ihtiyacını ortadan kaldıracak, Almanya ile aidiyet duygusunu geliştirecek eşit hakların verilmesidir. Bu yapılabildiği sürece, Türkiye’de gerici politikalara destek verenlerin sayısı belki hiç bir zaman bitmeyecektir ama yıldan yıla azalacaktır.

Özetle Almanya’daki tabloya gerçekçi bakıldığında, genel olarak Türkiye kökenli göçmenlere karşı önyargıları ve düşmanlıkları körükleyecek gerici kampanyaların karşısında sessiz kalmamak gerekiyor. Türkiye kökenliler sadece Erdoğan’a destek verenlerden ibaret değil ve bunun daha yüksek sesle ifade edilmesi gerekiyor.